Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

DELİLİĞE METHİYE

Yurdaer Kalaycı

    14 Mart 2005

    Kafam karma karışık.

    Köşe yazımı yazmak için bilgisayarın başına oturdum.

    I ıh!

    Tek kelime çıkmıyor.

    Ekran bana bakıyor, ben ekrana.

    Baktım olmayacak, beygirin başını koyuverdim.

    Nereye giderse gitsin diye.

    O nedenle; her ne kadar sürçü lisân edersem af ola.

    Bir zamanlar toplumu rahatsız eden çok kötü olaylar, akılsızca işler olmuştu.

    Üzerinde neler neler yazılıp çizilmişti.

    Unuttum.

    Unutamadığım tek şey, üstat Çetin Altan?ın yazısı idi.

    Kocaman köşe bomboştu.

    İçinde tek cümle vardı.

    ?Bugün canım yazı yazmak istemiyor?

    O tek cümle bana her şeyi anlatmıştı.

    Bugün benimde canım çok sıkılıyor ve yazmak istemiyorum.

    Neden mi?

    O kadar çok neden var ki!

    Say, say bitmez.

    Pislik her yanı sarmış.

    Etraf leş kokuyor.

    Temizle temizleyebilirsen.

    Delirmek işten değil, ama kolay da değil.

    Her şeye rağmen, Allahın lütfu olan akıl, terk etmiyor insanı.

    Kısa bir süre delirmek için, izin istedim aklımdan.

    Şu an izinliyim.

    Delidir ne yapsa yeridir, derler ya; işte öyle!

    Yeter be yeter!

    Bu aymazlıklar, bu küçük ayak oyunları.

    Şahsi menfaatler için, insanları aldatmalar.

    Haktan yana görünüp, halkı kandırma hazırlıkları.

    Kapalı kapılar ardında hazırlanan tuzaklar.

    Dev aynasına bakanların, kendilerini büyük sanmaları.

    Büyük adamlara çelme atıp devirmeler.

    Toplumun önünü tıkatmalar.

    Okumadan hafızlığa soyunmalar.

    Bilgisiz, fikir üretmeye kalkmalar.

    Bir yığın at sineği, dolanıp duruyor etrafta.

    Bilirsiniz; at sinekleri, yük çeken, yorulan atların kıçında uçuşur.

    Hiç aç kalmazlar, ama hep bok yerler.

    Develerin önünde, eşekler yürür.

    Develik ve eşekliğin devri bitmiştir.

    Dünya giderken Mersin?e, biz gidemeyiz tersine.

    Bugüne kadar, ?küçük şahsi hesaplar uğruna?, deve kuşu gibi,

    kafamızı kuma gömdükte, ne oldu?

    Altın idik, bakır olduk.

    13.y.yılda Bolu'dan geçen ünlü seyyah İbni Batuta; bakın neler diyor:

    Boli?de (Bolu) ahi yiğitlerinin birinin tekkesinde konakladık.

    Hak Teala yabancılara, gariplere, şefkat ve merhamet gösteren,

    her gelen geçene yardımını esirgemeyen

    onlara kucak açan, misafirleri kendi akrabasıymışçasına bağrına basan,

    bu dervişlere en güzel mükâfatı versin.

    Ne güzel değil mi?

    Biz aslında o ahilerin torunlarıyız.

    Eminim, ?bizim bu hallerimize bakıp?, kemikleri sızlıyordur,

    Onlar, ?Kuran ahlakı ile yaşarlar?, her işi, ehline teslim ederdi.

    Arayıp, peşinden koştukları? küçük menfaatleri değil? Allah rızası idi.

    Hak yemez, hak yiyen bok yesin derlerdi.

    Gerçek tapu senetlerimiz olan, dağlarda ki türbelere bakın,

    etrafları ulu ağaçlarla doludur.

    Halk onların emirlerine hala uyar,

    o ağaçlardan bir dal bile kesmez

    Onlar, gerçek çevreci idiler.

    Bizim gibi çevreci görünüp,

    çevreyi talan etmeye kalkmazlar idi.

    Aşık Veysel?e ?benim sadık yarim kara topraktır? dedirten,

    onların öğretileri idi.

    İlime çok değer verir,

    bir vakit ilimle uğraşmayı, yetmiş vakit ibadetten üstün tutarlardı.

    Cehaleti yerden yere vururlardı.

    Cahil ile etme pazar, sonunda oyuna bozar, derlerdi.

    Onların sadece masallarında, ?pire berber, deve tellal? olabilir idi.

    Herkes, haddini hududunu bilir,

    hiç kimse, layık olduğu seviyenin üstüne, çıkmazdı.

    İtibar zarfa değil, mazrufa idi.

    Aldatma, göz boyama ile uğraşmazlardı.

    Hele, hele asla Allah ile aldatmaya kalkmazlar idi

    Söyleyin Allah aşkına;

    bizde o ataların ahlakından ne kadar iz kaldı.

    Delirmekte haksız mıyım?

     

    NOT:

    Bu yazı hiç kimseyi hedef almamıştır.

    Gaye kimseyi üzmek değildir.

    Hepimiz toplumsal çürümeden nasibimizi aldık.

    Kimimiz az, kimimiz biraz daha çok.

    Kendi kendimizi sorgulamalıyız,

    Allahtan af dileyip, tövbe ederek, düzelmek zorundayız.

    Başka bir yol yoktur.

    Allah?ım bizi ?atalarımızın gittiği? doğru yola ilet.

     

     

    EK- Haftalardır tepkisizlikten yakındığımı biliyorsunuz.

    Nihayet bir tepki gelmiş, sevindim.

    Tepki ?Bolu yağma Hasanın böreğimi? başlıklı yazım ile ilgili.

    Yazının içeriği ile ilgili tek kelime yok,

    Yaylalar verimli topraklarla ilgilenmemiş, kovulup azarlanışımdan da söz etmemişler.

    O mizahi yazıda:

    Hepimizin bildiği bir şaka deyime takılıp, (dilimle,burnumun beni dinlememesinden yakınarak) sanki baş çavuşun eşeği osuruyor, dememi kınamışlar.

    Kimler mi?

    Bolulu Astsubay Emeklileri Derneği.

    Ne hoş bir fıkra oluşmuş dimi?

    Bizim halimizi ne güzel anlatıyor.

    PARDON YANİ!

    (Allah?ım sen aklımı muhafaza et)

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak