Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

RAMAZAN SOHBETLERİ

Murat Gücüm

    18 Ekim 2004

    15-16 yaşlarımda, tatillerde bugünkü bankaların bulunduğu bölgede bir esnafın yanında çalışırdım. O dönemde dilencileri tanıma fırsatı buldum. Dilencilerin kaldırımları işgal ederek önlerinden geçenlere kendilerini acındırıp etkilediklerini görürdüm. Fakat, dilencilerin akşamları topladıkları paraları kendilerinden emin tavırları ile bütünlettirirken gördükten sonra hiç de kötü durumda olmadıklarını hissederdim. Evet belki de ikiyüzlülüğü ilk defa dilencilerle tanımış oldum. O yüzden dilencileri oldum olası hiç sevmem. Dilencileri sevsen ne - sevmesen ne, istersen önüne üç beş kuruş atarsın, istemezsen atmazsın tavrı bence ihtiyacı olanla, ihtiyacı karşılayan ilişkisini dejenere eden, küçülten bir tavırdır. Toplumsal dayanışmadaki mahremiyeti çürüten bir tavırdır. Bu yüzden dilenen ile dilenciye para verme ilişkisi kökünden çözülmelidir. Fakat Ramazan ayının gelmesiyle beraber, her yerde olduğu gibi Bolu'da da dilenci sayısında patlama olduğunu görüyoruz. Gereği için yetkililere duyurulur. [Bu arada doğuştan dilenci olanlar banka alışkanlıkları olmadığından olacak herhalde; bütün paralarını (yirmilik- onluk) zabıtalar el koymasın diye diye esnaflara emanet bırakmayı teklif ediyorlarmış.]

    Ramazan aylarında yardıma ihtiyacı olanlarla, yardım yapmak isteyenlerin ilişkisi daha bir öne çıkar, gündemi doldurur. Bu ilişki, ülkemizi yoksullaştıran IMF programları vb. konuların dahi önüne çıkar. Ramazan?ın ilk haftasında ulusal televizyon kanaları ve yazılı basın, gecekondularda, çadırlarda, şehir hatları vapurlarında vb. yerlerde verilen devasa iftar yemeklerinden bahsediyor. Yemekleri şereflendiren siyasiler, yöneticiler, yardımseverler televizyonlarda, gazetelerde boy gösteriyorlar. Bolu'da ki yerel basında buna benzer haberlerle dolu. Ramazan aylarında evine aş ve eşya götüremeyen yoksula hayır çarşılarında eşya, iftar salonlarında aş vermek elbette çok önemli ve saygın işler. Ama burada yapılanları değil, yapılamayanları da düşünmek ve çareler üretmek bizlerin görevi olsa gerek. Kısacası onuru sebebiyle hayır çarşısına eşya almaya, aş evine aş almaya gelemeyenler için çareler üretmek gerek. Yoksa belli merkezlerde yapılanları reklamlarla süslemek başka amaçlara hizmet eder, yardım yerine ulaşmaz. İhtiyacı olana yardım etmeyi bu tarzda yapanlara Hz. Muhammed'in "ACİZE YARDIM EDERKEN BİLE BİR ELİNİZİN YARDIM ETTİĞİNİ, ÖBÜR ELİNİZ GÖRMESİN" dediğini hatırlatmadan geçemeyeceğim.

    Toplumsal dayanışmada mahremiyet gerçeği bugünün değil, binlerce yıl önceden gelen bir mirastır. Unutmayın;

    Reklamlardan vazgeçin.

    Daha endişesiz ve mutlu ve adaletli ve barış dolu günler bizlerle olsun.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak