Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

HESAP SORAN BOLU

Yurdaer Kalaycı

    23 Mayıs 2005

    Kimsenin umurunda olmayan Bolu, ?Rektör Vak?ası? ile gündemin göbeğine oturdu.

    Tüm gazete ve televizyonlar Bolu'ya yöneldi.

    Vaka, manşetlere taşındı, köşe yazarları olayı didik, didik etti.

    Velhasıl geçen hafta ortalık toz-dumandı.

    O kargaşa ortamında olan Bolu'ya oldu.

    ****

    O vaka, Bolu ile alakalı değildi.

    Hele, hele İzzet Baba şükran günleri ile hiç ilgisi yoktu.

    Törelerimize göre; ?düğün, cenaze gibi özel günlerde?, kan davası olanlar bile, olay çıkarmaz.

    Ne yazık ki, bu köklü töre unutuldu.

    Olan oldu, torba doldu.

    ****

    O olaya, girecek değilim.

    Geçen hafta da, girmemiştim.

    Düşüncelerimin olmamasından değildi.

    Olayın,? gündemin üzerine? karabasan gibi çökmesini istemememdendi.

    Gündem:

    1-Bolu'nun İzzet Baba?ya duyduğu şükranın ifadesi.

    2-Bolu'nun, devletin yarattığı haksız rekabetin boyutunu göstermesi ve hakkını istemesi idi.

    Olay ikisine de zarar verdi.

    İSYANNAME başlıklı yazımda, buna işaret etmiş ve zarar verenleri hesap vermeye davet etmiştim.

    ****

    Zararın doğmasına sebep olanlar, suçludur.

    Maalesef, suçu üstlenen çıkmaz.

    Suç yuvarlaktır, kimse kabullenmez.

    Herkes, olayın zamanla unutulacağını bilir.

    Onlar, çocukken oynadığımız ?lale-lule kilit? oyununu oynayıp, susacaklardır.

    ?Adam sen de! Burası Bolu; öyle de olu, böyle de olu? dememeliyiz.

    Bu defa, hesap sormayı becermeliyiz.

    Gene beceremezsek:

    Züğürt tesellisi olarak, (D.İ.E?nin ?Bolu Türkiye?nin ikinci zengin ili? masalına inanıp) avucumuzu yalamaya devam edebiliriz.

    ****

    Halk günlerdir, ?kendi arasında? bu konuyu konuşuyor.

    Senaryolar üretilip, sorular soruluyor.

    Soruları derleyip, açık açık sormaya karar verdim.

    ****

    İlk sorum:

    Şükran günlerini tertipleyen, Sayın Vali, Belediye Başkanı ve Rektöre:

    Aranızda mutabık kalıp, davetiyeyi bastırmışsınız.

    -Davetiyedeki programda, Sayın Başbakan ile ilgili tek satır yok.

    -Temel atma töreninin 11/5/2005?te değil 12/5/2005?te yapılacağı yazılı.

    Anlaşılan: Sayın Başbakan?ın davet edilmesi ve temeli atmalarının, arz edilmesi düşünülmemiş.]

    Programı bastırmadan önce:

    Neden İzzet Baba?yı temsil eden vakfa; arzusunu sormadınız?

    Bu yılki şükran günleri geçen yılkinden farklıydı.

    Vakıf, bağışlarına ilave olarak; yeni bir fakülte binası yapmayı kararlaştırmış ve temel atma töreni için, (cemile olarak) şükran günlerini seçmişti.

    Yani tören içinde, ayrı bir tören vardı.

    Şükran günlerinin tertipçisi olarak, vakfa danışmamanızı anlamak mümkündür.

    Temel atma töreni için, hayır sahibinin arzusunu sormamanızı anlamak, mümkün değildir.

    Bu hatayı neden yaptınız?

    ****

    İkinci sorum

    Sayın rektöre:

    Vakıf, (programı görünce) temel atma törenine, Sayın Başbakan?ın katılmasını arzulamış ve davetini kabul ettirmiş.

    Kendileri törene, siyasetçi değil, Başbakan kimliği ile katıldılar.

    Töremizde, Başbakana saygı esastır.

    Mekanınızda (töre gereği) bağışçınızın misafirini, ?ev sahibi olarak? iyi karşılamanız lazımdı.

    Neden törelere uymadınız?

    ****

    Üçüncü sorum

    Sayın Belediye Başkanı, Milletvekilleri ve AK Parti İl Teşkilatı?na:

    Teşvik yasası mağdur   u Bolu'nun, kan kaybı devam etmektedir.

    Mağduriyetimizi, bakanlara kabul ettirmiş, Başbakana ulaşamamıştık.

    Vakıf, dertlerimizi Başbakana anlatma fırsatı yarattı.

    Basiretli davranıp, ?meydanları doldurur? kargaşaya imkan vermeyebilirdiniz.

    Halkımız bunu bekliyordu, dertleri haykırmaya hazırdı.

    Eminim Başbakan da, halkla kucaklaşmaya, (dertlere deva bulmaya, haksızlığı önlemeye) hazırdı.

    (Üzüntüye sebep olup, halkı Başbakandan, Başbakanı halktan mahrum ettiniz.)

    Bu fırsat kaçırılır mı idi, neden kullanmadınız?

    ****

    Dördüncü sorum

    Ticaret odası yetkililerine:

    Ekonomik ve sosyal sıkıntılarımız had safhada.

    Bolu yanıyor.

    Üyelerin büyük çoğunluğu, yangının ortasında.

    Küçük bir azınlık, Bolu'yu yağmalama peşinde.

    Göreviniz, yangını söndürmek.

    Oysa siz (halefleriniz gibi) rehavet içindesiniz.

    Düzce şahlanmış gidiyor.

    Bolu ekonomisi, can çekişiyor.

    Doktor ayağımıza geldi.

    Üyeler, meydanları doldurup, dertlerini anlatma ihtiyacında idi.

    Onlara, bu imkanı vermediniz.

    Biz yeniyiz, yeterli bilgimiz yok, diyemezsiniz.

    Bolu platformu adına bizzat hazırladığım rapor ortada.

    O raporu Başbakana anlatıp, haklılığımızı savunmaya devam edebilirdiniz.

    Savunma hakkı kutsaldır.

    Haklılığını savunabilenler başarılı olur.

    Neden haklılığımızı, savunamadınız?

     

    *2004 yılı ihracatları: Düzce- 56.418.000, Bolu-14.552.000 dolar.

    (Kaynak: 22.5.2005 tarihli Hürriyet Gazetesi)

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak