Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

2006 YILINDA CAMİLER, KADINLAR ? ERKEKLER!

Yurdaer Kalaycı

    30 Ocak 2006

    Yıl 1950, yaşım 10...

    Hurafeler yaygındı.

    Hemen her konuda hocaya danışılırdı.

    Mahallemizde de

    ?şalvar giyen, güler yüzlü, yaşlı? bir hoca vardı.

    Kadınlara nesehet (nasihat) ederdi.

    Nesehet bazen camide, bazen de bir evde olurdu.

    Konu; günah, haram, mekruh ve cehennem idi

    ****

    Hoca

    (Nesehet?in biz de olduğu bir gün)

    ?Ey gadunla, horoza bakmak haramdır.

    Çünkü erkek cinsidir.? dedi.

    Dövünmeler başladı!

    (Çocuk aklım komikliği kavramıştı.)

    Kıkır, kıkır güldüm.

    Annemden de çimdiği yedim.

    ****

    Camiler erkeklere aitti.

    Kadınlar teravih ile mevlitlere giderdi.

    Mahfilleri perde örtülü olurdu.

    Sakince oturmayı da beceremezlerdi.

    Meşhur(rahmetli) Hoca İsmail Amca:

    ?Susun! Camiyi kadınlar hamamına cevirdiniz.? diye bağırırdı.

    ****

    O günkü düşünceye göre;

    -Kadınların saçı uzun, aklı kısaydı.

    -Erkeklerin aklını çelerlerdi.

    -Karınlarından sıpayı, sırtlarından sopayı eksik etmemek lazımdı.

    ****

    Annem yün atkı örtünürdü.

    Anneannemin yeldirmesi vardı.

    Misafirliğe giderken de kara çarşaf giyerdi.

    Tüm kadınlar annem gibi, anneannem gibi örtünürdü.

    Sadece, okula giden kızların başı açık olurdu.

    ****

    O yıllarda, beş ilkokul, bir ortaokul, bir erkek sanat okulu,

    bir kız enstitüsü, bir orman okulu, bir öğretmen okulu vardı.

    Genel hedef, beşten şahadetname almaktı.

    Lise 1954?te açıldı.

    Diğer illerde de, durum pek farklı değildi.

    Halk, özellikle de kadınlar cahildi.

    Okuma yazma bilen azdı.

    Ortaokul mezunları parmakla gösterilirdi.

    ****

    Aradan 55 yıl geçti.

    Hemen her ile üniversite kuruldu.

    Diplomalı işsiz orduları oluşturuldu.

    Ama!

    Değişen bir şey yok;

    Hala camiler erkeklerin tekelinde.

    Hala kadınlar erkeklere yer açmak için camiden çıkarılıyor.

    Hala bir grup hanım başı açık namaz kıldı diye kıyamet kopuyor.(1)

    ****

    ?Az gittik, uz gittik.

    Dere-tepe, düz gittik.

    Dönüp arkamıza baktık.

    Bir arpa boyu yol gittik.?

    diyen masal nakaratın tekrarı değil mi bu?

    ****

    Batıdan unu, şekeri, yağı, hatta ateşi dahi aldık.

    Neden hala helvayı karamıyoruz?

    Neden Adem, hala Adam olamadı?

    Neden ilkellik, hala paçalarımızdan akıyor?

    Neden hala, kadınları şehvet objesi olarak kabul ediyoruz?

    Neden edep, ahlak fukarası haline geldik?

    ****

    Rahmetli anneannem:

    - Oğul, üniversite mektebinin kaldırımlarını eşekler de çiğner.

    -Sen eşek olma emi, derdi.

    O bir bilge mi idi?

    Yoo?!

    O, hayat mektebinde pişenlerdendi.

    Onları pişiren fırıncılar vardı.

    ****

    O fırıncılar, ?yüzlerce yılın tecrübesi ile? insan pişirirlerdi.

    Anadolu?ya damgalarını vurmuşlardı.

    Onlar, Kur?an ışığından yararlanıp, ademleri eğiten,

    Mevlana, Yunus Emre, gibi ulular ve onların ardılı, isimsiz kahramanlardı.

    Odunu adam ederlerdi.

    Kadınlara ana, bacı, kardeş dedirtirlerdi.

    Cennetin, ?anaların ayaklarının altında? olduğunu öğretirlerdi.

    ****

    Onlar, insana sadece bilgi yüklemezlerdi.

    Hedefleri, ?bilgi yüklü eşekler? yetiştirmek değildi,

    eşeği (cahili) adam etmekti.

    ****

    Her odundan mobilya olur mu?

    Kimi yakılır, kimi doğrama olur, kimi de nadide mobilya değil mi?

    Her cahilin de adam olamayacağını bilirlerdi.

    Adam olacakları seçerlerdi.

    ****

    Batı öğretim metotlarını uygulamazlardı.

    Önceliği eğitime verirlerdi.

    Öğretim ardından gelirdi.

    Eğitilenin öğreneceğini bilirlerdi.

    ****

    Batı öğretisi;

    insana Primat (iki ayak üstünde yürüyen hayvan) der.

    ?Onu diğer hayvanlardan ayıran özelliğin?, akıl olduğunu söyler.

    Eğitimsiz akıl, iç güdüsüne tabi olur.

    Yılandan bile tehlikelidir.

    Ne yapacağı belli olmaz.

    ****

    Dünyanın hayran olduğu, o eğiticiler;

    batının ?içgüdü?dediğine ?nefs-i emare? derdi.

    Eğitime ?nefs ?den başlarlardı.

    Bu eğitim sisteminin adı İslam tasavvufu(2) idi.

    Muhtelif metotlar kullanırlardı.

    Bu metotlara da tarikat derlerdi.

    ****

    Ahilik tarikatı da bunlardan biriydi.

    (Batıcıların Kalvinizm dediği sistemin benzeri)

    Meslek adamı olacaklara uygularlardı.

    Meslek adamlarına İSO standardını değil, standardın en yüksek olanını

    yani Allah rızası standardını öğretirlerdi.

    O standarda inanan asla kaliteyi bozmazdı.

    Kendi kendini denetlerdi.

    ****

    Zamanla sapla saman birbirine karıştı.

    Cahiller mürşit rolü oynadı.

    Zır cahiller mürit.

    ****

    Kargalar kılavuz oldu.

    Anırmalar ve caklamalar ortalığı kapladı.

    Halkın burnu boka saplandı.

    Durum arap saçına döndü.

    Ayıklamak mümkün değildi.

    Atatürk de, çok haklı olarak,duruma müdahale etti.

    Tekke ve zaviyeleri kapattı.

    Böylece pislikler süpürülüp atıldı.

    Ama;

    Kurunun yanında yaş da yandı.

    ****

    Aradan bu kadar yıl geçti.

    Pislikler yok oldu mu?

    Mantar gibi türüyorlar.

    Anırtı ve caklamalar ayyuka çıkıyor.

    Olan, insan ruhunu oya gibi işleyen, odunu, eşeği, adam eden

    gönül sultanlarına oldu.

    Ek-1:Yukarıdaki ifadem, o bayanların camide başı açık namaz kılmalarını hoş gördüğümden değildir. Cami adabına uymaları gerekirdi. Keşke uysalardı. Kendilerinin nasıl bir mazereti var bilemiyorum. Öğrenmek lazım. Galiba mazeretlerini anlatmaya da fırsat bulamadılar

    Ek-2:İslam tasavvufunda eğitim:

    Eğitimsiz birey, ? mürşit?e teslim edilir.

    Eğitim teorik değildir.

    Mürşit örnek olur,

    müridi oya gibi işler

    Her mertebe uzun ve çileli gayretle aşılabilir.

    Her mertebeden en alt mertebeye düşmek mümkündür.

    Azim ve gayret ister.

    Tasavvufi eğitimde aşılması gereken mertebeler:

    1-Nefs-i emmâre: günah olan şeyleri emreder.

    Bu mertebede bulunan, kötülüğün zuhûrundan sonra pişmanlık duyar.

    Pişmanlık davranışlarını etkilemez, nefsine düşkündür.

    2-Nefs-i levvâme: Yaptığı kötülüklerden sonra zaman zaman pişmanlık duyar.

    Tevbeye temâyül gösterir.

    Allah?a muhabbet duymaya başlar.

    3-Nefs-i mülheme: İlhâm ve keşfe mazhar olmaya başlar.

    Neyin hayır, neyin şerr olduğunu idrâk edebilme melekesine sâhiptir.

    Şehvet isteklerine karşı kısmen direnme gücü oluşur.

    4- Nefs-i mutmeinne: Kötü ve çirkin sıfatlardan kurtulup güzel ahlâk ile ahlaklanır.

    5-Nefs-i râziye: Kendisi hakkında tecellî eden kazâ hükümlerine tereddüdsüz teslim olup rızâ gösterir.

    İlahi sır ile tanışır.

    6-Nefs-i merziyye: Allah ile kul arasında rızânın müşterek olduğu, kulun Allah?dan, Allah?ın kuldan râzî olduğu makamdır.

    7-Nefs-i kâmile: Bu makamda sâlik, bütün marifet makamlarını kazanarak irşâd mevkiine yükselir.

    Bu makam vehbîdir.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak