Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Kanserle kuşatılmak !

Yeşim Seçen

    17 Mayıs 2012

    Sevgili okurlarım, bu yazımda sizlerle çevre, sağlık, gıda güvenliği gibi çeşitli konularda, kısa ama yararlı olacağına inandığım bazı bilgileri paylaşmak istiyorum. Herkesin çok iyi farkına vardığı gibi, son yıllarda ya da arayı kısaltırsak, son 1-2 senede bu tür konularda genel bir bilinç seviyesi, bilgi zenginliği ve duyarlılık oluştu. Artık hiç kimse, 'çevreden bana ne, bu konu beni ilgilendirmiyor' diyemiyor, çünkü hepimiz aynı gemideyiz ve gemimizde çok büyük bir delik var ve su alıyoruz. Gemi batarsa, geride kimse kalmayacağı için, 'batan geminin malları bunlar' diyebilecek işgüzarlar da olmayacak!
     

    Uzatmadan konuyu sıralamaya başlıyorum ve ilk konumuz da, '10 Kanserojen Madde'.

    Hayatımızı kuşatan, onsuz yapamayacağımız ve yaşantımıza kolaylık, konfor ve kalite getirdiğine inandığımız birçok materyalin ana maddesi, ne yazık ki bu 10 kanserojen madde. Bakın listede neler var ve nerelerde kullanılıyor;

    1. ASBEST YA DA AMYANT: Yalıtkan madde üretiminde, otomobil balatalarında, yangına karşı izolasyonlarda, bazı ev eşyalarında kullanılan, doğal olarak toprak ve kayalarda bulunan bu madde, akciğer kanserine neden oluyor. Bu madde ile en yoğun olarak baş başa kaldığımız yer ise, trafik. Otomobillerin fren sistemlerinde oluşan aşırı ısıyı önleyen bir madde olması, ne yazık ki, karayollarında ve istemediğimiz kadar asbest partikülü solumamıza yol açıyor.

    2. BENZEN YA DA BENZOL: Kimya ve ilaç endüstrisinde, kauçuk, film ve yapıştırıcı madde üretiminde, matbaacılıkta, kuru temizlemede ve rafinerilerde yakıt ve çözücü olarak kullanılan benzen, kemik iliği ve kan kanserine (lösemi) neden oluyor.

    3. BENZİDİN: Boyar madde ve lastik üretiminde kullanılan bu maddenin, sektörde çalışanlarda mesane kanserine neden olduğu biliniyor.

    4. PETROL VE KÖMÜR: Petrokimya sektöründe, demir çelik endüstrisinde, termik santrallerde, evsel ısınmada, ulaşım araçlarında kullanılan bu iki fosil yakıt, akciğer, mesane ve kemik iliği kanserine yol açıyor.

    5. ARSENİK VE BİLEŞİKLERİ: Maden işletmelerinde, halı, kauçuk, cam, suni deri, kâğıt sektörü, deri tabakalama ve beyazlatma işlemlerinde yoğun olarak kullanılan bu madde, akciğer, karaciğer ve deri kanserine neden oluyor.

    6. VİNİL KLORÜR (ve diğer klorür bileşikleri): Plastik endüstrisinde ve tarımsal ilaçlarda kullanılan bu kimyasal madde, kirli suların dezenfekte edilmesindeki en önemli maddedir. Şehir su şebeklerindeki suyun içilebilmesi için kullanılan bu kimyasal, karaciğer, akciğer ve beyin kanserine neden oluyor.

    7. NİKEL VE BİLEŞİKLERİ: Bazı metal ve alaşım endüstrisinde bulunuyor ve kullanılıyor. Bu madde de, akciğer ve solunum yolu kanserlerine yol açıyor.

    8. SİGARA VE TÜTÜN: Sigara içenlerde ve fazla sigara içilen yerlerde bulunanlarda; akciğer, nefes borusu, gırtlak, ağız ve mesane kanserine neden oluyor. Sigara ve tütün, en zararlı kanser yapıcı maddedir.

    9. BENZ (A) PREN: Sigara dumanı, zift ve katranda bulunuyor. Akciğer, solunum yolu ve mesane kanserine yol açıyor.

    10. GÜNEŞ IŞIĞI VE RADYASYON: Güneşten gelen ultraviyole (morötesi) ışınları, röntgen ışınları, bazı radyoaktif elementler, radyoterapi ve radyolojik araştırmalarda (röntgen, MR, Tomografi) kullanılırken, günlük kullanım araçları olan; cep telefonları, bilgisayarlar, internet, kablosuz modemler, uydu alıcıları, baz istasyonları, güvenlik kapıları, radar kullanımı, radyo dalgaları; kemik iliği kanseri, deri ve tiroit bezi kanseri ve kan kanserine neden olmaktadır.

    Bu 10 maddeden sonra, hayatımızı karatan bazı olgulardan da bahsetmek istiyorum ve bunlardan bir tanesi de, içli dışlı olduğumuz ASFALT. Evet, otomobillerimizi kullandığımız, her gün bir şekilde üzerinde kilometrelerce seyahat etmek zorunda olduğumuz, yürüdüğümüz, kapımızın eşiğinde de yer alan yollar ve sokakların, petrol kökenli, betonumsu ve siyah kaplamasından bahsediyorum. Bilimsel araştırmalara göre, belki de birçoğumuzun kanser denilen illete yakalanmasının en önemli nedeninin, bu asfalt yollarda, sıcak havalarda açığa çıkan ve sürekli soluduğumuz asfalt buharı olduğunu biliyor muydunuz?

    Milyonlarca senede, çeşitli maddelerin karbonlaşması sonucu oluşan petrol ve petrolün kaba türevi olan asfaltın bu zararlı etkileri, bilim adamlarının tartışmasız kabul ettiği bir olgudur. Bugün birçok yeni bilimsel makalede, asfaltla kanser arasındaki ilişkiye vurgu yapılmaktadır. Yapılan çeşitli canlı deneylerinde, asfalt gazlarının denek hayvanlarında kansere neden olduğu kanıtlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, asfalt tesislerine yakın olan bölgelerde yaşayanlarda, diğer bölgelerde yaşayanlara göre, yüzde 10-50 arasında daha fazla kanser vakasına rastlanmaktadır.

    Yapılarla adeta bir labirente dönen kent sokaklarında bulunan asfalt, sıcakların etkisiyle bir takım petrol gazlarını (polisiklik aromatic hidrokarbonlar veya PAH) etrafa salmakta, rüzgâr ve sirkülasyon eksikliği nedeniyle ortamdan uzaklaşamayan bu gazlar, kansere davetiye çıkartırken, otomobillerden yayılan çeşitli gazlar, asbest ve ağır metallerle birilikte adeta bir zehir kokteyli oluşturmaktadır. Asfalt üzerinden akan yağmur sularının, yer altı sızmaları neticesinde tatlı su kaynaklarına karışıyor olması da, bir başka risktir. Üstelik asfalttan soluduğumuz kanserojen bu gazlarda, güvenli seviye diye bir ölçü de bulunmamaktadır. Kanser riski için, soluyor olmak yeterlidir.

    ABD'de, asfalt fabrikasında çalışan ve çalışmış olan 40-89 yaş aralığındaki kişiler üzerinde yapılan gözlemlerde; akciğer kanseri ve diğer kanser türlerinde, tümörlerde, bronşit, anfizem, astım, karaciğer sirozu gibi hastalıklarda yüzde 95'e varan artış görülmüştür. Bu sonuç, bu tesislerde çalışarak bitüm dumanı soluyanların neredeyse tümünün hastalandığını göstermektedir.
    Bu açıdan, şehirlerde parkeleşme olgusu çok ama çok önemlidir ve parke taşı kullanımının maliyeti ne olursa olsun, asfaltın sağlığımızdan çaldıklarının yanında göz ardı edilebilecek bir maliyettir. Yerel yönetimlere de, lütfen gördüğünüz her boş alanı asfaltla kaplamayın, tören ve çeşitli etkinlik alanlarını, okul bahçelerini ve buna benzer alanları ne olur parke taşlarla düzenleyin diyorum.

    Asfalt konusunu kapattıktan sonra, gıda güvenliğinden bahsetmem, çok önemli olduğuna inandığım bir konuyu belirtmem gerekiyor; güvenli seviye(!)
    'Güvenli Seviye' sözcüğünü duymayan, bilmeyen yoktur. Birçok sektörde kullanılan ve kanserojen olduğu kanıtlanan kimyasallarla ilgili olarak, 'gıda yönetmeliklerinde belirtilen ölçülerde olan, bu değerleri aşmayan' kullanım seviyelerinin güvenli olduğu, hastalığa yol açmayacağı açıklamalarını, çok yerde okumuşsunuzdur. Örneğin, 'bir litre meşrubatta kullanılan X maddesinin oranı, 2 miligramı aşmadıkça, zararsızdır' gibi. İşte bu ibareye dayanarak, kanserojen maddelerin katıldığı ürünleri kullanır ya da tüketirsek, hastalanacağımız kesindir. Çünkü sadece bu üründe değil, yüzlerce, binlerce üründe bu tür kimyasallar kullanılmaktadır ve bir kişi, bir günlük kullanımda, toplam olarak bu seviyelerin neredeyse onlarca katını tüketmektedir. Mesela, bir bardak suyla klor alırken, çikolatada kanserojen bir kıvamlandırıcı, çorbada tehlikeli bir koruyucu, şekerlemede aspartam, bir başka üründe gıda boyası, bir başka gıda maddesinde GDO, bir diğerinde ise monosodyum glutamat tüketilmektedir.

    Ekmekte, şekerde, unda, tuzda, suda, meşrubatta, sütte, yoğurtta, yumurtada, zeytinde, peynirde, şekerlemelerde, baharatlarda, tüm hazır gıdalarda, margarinde, tereyağında, reçellerde, ne yazık ki balda ve akla gelebilecek tüm gıda maddelerinde bu maddeleri tüketmekteyiz. Görünüşe göre, hazır gıdalardan uzak durmak, paketlenmiş, raflarda yer alan ürünleri tüketmemek, geleneksel mutfağa dönüş yapmak, en sağlıklı seçim. Eğer bu imkânınız varsa, sonuna kadar kullanın ve lütfen hazır gıdalardan uzak durmaya çalışın.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak