Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Miletvekillerine ders: 2

Murat Gücüm

    16 Temmuz 2007

    ?Olsa da olu, olmasa da olu...?

    ?Sayın vekilim; Beni ilçe başkanın gönderdi. Amcam hasta. Hacettepe?de iyi bir doktor var. Sana zahmet bana bir randevu al.

    Sayın vekilim; Benim kızım, ellerinizden öper. İki senedir Çorum Sungurlu da hemşire. Tayinini hiç olmazsa, Mengene yaptırıver.

    Sayın vekilim; bizim milli eğitimde bir müdür muavini var. Ne olduğu, kimden olduğu belli değil. Onun yerine, bizden... okulunda ... isimli öğretmen var. Onu müdür muavini yapalım.

    Sayın vekilim; ... hastanesindeki başhekime söz geçiremiyoruz. Her halde şu görüştenmiş. Onun yerine şu ilde, sizinde uzaktan akrabanız oluyormuş bir doktor var. Onu hastaneye başhekim yapalım?

    Bunlarda nerden çıktı diyebilirsiniz. Ama yukarıda yazılanlar bizim gerçeğimiz. Kabullendiğimiz, benimsediğimiz, kısacası bizim ezberimiz. Milletvekilleriyle ile seçenler arasındaki bu diyaloglar bir kültür haline dönüştü. 2001?li yıllarda, Sayın Mustafa Karslıoğlu?nu, 2003?lü yıllarda Sayın Mehmet Güner?i Türkiye Büyük Millet Meclisi?nde birkaç kez ziyaret ettiğimde çeşit çeşit hep bu yukarıdaki diyaloglara şahit oldum. Şahit olmayanımız var mıdır? Peki olması gereken bu mu? Bu soruyu Sayın Karslıoğlu?na ve Sayın Güner?e de sordum. Tabi ki hayır dediler. Kimse kusura bakmasın ama siyaset yapması için seçtiğimiz milletvekillerini; teşrifatçı, tayin aracı, bir bireyi veya topluluğu diğerinin önüne çıkartarak, çifte standardın uygulayıcısı pozisyonuna düşürmek, milletvekillerine de, milletvekilliği buymuş dedirtmek bence en büyük hastalıktır. Milletvekilleri maaşlarının azlığından açıkça yakınmazlar ama, yukarıdaki taleplerle T.B.M.M.?sine giden seçmenlere ısmarladıkları yemek faturalarının yüksekliğini görünce, maaşları artınca da sevinirler. Milletvekillerine hak vermemek mümkün değil(!)

    Peki böyle mi olmalı? Tabi ki hayır! O zaman bu oluşan ilişki, niçin hiç tartışılmaz. Onu da anlayabiliyoruz. ?Böyle gelmiş, böyle gider? kolaycılığında olunca her şey süt liman.

    Sayın seçilecek milletvekilleri, bu hastalığın teşhisine katılıyorsanız bunu değiştirmek ve bu hastalıkla mücadele etmek yine size düşüyor. İşte siyaset yapmak bu. Asli görevinizin ne olduğunu seçmenle korkmadan, çekinmeden tartışın. Önce tepki alırsınız, ama sonra sizde rahatça siyaset üretebilirsiniz.

    Söylemesi bizden, ciddiye almak sizde.

    Tam konumuza denk düştüğü için 22 Mart 2004 tarihinde ?Sukut-u hayal? başlıklı yazımın bir paragrafını sizlerle tekrar paylaşıyorum.

    Daha endişesiz ve adaletli ve sağlıklı ve mutlu günler bizlerle olsun...

    ?Yalnız güçlü olmak, gücün kendinde olduğuna inanmak doğal olarak şımarmayı da beraberinde taşır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan her ne kadar başka gerekçelerle izah etmeye çalışsa da, bir çok bölgede işçileri, memurları, esnafı, köylüleri ve gençleri azarlaması gücün kendinde olduğuna(!), olduğundan daha fazla inanmaktan geliyor her halde. Nitekim 19 Mart 2004 tarihli Hürriyet Gazetesi?ndeki yerel seçimler ve Bolu konulu yazının manşeti aynen şöyle atılmış; ?MİLLETVEKİLLERİ OLSADA OLU, OLMASA DA OLU? Sayın vekiller ve yöneticiler bu manşetin sorumluları tabi ki sizsiniz. Eğer 2003 yılının Aralık ayında ORÜS ile ilgili 50?yi aşkın D.K.Ö.?nin söylemlerine lüzumsuz gerekçelerle karşı çıkmayıp, bu örgütlerin yanında olsaydınız, daha açıkçası ORÜS?ün AİBÜ?nün elinden alınmasına dur deseydiniz, bu manşet öyle olmazdı sanırım. Bu arada tanıyanlar bilir, ısrarcıyımdır. ORÜS ile ilgili yapılabileceklerin olduğuna inanıyor, ORÜS?ü hak ettiği yere AİBÜ?ne verilmelidir diyorum. Sadece güce itaat etmek, adaleti gözden çıkarmak demektir. Bunu unutmamak gerekir. ?Dalgaların gücü, yüksekliğinde değil sürekliliğindedir?

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak