BolununSesi, Bolu Halkı'nın vicdanının sesidir

Nükleerle yaşamak (!)

Yeşim Seçen

    21 Mart 2011

        Japonya, son yüz elli yıl içerisinde dünyada yaşanmış olan en büyük beş depremden birisiyle sarsıldı ve 9 şiddetindeki bu felaket, bir başka felakete yol açtı; tsunami! Sonrasında yaşananları da hepiniz biliyorsunuz.

       Dünya önce radyo, sonra televizyon ve şimdi de internet derken epey küçüldü ve bu sayede Japonya'da yaşanan felaketi odalarımızda bizler de yaşadık. Şimdi de bu küçük ama nüfusu ve teknolojisi büyük adalar ülkesinin yaşadığı üçüncü felaket olan üstelik on binlerce insanın ölümüne yol açan deprem ve tsunamiyi unutturan nükleer felaketi yaşıyor, radyasyonu odalarımızda hissedebiliyoruz!

        Japonya'da yaşamı allak bullak eden, deprem ve tsunami acılarını bile yaşamaya fırsat tanımayan nükleer felaketi anlatacak en iyi söz ancak; 'nükleer felaket deprem ve tsunamiyi bile unutturdu!' olabilir!

        Oysa 9 şiddetindeki bir deprem, 17 Ağustos 1999'da ülkemizde yaşanan, 'yenildik ama ezildik' dedirten Marmara Depremi'nden tam 40 kat büyüklükteydi.  Üzerine üstlük bir de 6 metrelik dev tsunami dalgalarının hışmına uğramıştı Japonya ve birçok irili ufaklı kıyı kenti haritadan silinmişti! Buna rağmen Fukişama Nükleer Reaktörü'nde çıkan yangın ve sonrasında meydana gelen patlama ile çevreye yayılan radyasyon, yaşanan ilk iki felaketi gölgelemişti!

         İşte, böylesi bir baş belasıdır bu nükleer tehlike!

         Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı uzman verilerine göre Türkiye, 2011 yılından sonra ciddi bir enerji açığıyla karşı karşıya kalacaktır. Yine Bakanlık raporlarına göre Türkiye'nin 2020 yılı için öngörülen enerji ihtiyacı 570 milyar kilovat saattir. TUSİAD verilerine göre de bu rakam 315 milyar kilovat saattir.

        Ülkemizin su kaynaklı elektrik üretim potansiyeli (HES) 32 milyar kilovat saat, güneş enerjisinden elde edebileceği elektrik enerjisi potansiyeli 305 milyar kilovat saat, rüzgâr enerjisi potansiyeli 50 milyar kilovat saat, jeotermal enerjiden elde edebileceği elektrik enerjisi potansiyeli ise 1,4 milyar kilovat saat olarak hesaplanmaktadır. Klasik biokütle ve deniz dalga enerjisini de bunlara ilave edebiliriz.

        Tüm bu rakamları alt alta koyup topladığımız zaman çıkacak olan rakamla dahi 2020 yılı için gerekli olan elektrik enerjisini karşılamak mümkün görünmüyor! Elbette iş 2020 yılıyla da bitmiyor; 2025, 2030, 2040, 2050 de var işin içerisinde! Hadi 2020'yi bir şekilde ve ite kaka çözdük diyelim, sonrasında ne yapacağız?       

         Nükleerle devam mı diyeceğiz?

         Peki, nükleer enerji çözüm mü?

         Eldeki verilere bakınca, sanki nükleer enerjiden başka bir seçeneğimiz kalmamış gibi görünse de, 'attığımız taş, ürküttüğümüz kurbağaya değer mi acaba?'

         Nükleer bir santralin sadece çoklu milyar dolarlarla ifade edilen yapım yani inşaat maliyeti yok elbette. İşletme maliyeti de var ve en önemlisi de nükleer bir felaket anında ve sonrasında yaşanabilecek maliyet, üstesinden kalkılamayacak ölçekte yükler getirecektir. Bu arada zenginleştirilmiş uranyum da dışarıdan geleceğine göre, biz görünüşe göre elektriğimizi kendimiz üretmiş olacağız. Çernobil felaketi sonrası Ukrayna, 2015 yılına kadar 201 milyar dolarlık bir maliyet yaşamış olacak. Kaldı ki Ukrayna, ülke bütçesinin yüzde 15'ini nükleer felaketin izlerini silebilmek için kullanmaktadır.

        Bu bilgilerin ışığında, nükleer santral yapımıyla alacağımız nükleer felaket riski, muhtemel bir felaketin Akdeniz'deki tüm turizm bölgelerine vereceği korkunç zarar ve kaybedeceğimiz turizm gelirleri de düşünülürse, nasıl bir projenin peşine takıldığımızı görebiliriz! Yaşanacak ölümler, ciddi ve kalıcı sağlık problemleri de felaketin tuzu biberi olacaktır. Ağır tahribata yol açacak olan çevre felaketini ise düşünmek bile istemiyorum. Uzun yıllara yayılacak olan sosyal ve psikolojik etkilerinin analizini de işin uzmanlarına bırakıyorum!

        Ayrıca atık nükleer yakıtın depolanması başlı başına bir risk ve tehlikedir. İlk projede yer alan Siemens firması, bu atık nükleer yakıtı 'Toros Dağları'nın altına gömmeyi planlıyordu'!

         Bizler, günlük düşük radyasyon alımlarının bile toplamda ne gibi felaketlere yol açtığını hesap ede duralım, daha büyük nükleer kıyamet felaketleri dünyamızın yakasını bırakacak gibi görünmüyor ve biz de ne yazık ki saf saf ve inadına inadına sıraya giriyoruz! Üstelik Çin, Almanya gibi ülkeler sıradan çıkmaya çalışırken!

         28 Mart 1979 yılında, ABD Pensilvanya'da , Three Miles Island (Üç Mil Adası) Nükleer Santrali'nin 2 Numaralı Reaktörü'nün soğutma sisteminin ana besleme borularında, insan ve basit teknoloji hatalarından meydana gelen arızanın yol açtığı kısmi çekirdek erimesi, Çernobil kadar olmasa da, ciddi bir radyasyon sızıntısına yol açmıştı. Basit bir vana sıkışması, hatalı sensörler ve kurulum hatalarına bir de insan hataları eklenince, durduk yerde nükleer bir felaket ortaya çıkıvermişti Süper Güç olan ABD'de!

       Neyse ki, bu büyük felaket, 18 milyar curies'lik* (küri) radyasyonun reaktör çevresinde bloke edilebilmesiyle ucuz atlatıldı. Çevreye sadece 2,5 milyon Curies'lik radyasyon yayıldı. Çocuklar ve hamile kadınlar derhal tahliye edilerek, 8 kilometrelik çapın dışındaki tehlikesiz bölgelere alındılar. Yöredeki mandıra sahipleri birçok hayvanın kanser nedeniyle öldüğünü söylüyordu. Yaşlılar da kısa sürede ölmeğe başladılar. Doğum anomalileri yani kusurlu doğumlar arttı ve elbette geçen seneler içerisinde birçok insan kansere yakalandı ve öldü!

        2 Numaralı Reaktör sadece üç ay çalışabilmişti. Reaktördeki 100 ton nükleer yakıt, 1985-1990 yılları arasında reaktörden çıkartıldı. Reaktör ise yeniden kullanılmasının tehlikeli olacağı gerekçesiyle kapatıldı ve bir daha asla kullanılmadı. 1 Numaralı Reaktör de çalışmaya ancak 1985 yılında yeniden başlayabildi.

        Reaktörden yayılan radyasyonu temizleme çalışmalarına 1979 Ağustos ayında başlandı ve bu çalışmalar yaklaşık 1 milyar dolarlık (975 milyon dolar) maliyetle ve ancak 14 sene sonra, 1993 yılının Aralık ayında bitirilebildi!

         Bu olay sonrasında 'ABD'de nükleer kaza olmaz!' (!) inancı ciddi bir şekilde sarsıntıya uğradı, nükleer santral yapım planları yeniden kurgulandı, birçok alternatif plan geliştirildi.

       ABD, felaketi gerçekten de ucuz atlatmıştı (!)

        Gelelim bize yani Mersin Akkuyu'ya ve burada yapılmak istenen hantal ve teknolojisi geri Rus Sistemi nükleer reaktöre!

        Elbette spekülasyonlara ve başka tartışmalara girmeyeceğim bunlar zaten yeterince yapıldı, yapılıyor ve yapılacak. Yaşananlar, demokrasilerin normal sonucu olan kamuoyu tepkilerinden başka bir şey değil!

        Ben şunu söylemek istiyorum ve yazımı tamamlıyorum;

        'ABD gibi teknolojiye hâkim, dünya teknolojilerini üreten, geliştiren ve yöneten, iş organizasyon şablonlarını dünyaya pazarlayan bir dev, böylesine basit hatalardan bir nükleer felaket yaşarken, neredeyse elimize aldığımız her işi yüzümüze gözümüze bulaştıran, atamalarda ehliyet ve kariyerden çok siyasi tercihlere göre davranan bir ülke olarak, 'böylesi tehlikeli bir nükleer oyuncakla oynamayı ne kadar becerebiliriz acaba?' diye düşünmeden edemiyor insan'.

    *(Curie ya da Küri; Radyasyon ölçü birimidir. Röntgen'i keşfeden Bay ve Bayan Curie'lerin anısına bu isim daha doğrusu soyadı radyasyon ölçü birimi olarak kullanılmaktadır.)

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak