Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Bırakalım dereler özgürce aksın !

Yeşim Seçen

    26 Ekim 2010

       Kaynağından özgürce akan, doğal ortamında çevresindeki habitata* hayat taşıyan bir akarsuyu düşünün.

      Burası Fırtına Vadisi ya da İkizdere ya da bir başka akarsu ve çevresi olabilir.

      Yani yaşama en büyük armağanlardan birisi olan su kendisine yol bulmuş, gözlerden uzakta, korumaya alınmış vadilerde coşkuyla çağlıyor, serinliğiyle, güzelliğiyle, vadinin koyu gölgelerinde, güneşli çayırlarında, taşlı kanyonlarında yaratılıştan bu yana akışını sürdürüyor.

      Doğa bu, yıl oluyor yılı, ay oluyor ayı, gün oluyor günü tutmuyor ve yağmurlar beklenenden fazla yağıyor.

      Su bu, ağzı da yok, dili de yok ki geliyorum diye haykırsın.

      Onun dilinden anlamak aklıyla, algısıyla, mantığıyla yaşamı yönetmeye, anlamaya çalışan insanoğluna düşüyor elbette.

      Sen, vahşi doğanın içerisinde, akarsuyun yakın kenarında, suyun taşkın alanında konut yapmayacaksın, yolunu dereye dayamayacaksın, suya bitişik çadırlı kamp kurmayacaksın, alışveriş merkezini çaya bitiştirmeyecek, tır parkını yaptığın yerden ayağını suya sokmayacaksın.

      Senin ne işin var Karadeniz'in ya da bir başka bölgenin vahşi doğasında, kâh tembel, kâh deli, kâh dolu akan suyunun kenarında?

      Neden evini örneğin, Ovit Deresi'ne bitişik konduruyorsun?

      Neden yamaçlardaki doğal örtüyü kazıyıp, asırlık kestaneleri, ıhlamurları, gürgenleri kesip, çay bahçesi, fındık bahçesi yapıyorsun?

      Doğa bu, dinler mi?

      Su bu, anlar mı?

      Sonrasını hep birlikte yaşıyor, görüyor, biliyoruz.

      Bir bakmışsın, yamaçlardan kayan on binlerce ton toprağın altındasın.

      Bir de bakmışsın, sele, taşkına kapılıp yaşama erken-geç veda etmişsin.

      Bir başka yazımda da dediğim gibi, 'bunları neden söylüyorum!'

      Enerji bakanımız, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun, Rize'nin İkizdere Vadisi'ni doğal sit alanı ilan etmesi karşısında memnun olmadığını belirten bir açıklama yaparken; 'Küresel iklim değişikliği nedeniyle Karadeniz'de belki 2030-2040 yıllarında yağışlarda bazı artışlar olacak. Bu sel, su baskını, taşkın demektir. Bu bakımdan dereleri ıslah etmemiz gerektiğini ifade etmek istiyorum' sözlerini de kullanmış.

      Yani, 'müsaade edin çocuklar, yapmayın, etmeyin, sel olur, heyelan olur, bırakın HES'lere devam edelim' demek istiyor sevgili enerji bakanımız.

      Tamamda biz, vahşi doğada özgürce akan akarsudan, vadisinden, dünya mirası doğasından, güzelliğinden ne istiyoruz Allah aşkına!

      'Ben kafama göre takılırım' deme özgürlüğünü sonuna kadar kullanan insanımıza, 'tamam, özgürsün, kafana göre takıl, ben sana yol da yaparım, 2 bin 500 metre tepeye ya da dereye bitişik kurduğun tek evine elektrik de bağlarım (hoş bağlamasan da iş bilir vatandaşımız kendi elektriğini bağlıyor ya), dereye senin için köprü de kurarım' deme zayıflığını sonuna kadar sunan devletin yapacağı başka şeyler olmalı elbette!

      Nasıl olsa harcırah sıkıntımız yok, üstelik aklımıza ve işimize geldikçe onları örnek vermiyor muyuz; bürokratlarımızı, Avrupa ülkelerinin köylerini gezmeye gönderelim.

      Örneğin Almanya bu işi nasıl halletmiş, köy evlerini bir araya, üstelik villa görünümlü olarak nasıl toplamış görsünler!

      Görsünler dere yataklarında yerleşim yeri var mı?

      Görsünler, vahşi doğada, sit alanlarında özgürce akan akarsuyu mu ıslah ediyorlar, yoksa oralara bulaşan insanların çanına ot mu tıkıyorlar!

      Yapılması gereken; (ben de kabul ediyorum, bunları her bölgede yapamayız, bu konuda iş işten çoktan geçmiştir ama en azından dünya mirası olarak kabul görecek güzellikteki, zenginlikteki ve eşsizlikteki bölgelerimiz için yapmalıyız) bu bölgelere, yasa, kural, mantık dinlemeden sokulan işgalcileri, yerleşimleri, akarsuya bitişik yaşamayı yola bitişik yaşamak kadar saçma bir tutku haline getiren insanımızı buralardan alıp, ötelere, aklı başında ve hem kendilerinin hem de eşsiz doğanın zarar göremeyeceği bir yerlere yerleştirmek, ormanlardan, vadilerden, akarsu yataklarından, sit alanlarından uzaklaştırmak ve böylece, Allah'ın bu ulusa bahşettiği ve birçoğunu mantık dışı projelerle yitirdiğimiz son kalan güzelliklere sahip çıkmak değil midir?

    *(Habitat; canlı topluluklarını barındıran ve kendine özgü özellikler gösteren yaşama alanı)

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak