Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Bir öğretmen, bir öğrenci hikayesi ve 12 Eylü

Murat Gücüm

    11 Eylül 2006

    Her yıl 12 Eylül geldiğinde yüreğimi bir ürperti alır ve ardından geçmişe yolculuğa çıkarım. Her seferinde kendimi yargılar, kendi vicdanımda beraat ederim. Bir kaç gün hüzünlü olsam da daha sonra; o kavgaları, o paylaşmaları, o dayanışmaları iyi ki yaşamışım diyerek güçlenirim. Bizim kuşak ve önceki kuşaklar neyi kastettiğimi anlamışlardır. Ama 1970 tarihinden sonra doğanlar 12 Eylül den kastın ne olduğunu bilemeyebilirler. Meraklı olanlara kısaca anlatalım. 12 Eylül 1980 tarihinde ülkemizin Parlamentosu fesih edilerek anayasada ortadan kaldırılmıştı. ?Bizim çocuklar işi bitirdi.? denildi. Sözün sahibi Amerikalı yetkili, çocuklar da; halen Marmaris?de nü resimler yapan Kenan Evren ve dört arkadaşı. Bu gün uzun uzun 12 Eylül nedir? Ne değildir tartışmayacağım. Yalnız yeni eğitim yılının başlamasıyla alakalı yaşanmış iki adet 12 Eylül hikayesini sizlere aktarmak istiyorum.

    Bu öğretmenden korkulur. Sürün!

    Tarih 19 Mayıs 1980. Yer: Bolu Şehir Stadyumu. Bilindiği üzere 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları sırasında, öğrenciler ellerinde çeşitli vecizlerin yazılı olduğu pankartlar taşırlar. O yıl taşınan pankartın bir tanesinde Atatürk?e ait ?Ekonomik bağımsızlığı olmayan milletin, bağımsızlığından söz edilemez.? deyişi yazılı. Sen misin bağımsızlıktan söz eden, pankartı 19 Mayıs bayramında öğrencilere taşıtan. Hemen sorumlu öğretmen ciddi bir soruşturmadan geçirilip önce il dışı sürgün, tam kitabına uydurulamayınca Bolu İmam Hatip lisesine sürgüne.

    Kitaplar yanıyor.

    12 Eylül 1980?nin hemen sonrasında ama ihbar ama başka sebep evler basılıyor ve o yıllarda bütün kitaplar potansiyel yasak yayın muamelesi gördüğü için kitaplar toplanıyor, kitap sahipleri de gözetim evlerinde günlerce sorgulara alınıyordu. Başına gelebileceklerden ürken öğretmen, hem kitaplarından vazgeçemez hem de gözetim evlerine düşmek istemez. Arkadaşına ait yarım kalmış bir inşaata kutular içinde kitaplarını saklar. Fakat inşaatta çalışan Düzce?li işçi kitapları görür. Kutunun içinden Nazım Hikmet?e ait kitabı gizlice cebine sokar. Ertesi gün Düzce?ye yola çıkar. Köyüne gittiği akşam, kaçakçılık yaptığı öne sürülen dayısını almaya gelen güvenlik görevlilerinin yaptığı aramada inşaat işçisinin cebinde Nazım Hikmet?in kitabı bulunur. O günlerde silah kadar tehlikeli olan kitapla beraber doğruca sorguya götürülür. İnşaat işçisinin akrabaları tarafından uyarılan öğretmen kitapları inşaattan alır ve bir telaşla evinin banyo sobasında yakmaya başlar. Kitap yakma operasyonu  sürerken evdeki kitaplığın yanından hiç ayrılmayan, okumayı seven öğretmenin ortaokul öğrencisi oğlu gözyaşlarını tutamaz. Bütün aile hem ağlar hem de kitapları yakarlar. Emekli öğretmen baba, yaşanan o günden sonra oğlunun okuma sevgisinin azaldığını hüzünle anlatıyor.

    Atatürk?ün özdeyişini bayramda öğrencilere taşıttığı için sürülüp küstürülmüş öğretmen ile kitapların yanışını ağlayarak izleyen küstürülmüş orta okul öğrencisi yan yana geldiğinde,  bugünkü eğitim ve öğretimdeki kaosun ana kaynağının 12 Eylül 1980 olduğunu görürüz. Küstürülmüş öğretmenler, küstürülmüş öğrenciler.

    Yeni eğitim ve öğretim yılı hayırlı olsun.

    Daha endişesiz ve mutlu ve adaletli ve barış dolu günler bizlerle olsun.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak