Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

6. Uluslararası Bolu Beyaz Et Festivali'ne genel bakış...

Fırat Oktar

    30 Ağustos 2012


        Bu önemli festivalimize verilen isim, ilk duyduğum günden beri, bir türlü içime sinmiyor.
        "Beyaz Et" doğru, "Festival" o da doğru ama gelgelelim ben bir türlü yakıştıramıyorum. Sanki böyle söylenince çekiciliğini yitiriyor.
         Birkaç hafta önceydi, 6. Uluslararası Bolu Beyaz Et Festivali'nin 6 Eylül 2012 tarihinde başlayacağını ilk duyduğumda, Dünya genelinde bu işi başka kimler yapıyor, bize uyarlanabilecek bir şeyler var mı, diğerlerinde ne tarz etkinlikler düzenleniyor ve ilgi, alaka ne boyutta oluyor diye merak edip genel bir araştırma yaptım.
         Her şeyden önce, bu festivalin gerçekleştirilmesini son derece önemli bulduğumu ve kanatlı sektöründe, uluslararası standartların üzerinde bir güce sahip şehrimiz için, önemli bir değer olduğunu özellikle belirtmeliyim. Festivaller, kentlere renk katan, rutinin dışına çıkartan, tanıtıma büyük katkısı olan ve hepsinden daha değerlisi insanları sosyalleştirip, kaynaştıran etkinliklerdir. 
        Bu konuya, ticarete bakar gibi bakmayı, yanlış buluyorum. "Ne kadar harcadık?", "Bize ne getirisi oldu?", "Bunun parasını ne yaparsak çıkartırız?" vb. sorular soracaksanız eğer festivalden bahsetmiyorsunuzdur. Elbette bu işin bir bütçesi olur, ilgili bütçe şartlarında bu etkinliği gerçekleştirirsiniz. Festival, kar etmek veya zarar etmemek adına düzenlenmez, düzenlenmemelidir. 
         Şehirlerin, bölgelerin ve ülkelerin festivalleri söz konusu olduğunda, önemli olan, size ait değerlere ne denli sahip çıktığınızı, insanınıza verdiğiniz hizmetleri, temsil ettiğiniz ürünü ne kadar iyi tanıttığınızı gösterebilmenizdir. O festival, yapanın, kendi geleceğine ve sonraki nesillere yaptığı yatırımdır zaten.
         İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Kadir Topbaş, bu yıl İstanbul'da yapılan 7. Lale Festivali sırasında yaptığı konuşmada; 2.5 milyon lira maliyeti, bu yüzden çok küçük olarak nitelendirmiş olmalıdır. Pek tabi, "Lale Festivali" konsept olarak oldukça farklıdır. Lale yapraklarının, organik gıda ve kumaş boyası gibi seri üretimde kullanılabilirliği, sadece 2-3 haftalık ömrü olan lalelerin güzel görüntüsünün yanında Türk kültürü ve tarihinde önemli bir sembol olması, bu söylemi güçlendirmek için yeterlidir.
         Günümüze dek, en meşhur olarak bilinen Keukenhof/Hollanda Lale Festivali, 7 milyon lale ile yapılırken, 2005 yılında 600 bin lale soğanı ile başlayan İstanbul Lale Festivali, bugün 12.5 milyon lale sayısına ulaşarak Hollanda'yı geride bırakmıştır. Bu tamamen vizyon ve zihniyet ile kazanılmış bir başarıdır. 
        Yapılan harcamanın az olmadığını kabul ederim, festivale 450 bin tl, dikilen milyonlarca laleye 1 milyon tl üzerinde masraf yapmak kanımca ciddi bir harcamadır. Ancak, bu festivalde izlenilen yol haritası sayesinde, gelecek nesillerde Dünya, laleyi Hollanda ile değil, eskiden olduğu gibi Türk ile, Türkiye ile özdeşleştirecektir. İşte bu noktada, Sayın Topbaş söylediğinde son derece haklıdır. 
        Beyaz Et Festivalleri ile ilgili olarak yaptığım araştırmada, karşıma çıkan ilk ve en önemli sayılan festival, çok sürpriz sayılmayacak Kentucky'deydi (ABD). Dünya'nın en büyük fast-food franchise (hızlı yiyecek marka imtiyazı) restoran zincirlerinden birisi olan KFC'nin  kurucusu Albay Harland Sanders'in hikayesini kısaca anlatmadan olmaz...
         Albay Sanders, hemen herkesin bileceği, KFC logosundaki güler yüzlü, gözlüklü, beyaz saçlı ve keçi sakallı yaşlı amcadır. Hikayesi üniversitelerde başarı hikayesi olarak anlatılır. Albay Sanders, 1930'lu yıllarda emekli olduktan sonra bir benzin istasyonu işletirken, kendi özel yemek tariflerini orada deniyor ve özellikle tavuk ürünlerinden oluşan cafe de, benzin almaya gelen ziyaretçilere yemek yapıyormuş. 1950'lerde otoban yapılıp yol değiştiğinde, benzinliği ve yemek işi sekteye uğramış. Bunun üzerine, özel tarifine çok güvenen Albay Sanders, eyalet eyalet dolaşarak, tarifini restoranlara satmaya çalışmış. Her yerden olumsuz yanıt alan Sanders, asla vazgeçmemiş ve söylentiye göre 60'lı yaşlarındayken tam 1019. restoran, teklifi kabul edip tarifini denemek istemiş. Uygulanan bu tarif, çok beğenilmiş ve orada başlayan bu hikaye, bugünkü KFC markasını ortaya çıkartmış. Günümüzde, 110 ülkede, 35.000 şubesi ile dünyanın en büyüğü konumundaki restoranlar zinciri, azmin zaferini kanıtlamış durumdadır.
        Kentucky için çok ayrı bir değer olan, Albay Harland Sanders anısına, bu yıl 23.sü yapılacak olan, World Chicken Festival (Dünya Tavuk Festivali) belki inanmayacaksınız ama bizim festivalimize oranla çok daha küçük bir bütçeyle yapılmakta.
         London şehrinde yapılan bu mütevazi festival, bizimkisi gibi "uluslararası" ibaresi içermiyor. Adı her ne kadar "Dünya Tavuk Festivali" olsa da, eyalet içindeki uzak kasabalardan gelenler ve az sayıda dış katılımcı ile birlikte, London, 200 bin civarı ziyaretçiyi ağırlıyor. Etkinlik olarak, geçit töreni, çeşitli yarışmalar, yerel sanatçılar ve en önemlisi dünyanın en büyük tavasında pişirilen 8000 parça tavuk ile dikkatleri üzerine çekiyor.
         Bütçesi bizden neden daha az ?
         Çünkü, KFC dahil olmak üzere hiç büyük bir sponsorları yok. Yalnızca yerel sponsorlarla, kendi yağlarında kavruldukları bir festivale sahipler. Ayrıca, bizim sponsorlarımızın sanatçı kaşelerine ödedikleri paralarla, ülkeler arasındaki ekonomik farklılıkları mukayese etmemiz gerekirse, Madonna, Britney Spears gibi sanatçıları getirmiyorlar. Bu arada en azından bir internet siteleri olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
         Özetle, bu sektörde benim araştırıp bulabildiğim kadarıyla, Uzakdoğu ve ABD'deki birkaç festival yer almakta. Anladığım kadarıyla da bu işe, bizden daha büyük yatırım yapan yok.
          Şimdi, tüm konuları toparlamak gerekirse; Lale Festivali hakkındaki görüşlerimi, yapılan projenin vizyonunu, duyarlılığını, kültüre verdiği önemi ve nasıl adım adım ileriye gidildiğini örnek gösterebilmek için anlattığımı söylemeliyim. Peki bizim bu yıl 6. Kez düzenlenecek Uluslararası Beyaz Et Festivali'ndeki vizyonumuz, sizce nedir veya nereye doğru gitmektedir? Bu soruyu ben, maalesef cevaplayamıyorum.
          Güzel etkinlikler var. Giderlerin bir dengesi var. Sanatçılar için ödenen kaşe bu dengeyi ciddi biçimde bozuyor. Çok sayıda sanatçı yerine, daha akılcı, bu kadar büyük bütçe ile çok seçenekli ve "uluslararası" tanımına daha çok uyacak yabancı davetli, tanıtım, reklam, en azından bir internet sitesi yapılırsa çok daha güzel olacağına inanıyorum.
         Gördüğüm kadarıyla, festivalimiz bırakın uluslararasını, ulusal olarak bile yeterince tanıtılmıyor. 4 yerine 1-2 sanatçı getirip tanıtım ve reklama ağırlık verilebilir sanırım. Zira bu bir "müzik festivali" değil.
         Özellikle yurt dışından getirilebilecek ziyaretçiler, misafirperverliği ile meşhur ülkemizde, tüm halkımızı ev sahibi durumuna getirecektir. Bu sayede, herkes bu etkinlikte gönülden bir rol üstlenecektir.
         Sonuç olarak, Bolu'da beyaz et festivali yapıldığını sadece Bolulu ve yakın bölge şehirlerindeki vatandaşlarımız değil, Türkiye'de güzel ve küçük bir şehrin bu sektörde bir marka olduğunu Avrupa'da  konuşabilirler.
          Ancak bu seviyeye ulaşmayı hedefledikten sonra, ticari endişesi olanlar, geleceğe yönelik ne kazanımlar elde edebileceklerini algılayabilirler.
          Bir işe başlarken, inovasyonu, yani büyük düşünüp, küçük başlamayı ve hızla tırmanmayı öğrenmeliyiz. 
    Saygılarımla.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak