Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Avrupa Kültür Başkent'leri ve hayaller üzerine...

Fırat Oktar

    1 Ekim 2012
    "Avrupa Kültür Başkenti" tabiri ile pek çoğumuzun tanışması, 2010 yılı için, İstanbul' un bu unvana layık görülmesi ile gerçekleşmişti. AB tarafından her yıl belirlenmeye devam eden kültür başkentleri kavramı, aslında 1985 yılından beri gelmekteydi ve ilk olarak Yunanistan Kültür Bakanı M. Mercouri tarafından ortaya çıkartılmıştı.
    Bu organizasyon, Atina ile başlayan ilk 15 yıllık sürecini, her sene bir kent seçilerek tamamlamış olsa da, 2000 yılında 9 kent birden seçilmiş ve sonraki yıllarda 2-3 ya da 4 kent birden seçilerek bugüne kadar devam etmişti. İstanbul'un seçildiği 2010 yılı, ülkemizde fazla lanse edilmese de, Almanya'nın/Essen ve Macaristan'ın/ Pecs kentleri de aynı yılda "Avrupa Kültür Başkenti" olarak seçilmişlerdi. 
    2010 yılında İstanbul'da katıldığım Avrupa Kültür Başkenti panelinde, seçilen kentlerin kültürel yaşam ve gelişimlerini, uluslararası alanda tanıtabilmelerine olanak sağladığı gibi, o kentlerin cazibe merkezi haline gelebilmeleri için de bir fırsat niteliğinde olduğunu öğrenmiştim. Panelden aklımda kalan en önemli anekdot ise, bu unvanın sadece seçildiği ilgili yıl olmadığını, 10 yıllık bir süreci kapsadığını öğrenmemdi. Yani, bu kavramın İstanbul'a geçtiğimiz 2 yılda kattığı değer, 2020 yılına kadar sürecek.
    İstanbul'da son 2 yılda yapılan uluslararası kongrelere ve kültürel organizasyonlara kısaca bir göz attığınızda, bu gelişimi anlamak gayet kolay...
    Özellikle, sadece 4 ay geriye giderseniz "Dünya Ekonomik Forumu'nun" İstanbul'da yapılmış olmasında, "İstanbul 2010 AB Kültür Başkenti Ajansı" adı verilen kurumun ve bu kuruma bağlı birimlerinin çalışmalarının etkilerini görebilirsiniz. Bu çalışma, Devlet, sivil toplum örgütleri ve özel sektör temsilcilerinin bir arada, takım olarak yaptıkları çok değerli ve önemli bir çalışma. Bu çalışmaların, yeterli ve profesyonel düzeyde olmadığı, Avrupa'da pek çok örneğini verebileceğim, bu imkandan yararlanamamış, kültür başkenti olmanın değerini bilememiş çok sayıda kent olduğunun da altını çizmek gerekir.
    Türkiye'nin lokomotifi olan dünyaca ünlü bir şehrinin gelişmesi demek, bu sürecin gelecek yıllarda, ülkenin kültürel gelişimine de destek olacağının habercisi demektir. Dünya genelinde, İstanbul'un harika bir imajı var ve bu imajı koruyabilmek, geliştirebilmek ve sürdürebilmek adına yapılan çok ciddi işler var.
    En küçük sektör veya işletmeden, en önemli şirketlere dek, geleceğini planlayabilenlerin büyüdüğü bir çağda yaşıyoruz.
    Şu anda 2017 yılına kadar hangi şehirlerin geleceğin kültür başkentleri olacağı ve 2025 yılına kadar ise hangi ülkelerden şehirlerin seçileceği belirlenmiş durumda. Bundan tam 10 yıl sonra, 2022 yılında Türkiye'den ikinci bir şehrimizin kültür başkenti seçileceği, bizler için bu bağlamda son derece sevindirici bir haber. 
    Ben şu an için en önemli ve gerçekçi adayların başta Eskişehir, Antalya veya Ankara olabileceğini tahmin ediyorum. Diğer yandan basından takip ettiğim kadarıyla, Mersin'in bu konu ile şimdiden gayet hevesli çalışmalar başlattığını gördüm.
    O kadar çok isterdim ki, buraya kocaman harflerle "benim adayım: Bolu'dur"  yazabileyim. Ya da kendi küçük dünyamda, bu hayal ile yaşayabilmeyi umayım memleketimde. Bolu, geleceğin Avrupa Kültür Başkenti aday adayı olsun. En azından olmaya yakın olsun, onlarca bizim küçük nüfusumuzun bile altında, tarihi ve kültürel zenginliğimizin, yüzölçümümüzün seviyesine yaklaşamayan kent, bu onurla ödüllendirilmişken...
    Ancak bizim öncelikle önümüzdeki 135 çalışma gününde bitirmemiz gereken bir kent meydanı projemiz var. Yani,  kentin en azından tekrar eskisi gibi yaşanabilir veya çok daha iyi durumda olması için, en az 4.5 ay beklemeliyiz.
    Bir de proje çalışma sürecinin büyük bir kısmının kış aylarına denk geleceğinden ve olağan aksaklıklardan yola çıkarak gecikmeler olabileceğini öngörürsek, farazi olarak en iyi ihtimalle 2013 yılı 5.aya dek güzel bir şeylerden bahsedebilmek için bekleyeceğiz diye düşünüyorum.
    Biz bekleriz beklemesine, güzel günlerse gelecek olan. Görmemiş gibi yaparız bu günü, geleceğe bakarak yaşarız. Zaten güzel olursa eğer yarın, bugünü hemen unuturuz. Birkaç ay daha dayanırız, yeter ki güzel olsun hayallerimiz.
    İki önemli söz var burada söylenecek ve sözü bitirecek olan, biri Pavase'den; " Gene de bir iştir beklemek, bekleyecek bir şeyi olmamaktır korkunç olan. "  diğeri ise Montaigne'den; " Aslında insanlar seni hayal kırıklığına uğratmıyor. Sadece sen, yanlış insanlar üzerinde hayal kuruyorsun. "
    Saygılarımla.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak