Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

"Berlin in, Berlin" çık... (Berlin gezi notları: 2)

Fırat Oktar

    11 Mart 2013

     İzleyenlerin aklına Hülya Avşar ve Cem Özer' in başrollerini paylaştığı film gelmiştir. Amacım, sadece Berlin'i gezmeyi tanımlamaktı. Yoksa başka bir şey değil :)  İne, çıka dolaştığım Berlin'i tanımlamak için, daha güzel bir başlık bulamazdım.
    Cumartesi günü yayımlanan ilk yazımda, Berlin'de düzenlenen Dünya'nın en önemli turizm fuarlarının başında gelen Berlin ITB hakkında düşüncelerimi anlatmıştım. Özellikle şehrimizi kolaylıkla "turizm şehri" olarak nitelendirmek yerine, bu ve buna benzer önemli fuarlara katılmanın gerekliliğini anlatmış ve bizim bu yıl da ITB Fuarı'nda yer almayışımıza dair, kendimce sitemde bulunmuştum.
    Hafta sonu yayımlandığı ve oldukça önemli bir konu olduğunu düşündüğümden, okuyamayanlar için bir kez daha aşağıda ilgili yazının linkini paylaşıyorum.
    http://www.bolununsesi.com/icerik/haber.asp?id=25603
    Yazımın devamında ise, Berlin' de geçirdiğim zamanı sizlerle paylaşmanın yanında, yeni bir yere giderken nelere dikkat edileceği konusunda, naçizane danışmanlık yapmak istiyorum.
    Öncelikle şunu özellikle belirtmeliyim ki, yıllardır seyahat etmeyi yaşamının bir parçası edinmiş birisi olarak, yabancısı olduğum bir yere hızlıca adapte olmak konusunda oldukça başarılıyım.
    Yani özetlemek gerekirse, sıradan bir turist gibi, elimde fotoğraf makinası ve içinde şehir haritası, sözlük, rehber kitap vb. olan bir bel çantası ile dolaşmıyorum. Ya da otobüslerle yapılan rehberli şehir turlarına katılıp, kafileler ile birlikte gezmiyorum.
    Bahsettiğim profildeki turistleri olumsuz olarak nitelendirmek niyetinde değilim.
    Sadece, ben daha çok insanların günlük yaşayışlarının, yani halkın içine karışmayı yeğliyorum. Böylece gittiğim ve gezdiğim şehri daha iyi tanıyabildiğime inanıyorum.
    İnsanların günlük yaşayışlarına, işe gidiş-gelişlerine ve rutin hayatlarına tanık olarak, o şehir hakkında daha çok fikir sahibi olduğumu düşünüyorum.
    Tabi bunu yapabilmek için gitmeden önce ciddi bir ön hazırlık yapmak gerekiyor. Özellikle gezeceğiniz yer, Berlin gibi Avrupa'nın büyük ve önemli başkentlerinden birisiyse, şüphesiz internet ve rehber kitaplara göz atmanın ötesinde çalışmalısınız.
    Eğer tarihleriniz net ve imkanınız varsa uçak biletinizi aylar öncesinden almakta yarar var. Erken alınan bir biletin fiyat avantajı inanılmaz ölçüde büyük olabiliyor.
    Daha sonra ilk olarak gitme amacınıza uygun olacak şekilde konaklama tercihi yapmalısınız.
    İş için mi, yoksa gezi amacı ile mi gittiğinizle ilgili ve kalacağınız otel veya hostel' de ne kadar zaman geçireceğiniz gibi, size özel duruma göre karar vermelisiniz.
     
    Bütçesi, toplu taşıma duraklarına yakınlığı, güvenli bir bölgede, merkezi ve temiz olması... Buna benzer onlarca özellik içerisinden, sizi ilgilendiren seçeneklere göre hareket etmekte fayda var.
    Bugün, bu ayrıntıları tek tek seçebileceğiniz o kadar çok alternatif hizmet veren nokta var ki... Online tur operatörleri, seyahat acenteleri ve daha önce ilgili yerleri ziyaret etmiş, yüzlerce kişinin düşüncelerini paylaştıkları global internet forumları...
    Bu seyahatim daha çok iş nedeniyle olduğu için, fuar döneminin otel fiyatları üzerindeki ciddi etkisini de göz önünde bulundurarak, şehir merkezine 20-25 dakika mesafede, fakat hem tek bir trenle fuar alanına doğrudan ulaşabileceğim, hem de fuar fiyatlarından etkilenmediği için merkezi otellere göre fiyatı daha düşük bir otelde konakladım. Yine de kış sezonu ve fuar dönüşleri yorgun olacağımı tahmin ettiğim için, otelde daha çok zaman geçireceğimden, standartlarımın üzerine çıktım.
    Yolculuk tarihleri ve konaklamanız hazır olduğuna göre, geriye kalan başlıca ihtiyaçlarınız; Yeme-içme, gezilecek yerler ve tercihen eğlence, aktivite, alışveriş gibi önceliklerinize göre siz de kendinize özel bir program hazırlayabilirsiniz.
    Bu noktada da yine nasıl bir seyahat planladığınızın yanı sıra, nereye ve ne amaçla gidiyor olduğunuz, tamamen sizinle alakalı olarak programınızı şekillendirmenize yardımcı olacaktır.
    Bu ayrıntıların yanında son olarak birkaç küçük önerim olacak. Yanınıza aldığınız nakit parayı kesinlikle bütün halde tek bir yerde tutmayın. Birkaç farklı yerde muhafaza edin. Gideceğiniz ülkedeki büyükelçilik veya konsolosluğun numaralarını telefonunuza kaydedin veya not edin. Pasaportunuzu üzerinizde taşıyorsanız, gerekli sayfaların bir fotokopisini otel resepsiyonuna teslim edin. Bu önerilerimi biraz demode bulabilirsiniz, ancak yine de bazı konularda tedbirli olmak acil durumlarda gerekebiliyor.
    Berlin' in benim için önemi, Almanya' nın başkenti olmasından ziyade şehrin yakın tarihe dek (1961-1989 arası) yaşadığı sıradışı süreçti. Şehrin kendi içinde 4 farklı ülke tarafından, 4 sektöre bölünmesi ve ardından Doğu ve Batı Almanya arasına bir gecede inşa edilen Berlin Duvarı... Önce tel örgü ile bir günde çekilen 46 km. uzunluğundaki sınır, daha sonra bu sınıra meşhur utanç duvarının yapılması... Bir tarafta SSCB, diğer yanda ABD, İngiltere ve Fransa...
    Gittiğim ilk gün, bu duvardan geriye kalan son bölümü gördüm. " East Side Gallery" (Doğu Yakası Galerisi). Hemen ardından, yine büyük bir merakla görmeyi beklediğim, Museuminsel (Müzeler Adası) bölgesindeki, eserlerinin tamamının Türkiye' den götürüldüğü Pergamon Museum, yani Bergama Müzesi.
    Tarihin en önemli uygarlıklarından birisi olan Bergama Krallığı'nın müzesini, Almanya'da Türkçe bilgilendirme yapan akıllı cep kılavuzu eşliğinde gezerken, acaba bu eserleri elimizden kaçırmasaydık, biz Bergama'yı tanıtabilmek için böyle bir müze yapabilir miydik diye kendime sormadan edemedim!
    En çok önem verdiğim bu yerlerden başka, daha çok sayıda tarih ve sanat eserinin sergilendiği yerlere gitme şansına eriştim.
    Berlin' i İstanbul'a pek çok yönüyle benzettiğimi ifade edebilirim. Son derece kozmopolit hemen her milletten insanın bir arada yaşadığı, tren, metro, tramvay gibi toplu taşıma araçlarının ve tüm şehrin altyapısının çok iyi hazırlanmış olduğunu fark etmemeniz imkansız. Yoksa bu kargaşa içinde böylesine bir düzene tanık olamazsınız. Bilinen nüfus 3.5 milyon ve bu nüfusun %10' a yakınını Türkler oluşturuyor. Avrupa'da en fazla Türk'ü bir arada bulabileceğiniz bu şehirde, her köşe başında, taksilerde, marketlerde kolayca kendinize yakın hissettiğiniz, sizin dilinizi konuşan birisine rastlıyorsunuz.
    Bu, yabancılık çekmemeniz açısından güzel bir duygu. Neredeyse her mahallede Döner-Kebap salonu görmek mümkün ancak asıl Türkler' in yerleşim bölgesi olan Kreuzberg Türkiye'de görebileceğiniz herhangi bir mahalleden daha Türk diyebilirim. Nasıl oluyor derseniz, bugün bizde her 9-10 mağaza veya restorandan en az 3 tanesi yabancı marka. Ama Berlin'deki Türk bölgesinde durum öyle değil. Bütün isimler bizim dilimizde.
    Ben, Almanca bilmiyorum ancak Türk bölgelerinde çok az vakit geçirmeme rağmen, en az İngilizce kadar Türkçe konuşmuşumdur.
    Eski Doğu Berlin'in merkezi olan Alexandarplatz, Unter Den Linden bulvarı,  Friedrichstrasse ve batı bölgesinin modern alışveriş merkezleri, lüks restoran ve kafeleri ile donatılmış meşhur caddeleri Ku'damm, Potsdamer Platz ilk görülmesi gereken yerler arasında. Potsdamer Platz'da, umarım yakın gelecekte her tarafta göreceğimiz, şarj edilerek kullanılan elektrikli arabaları görmeniz de mümkün. Ayrıca Berlin, spor ve gösteri meraklıları için de O2 World, Olimpiyat Stadı ve Staatsoper başta, onlarca modern ve tarihi gösteri merkezi ile vatandaşlarına hizmet vermekte...
    Gastronomi konusunda oldukça önemli bir çeşitliliğe sahip olsa da, İtalyan ve Uzakdoğu mutfakları öne çıkıyor. Hemen her yer de bir şeyler atıştıracak kafe ve restoran bulmak mümkün. Cumartesi akşamı için, en popüler Türk restoranlarından birisinde yemek yemeye karar verdim. İçeriye girip oturabilmek için yaklaşık 25 dakika sırada beklemek zorunda kaldım. Tek kişilik yemek için 60-TL. ye yakın hesapta cabası...
    Berlin, hemen her batı Avrupa ülkesinde olduğu gibi, bizim standartlarımıza göre oldukça pahalı bir şehir. Tabi bu durum bizim için geçerli.
    Her ne kadar fuar ve geziyi bir arada götürmeye çalışsam da, mevsim itibarı ile zor oldu. Nisan sonrasında parkların, bahçelerin, sarayların ve yakın çevrenin de gezilebilir olacağını öngörerek ziyaret etme ihtimali olanlar için mayıs ve haziran dönemlerini öneririm.
    İlk kez gidecek olan ve bilgiye ihtiyacı olana seve seve yardımcı olurum. www.bolununusesi.com gazetesinden veya mailimden (firat@tahtabavul.com) bana ulaşabilirsiniz.

    Sevgilerimle.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak