BolununSesi, Bolu Halkı'nın vicdanının sesidir

Gıda katkı maddeleri

Yeşim Seçen

    28 Mayıs 2011

        Hani çocukken söylediğimiz ve hala her çocuğun bildiğine ve söylediğine inandığım bir çocuk şarkısı vardır; 'Erken yatarım, erken kalkarım / Bir yumurtayı sütle çırparım / Birazcık ekmek biraz da peynir /Aman efendim ne güzel yenir.'
    Evet, güne ekmek, yumurta, süt ve peynirden oluşan bir kahvaltıyla başladığımızı varsayalım, yanında annelerimizin değil de, marketlerimizin reçeli, kavanozdan süzdüğümüz birazcık balı da ekleyelim ve hem güne zinde, hem de sağlıklı başlayalım, ne dersiniz?

        Peki, öyle mi acaba, bu gıdaları tüketerek güne zinde ve sağlıklı başlayabilir miyiz?

        Yumurtanız, kendi kümesinizde bulunan, sağda solda, zehirlerle harmanlanmamış çöplüklerde, küllüklerde, topraklarda eşinerek beslenen, genetiğiyle oynanmamış ve kendi bahçenizden topladığınız; zehirli kimyasala bulaşmadan, suni gübreyle gübrelenmeden yetiştirdiğiniz mısır koçanlarından elde ettiğiniz mısır taneleriyle ya da aynı sağlıklı koşullarda sizin tarlalarınızda başak veren buğday taneleriyle karınlarını doyuran tavuklarınızın yumurtasıysa,

         Sütünüzü de kendi mandıranızda ya da küçük ahırınızda bulunan, çevrede üzerine sülfürik asit, sülfat, nitrik oksit, kurşun, cıva, kadmiyum, çinko, kükürt dioksit, karbondioksit, karbon monoksit gibi zehirli maddelerin serpintilerinin yağmadığı ve Fukişama Nükleer santralinden sızan radyasyonun bulaşmadığı yemyeşil otlaklar varsa, samanınız GDO'lu bir tahılın samanı değilse, yapay hormonlarla semizletilmemiş ve hormonlu gıdalarla karnını doyurmayan kendi ineğinizden sağıyorsanız,

         Ekmeğinizi de yine genetiğiyle oynanmamış buğdaydan, buğdaya musallat olan zararlıları öldürmek için öldürücü ve kanserojen (tarımsal ilaçlar) pestisitlerin kullanılmadığı ve üzerlerine sülfürik asit, sülfat, nitrik oksit, kurşun, cıva, kadmiyum, çinko, kükürt dioksit, karbondioksit, karbon monoksit gibi zehirli maddelerin serpintilerinin yağmadığı ve Fukişama Nükleer santralinden sızan radyasyonun bulaşmadığı tarlalardan, hiçbir kanserojen barındırmayan tabii gübre ile gübrelenmiş toprakta boy veren tahıllardan, kendi ellerinizle dededen kalma su ya da yel değirmeninde elde ettiğiniz ve kanserojen maddelerle beyazlatılmamış undan, kendi ellerinizle ürettiyseniz,

         Reçelinizi, hiçbir zararlı kimyasala, suni gübreye, böcek öldürücüye bulaşmadan büyüyen, ürün veren meyve ağaçlarından ellerinizle toplayarak ve yine zehirlere bulaşmamış tarlalarda üretilen, zehirli böcek öldürücülerle korunmamış, genetiğiyle oynanmamış, zararlı kimyasallarla beyazlatılmamış toz şeker içerisinde dinlendirerek kendini ellerinizle ve anneannelerinizin usulüyle yaptıysanız,

         Peynirinizi de yukarıda bahsettiğim en iyi koşullarda elde ettiğiniz sütten kendi ellerinizle yapmayı başarabildiyseniz,

         Balınızı da üzerine kurşun, cıva, kükürt, radyasyon, suni gübre, böcek öldürücü vb gibi hiçbir zararlı maddenin bulaşmadığı çiçeklerle bezeli çayırlardan bal özü ve polen toplayan kendi arılarınızdan elde ettiyseniz, kovanınıza ve peteklerinize naftalin, parafin gibi zararlı kimyasalları sokmadıysanız ve arz üzerinde artık böyle bir yer varsa sizin güne; ekmek, yumurta, süt, peynir, reçel ve baldan oluşan sağlıklı bir kahvaltıyla başlayabileceğinize tanıklık edebilirim.

         Bu arada, kahvaltımıza zeytini de ekleyebiliriz kuşkusuz ama zeytin tüketmek güvenli mi?  
         Zeytinin bozulmaması için kaya tuzu yerine kostik (sabun yapımında kullanılan ana kimyasal madde) kullanıldığını, zeytini siyahlatmak için zeytin kümeleri arasına paslı çivi, tekstil boyası gibi malzemelerin atıldığını hiç düşünmüş müydünüz? Yeşil zeytinin muhafazası için sitrik asit, laktik asit ve elbette kostik kullanılıyor! Size bir sır verelim o zaman, siyah değil de kahverengi zeytin bulup, tüketmeye çalışmalısınız!
         Uzun bir giriş oldu ve ana konuya yer kalmadı gibi görünüyor ama bu sefer yazımı uzun tutacağım ve sıkılsanız da, bir kahvaltıda ne gibi zararlı katkı maddeleri tüketiyorsunuz, bunun muhasebesini sizlerle birlikte yapacağım. Diğer öğünlerde, günlerde, haftalarda ve aylarda, sonrasında da yıllarda ne gibi zararlı gıda katkı maddeleri tükettiğinizi hesaplamak ise sizin çabanıza kalıyor.

         İdealde ne kadar sağlıklı gıdalar ürettik ama şimdi de gelin, gerçeklere bir göz atalım ve bakın bir öğünde ne gibi zararlı katkı maddelerini tüketiyoruz!

         Unumuzu beyazlatmak için Benzol Peroksit adlı ve Avrupa Birliği ülkelerinde yasaklanan, azı da çoğu da kanserojen olan bir kimyasal kullanılıyor ama bu yetmiyor elbette ve üç ayrı zararlı kimyasal daha katılarak tam bir kanserojen kokteyl oluşturuluyor; potasyum bromat, azodikarbonomit,
    ve klorindioksit!

         Bir dilim ekmekle bunları da midemize indiriyoruz ama o kadar mı? Durun, bitmedi bakın daha neler var bir dilim ekmekte; E (Avrupa Birliği) kod numaralarıyla birlikte; E920 Sistain,  E422 Gliserol (gliserin), E420 sorbitol, E 200 sorbik asit, E 202 potasyum sorbat, E 280 propiyonik asit, E 281 sodyum propiyonat, E 282 kalsiyum propiyonat, E 471-E477 Mono ve digliseridler ve modifiye edilmiş formları ve E170 kalsiyum karbonat...

         Yumurta yeminde kurşun, böcek ilaçları ve afla toksin ve okra toksin gibi mikotoksinler, dioksin gibi kanserojenler, yumurtada HCB (heksaklorabenzen), kalıcı organik kirleticiler, tavukları hızla geliştirmek için stilbesteron adlı hormon ve antibiyotik geleceğimizi karartacak oranlarda kullanılıyor!

         Süt, en doğal haliyle soframıza geliyor gibi görünebilir çünkü pastörize sütte hiçbir katkı maddesi kullanılmaz. Peki, gerçekten süt zararsız mı? Görünüşe göre öyle ama sütün sağıldığı hayvanın neyle beslendiği, bu sorunun cevabını da gizliyor. Eğer, sanayi atıklarıyla kirlenmemiş, tarımsal ilaçlara bulaşmamış bir merada otlayan inekten sağılan sütü içiyorsanız sorun yok ama endüstriyel yemlerle beslenmiş bir ineğin sütünü içiyorsanız, durup düşünmeniz gerekiyor! Genetiğiyle oynanmış soya ve mısır kırığı, mısır silajı, cips fabrikalarının artığı patates kabukları, tahıl artıkları, pirinç kırığı, GDO'lu pancar küspesi ile beslenen, bir tutam otu görmeden yaşayan ineklerin sütü elbette sağlıklı değil!

         Yoğurtta, hayvan deri ve kemiklerinden elde edilen, su tutucu ve kıvam verici özelliği olan jelatin kullanılmakta. Özellikle de domuz jelatini daha kıvamlı yoğurt oluşması için tercih ediliyor. Bir başka kıvam verici madde ise parafin ve parafin de yoğurt imalatında kullanılan bir kimyasal madde!  Yani yoğurt yiyoruz diyerek, gerçekte mum ve jelatin tüketiyoruz! Yoğurt tozu, lezzet artırıcı, bakteri önleyici kimyasallar da işin hediyesi. Natamisin (natamycin) adlı kimyasal, küf ve bakterilere karşı kullanılmaktadır. Bu maddenin, özellikle de hamileler ve doğmamış bebekleri için çok ciddi zararlar verdiği biliniyor.

         Peynirde ise, mayalanma için peynir mayasının özü olan kimozin geninin konakçı bir mikroorganizmaya transferi ve bu mikroorganizmanın uygun koşullarda enzim salgılaması metodu kullanılmaktadır. Bu genetik mayanın sağlık üzerindeki etkisi bilinmemektedir ancak bunun doğal peynir mayalama yöntemi olmadığını söyleyebiliriz.
          Tuz ise başlı başına bir baş belası.. Rafine edilmiş tuzun %97,5'i sodyum klorür; geri kalan %2,5'inde iyot ve nem soğurucu kimyasallar bulunuyor. Tuza, E-530, E-533, E 550 gibi maddeler de ilave ediliyor. Mesela sofra tuzunun iyi serpilebilmesi için alüminyum hidroksit katılıyor. Siz bu tuzu çocukluğunuzdan bu yana tüketiyorsanız, Alzheimer hastalığına yakalanma riskiniz de o kadar yüksek oluyor elbette. (Rafine tuz için kullanılabilecek en iyi alternatif, işlenmemiş deniz ve kaya tuzlarıdır. Bunların içinde kirlenmeye uğramamış olanlar ise Himalaya tuzu ve Kelt deniz tuzudur. Himalaya tuzu doğadaki en saf tuz olarak bilinmektedir. 250 milyon yıl önce var olan denizlerin güneş tutulmasıyla oluşmuş tuz havzalarından alınan bu tuz, bedenimizde bulunan tüm mineralleri içermesinin yanı sıra yeryüzünde bulunan minerallerden 84 ayrı çeşidini de bünyesinde bulundurur. Himalaya tuzu, vücut hücrelerinin iç sıvı dengesinin ve sinir sisteminin elektriksel faaliyetlerini de destekler).
        Size, temel bazı gıda maddelerimizin ne hallerde olduğunu ve bir kahvaltıda ne gibi kimyasallarla karşı karşıya olduğumuzu anlatmaya çalıştım. Bu arada şekerden, şekerlemelerden, tatlılardan, çikolatadan, etten, salamdan, sucuktan, sosisten, turşulardan, hazır gıdalardan, baldan vb bahsetmedim.

         Dünya Sağlık Örgütü (WHO), gelecek on yıl içerisinde kanser hastalıklarının yüzde 60 oranında artacağını ve bu artışın en önemli nedeninin de beslenme olduğunu çoktan ilan etti! Gerçi onlar bunu duyurmasa da, yaşayarak görüyoruz; çevremizdeki insanlar, dostlarımız, yakınlarımız, aile bireylerimiz grip olur gibi, birer ikişer kansere yakalanıyor!

         Diyeceğim o ki, besleniyoruz derken aslında intihar ediyoruz ya da daha masum bir ifadeyle zehirleniyor, kanser devşiriyoruz!

        Gelin, henüz yol yakınken, anneannelerimizin mutfağına geri dönelim ki sağlığımız heba olmasın çünkü kendi ellerimizle ve irademizle zehirlenmenin mantıklı hiçbir açıklaması yok!

                                                

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak