Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

DIGIDIKLI 23 NİSANLAR

Yurdaer Kalaycı

    25 Nisan 2005

    Uzun bir sırığın kalın tarafına kınnap bağladın mı, at olurdu. .

    Sürüsü sümüklü mahalleli çocuklar, o atlara biner, kınnap dizgine asılır, koşturmaya başlardı.

    Dıgıdık, dıgıdık, dıgıdık.

    O mahalle senin, bu mahalle benim.

    Atlarımız, en güzel erik ağaçlarının, hangi bahçelerde olduğunu bilirdi.

    Bahçe sahipleri zaman, zaman höt- zört etseler de, genelde görmezden gelirlerdi.

    Ceplerimiz erik dolardı.

    Evden de bi dilim yağlı ekmek kaptın mı!

    Mevlam selamet versin.

    Akşam hava kararmadan eve giren kim.

    Pembeydi dünyamız .

    Mutluyduk.

    -----------

    İlk mektebe başlayınca da, fazla değişiklik olmadı.

    Akşamüstü mektepten gelip, çantayı eve bırakır, sokakta oyun oynardık.

    Gazoz kapakları, sigara kutuları paramızdı.

    Herkes kapak ve kutusu kadar konuşurdu.

    Serk- i doryan, hususi kokulu, Sipahi ocağı en değerli kutulardı.

    Elinde bunlardan üç beş tane bulunan zengin sayılırdı.

    Yere bir daire çizer, içine sigara kapaklarını yayar, oyuna başlardık.

    Elimizdeki yassı taşları dairenin içine atıp, kapakları çizgi dışına çıkarmaya uğraşırdık.

    Maksat ütmek.

    Zaman fırtına gibi geçerdi.

    Akşam ezanı okunmasa, akşam olduğunu fark etmezdik.

    Pembeydi dünyamız..

    Mutluyduk.

    ------------

    Arasta içinde ayakkabı tamir eden pek çok tamirci vardı.

    Pençe üstüne pençe vururlardı.

    Genelde orta mektebe başlarken tanışırdık, ceketle.

    İçinde çocuklar karikatür gibi kalırdı.

    Kiminin mendil cebi, solda değil sağda olurdu.

    Nedeni çok basit.

    (Eskiciden alınan elbise giyile, giyile solduğu için, terziye ters-yüz ettirilirdi.

    Kumaşın iç tarafı yeni gibi dururdu.)

    Bu işe ?tornistan etme? denirdi.

    Marka filan bilmezdik.

    Pembeydi dünyamız. .

    Mutluyduk.

    -----------

    Çoğumuzun oyuncağı ya hiç yoktu, yada dikiş makarası, jant çemberi gibi şeylerdi.

    Her türlü ıvır- zıvır dan, oyuncaklar türetirdik.

    Hayal dünyamız genişlerdi.

    Üç-beş varlıklı evinde, pilli-cereyanlı radyo vardı.

    Evinde radyo olan çocuklara gıpta edilirdi.

    Ayşe abladan masallar programının gün ve saatini iple çeker, birbirimize günler boyu anlatırdık.

    O masallardan, ne masallar türetirdik, ne masallar.

    Hiç birinde şiddet yoktu, öldürme yoktu.

    Pembeydi dünyamız.

    Mutluyduk.

    ------------

    Kolej kelimesinin anlamını bilmezdik.

    Heves genelde leyli-meccani ile Kuleli?ye idi.

    Özel dershane mi!

    O da ne?

    Kimse bilmezdi.

    Öğretmenler de öğretmendi ha!.

    İdealist ve örnek.

    Gayeleri; sadece kuru bilgi yüklemek değil, iyi ahlaklı-edepli adam gibi adam yetiştirmek.

    Emek verip, İlmek, ilmek eğiterek, (edep üzere) insan türetmek isterlerdi.

    Okulun kapalı olduğu günlerde, (zayıf olanları çağırıp) bilgi ve insanlık dersi verirlerdi.

    Tamahları yoktu, Allah rızası idi beklentileri.

    Ders ücreti mi?

    Aa! Akla bile gelmez.

    Pembeydi dünyamız.

    Mutluyduk.

    -----------

    Gak deyince et, guk deyince süt veren olmazdı.

    Evden mektebe, mektepten eve götüren servis araçları yoktu.

    Kaloriferli evler olmadığından mı, neden bilmem? Kışın, kar boyumuzu aşardı.

    Hele köyden gelenler!

    Yayan-yapıldak, karları yara, yara mektebe gelirlerdi.

    (Kıp kırmızı yüz, donmuş eller ve ıslak ayaklarla.)

    Sobanın başında biraz ısındılar mı, çocuk keyifleri yerine gelirdi.

    Naz, kapris, şımarıklık gibi şeyleri bilmezlerdi.

    Pembeydi dünyamız.

    Mutluyduk.

    -----------

    Bir 23 nisan bayramı daha geçti.

    Mazi biraz daha uzaklaştı.

    O uzaklaştıkça, acıları unutuluyor da, geride anıların tatlıları mı kalıyor ne?

    Öyle bile olsa; hele bir mukayese edin.

    O yokluk ve imkansızlık ortamında üretilen, (pembe dünyanın) mutluluğu mu güzeldi?

    Yoksa:

    Bilgisayar, cep telefonu ve abuk-subuk tv programlarının bombardımanından bunalmış, yarış atı haline soktuğumuz çocukların hali mi?

    Zaman böyle istiyor v.s. gibi mazeretleri bir kenara bırakıp, hele bir düşünün.

    Bu gidişle nereye varılır?

    Hani insanlığa mal olmuş meşhur bir söz var ya:

    QVADİS HOMO? (doğru yazdım mı bilmem)

    (Manası da galiba; insanlık nereye gibi bir şey olsa gerek)

    Haydi hep beraber soralım kendimize.

    İNSANLIK NEREYE?

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak