Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

BOLUDAN BİR EFSANE GEÇTİ; ?PROF DR GAZİ YAŞARGİL?

Yurdaer Kalaycı

    1 Ekim 2007

    Cuma günü A.İ.B.Ü. Tıp Fakültesinin

    yeni öğretim yılı açılış töreni vardı.

    Davetiyede ilk dersi ismi efsaneleşmiş,

    dünyanın en önde gelen beyin cerrahlarından,

    ?hocaların hocası?

    Sayın Prof.Dr Gazi Yaşargil?in vereceği yazılıydı.

    Tören salonuna biraz geç gidebildim.

    Salon tıklım tıklımdı.

    Büyükçe bir grup salon dışındaki ekrandan konuşmayı izliyordu.

    Salona girdim.

    Oturacak koltuk!

    Ne mümkün.

    Zar zor merdiven kenarında bir yer bulup oturdum.

    ****

    Efsane hocanın dersinin konusu,

     ?bilimin evrimi? idi.

    Öylesine ilginç bir dersti ki,

    dersin başına yetişemediğim için, hayıflandım.

    Tıklım, tıklım salonda çıt çıkmıyordu.

    Herkes hocayı ?ab-ı hayat? içer gibi dinliyordu.

    Ben de pür dikkat kesildim.

    Konuşma sular, seller gibi akıyor,

    İnsanın ?lıkır lıkır içesi? geliyordu.

    * ***

    Söze ahlaktan başladı.

    Tababetteki önemimi anlattı.

    Ardından:

    ?Hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğimiz şeyler var?

    deyip, sıralamaya başladı.

    *-Madde ve kuvvetin mahiyeti

    *-Hareketin meydana gelişi (menşei)

    *-Hayatın meydana gelişi

    *-Tabiatın maksada uygun şekilde kurulmuş olması

    *-Şuur ve hisler vasıtası ile duyguların meydana gelişi

    *-Akıl ve muhakeme ile düşünmenin

     ve buna bağlı olarak,

     konuşmanın( lisanın) meydana gelişi

    *-İradenin hürriyeti.

    Bunlar çözülmüş değiller dedi.

    Bunları merak ettiği için;

    çok okuduğunu,

    (felsefe,  atom fiziği, astro fizik v.s)

    ama, salt okumanın yetmediğini,

    ve de yetmeyeceğini ifade etti.

    Hedefin:

    *-görünmeyeni görmek,

    *-görülmeyeni görüntülemek,

       bilinmeyeni açıklamak,

    olması gerektiğini anlattı.

    ****

    O konuştukça heyecanım artıyordu.

    Çünkü bunlar, benim de hedeflerimdi.

    Gece-gündüz ?beynim ve ruhum?

    bunlarla meşguldü.

    [Onun ?bilimsel yoldan? aradıkları ile,

     benim ?sanat yolu ile? aradıklarım örtüşüyordu.

    Anlattıklarının benzerlerini

    Web siteme koymuştum.

    (Lütfen tıklayın, www.yurdaer.com)

    ? Niçin yaratıldık?

    ? Kainat nedir, ne değildir?

    ? Nereden geldik, nereye gidiyoruz?

    ? Ruh nedir?

    ? Neden her insan olaylar karşısında farklı tepkiler verir?

    ? Işık nedir, karanlık nedir?

    ? Hep ve hiç ilintisi nasıldır?

    ? Bir çiçek nasıl yetişir, onu var eden güç nedir?

    Bunlar, resim yapma nedenlerimdi.

    Ben de resimde ? görünmeyeni görmeye? uğraşırım.

    Üstelik ?tıpkı onun dediği gibi?,

    İmkansız oluşunu bile, bile.]

    Heyecandan yerimde duramıyor,

    içimden ?işte bu, işte bu!?

    deyip duruyordum.

    ****

    Üstat konuşmasının devamında:

    Görülmeyeni görmenin imkansızlığını,

    gönül gözlerini açabilenlerin,

     belki birazcık aşabileceklerini söyleyip,

    ?henüz çözülmemiş o kadar çok şey var ki?,dedi. 

    Ve de daha neler, neler.

    (hepsini yazmaya bu sütun yetmez)

    Konuşmanın sonuna kadar,

    o tıklım, tıklım salondan çıt çıkmadı.

    (Galiba sinekler bile dinledi, vızıltıları yoktu.)

    Zihnimin damağındaki,

    ?konuşmanın ballı lezzetini? emerek,

    salondan çıktım.

    Yurdaer Mutfak Sanat Merkezi?ne dönüp,

     resim sehpamın başına oturdum.

    Floransa Uluslararası 6. Modern Sanat Bienali için,

    hazırladığım tablonun

    son rötuşlarına başladım.

    ****

    Aradan biraz zaman geçti.

    Değerli rektörümüz, tıp fakültesi dekanımız,

    fakültenin bazı profesörleri ile birlikte,

    Üstat ve değerli eşleri(refikası) kapıdan içeri girdiler.

    Hemen tuvalin başından kalkıp, sevinçle karşıladım.

    ****

    Üstadın ilk işi,

    çalıştığım tabloya bakmak oldu.

    Ve ardından şunu söyledi:

    Sanatkarlar bilim adamlarından yüz yıl ilerdedir.

    (Ardından  resimlere bakmaya başladı.

    Ve de izin alıp, hepsinin fotoğrafını çekti.)

    Bana döndü ve siz benim anlattıklarımı,

    tuvallerinize yansıtmışsınız dedi.

    Aşağıdaki tablonun resmini çekerken de,

    işte benim anlatmaya çalıştığım göz dedi.

    ****

    O tablo:

    ****

    Sonra tesisin sefa bahçesini gezdik.

    Burası benim hayalimdeki bahçe dedi.

    Ağaçlardan elma, ayva ceviz kopardık.

    [Bahçede gezinen, çocuk duygulu,

    ?seksen iki yaşında?ama delikanlı bedeni taşıyan,

    özenle yaratılmış bir varlıktı.

    Eşi de kendisine yakın yaşta ama,

    zarif bir genç kız endamındaydı]

    Daha sonra yemek salonuna geçtik.

    Yemek çok samimi bir havada yendi.

    Sık, sık ?bugün çok müstesna bir gün oldu? dedi.

    ****

    Yemeğin sonuna doğru bir sürpriz yaptı:

     ?Bilim hazinesinin tümünü?

    (ameliyatlarının binlerce olan video çekimlerini, tüm kitaplarını)

    Bolu'ya armağan edebileceğini ifade etti.

    Ben de sayın rektörümüzün

    bu fırsatı kaçırmayacağını söyledim.

    Rektörümüz de tasdik etti.

    Ardından Üstat,

    benim ile ilgili, duygularını yazıya döktü:

       

    Bilim, teknoloji, sanat, felsefe ve dinin
    birlikte, ahenkle birleştiği bu
    mekanda, hayatımızın en güzel
    saatlerini geçirdik ve Türk
    yemeklerinin nefis tatlarıyla
    mesut olduk.
    Büyük sanatkarımız Bay Yurdaer Kalaycı?ya
    uzun ömürler ve muvaffakiyetler  dilerim
    Gazi Yaşargil
    28 Eylül 2007   

    Sağ olunuz,

    Yüce Allahın lütf-u ilahisini, en iyi kullanan,?büyük alim?.

    Eminim;

    Tüm insanlık alemi gibi,

    ?Yüce Rab(öğreten) de?,

    sizden razıdır.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak