Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Karadeniz Bölgesi, Türkiye'nin Erdek'le başlayan turizm hikayesinde, sıradaki ana karakterdir

Fırat Oktar

    28 Ağustos 2012

         2004 yılıydı, 4-5 yıllık sektörel tecrübemin ardından Bolu'ya dönüp, turizm sektöründe bir şeyler yapmak için kolları sıvamıştım. Yeterince bilgi birikimim yoktu. Bir taraftan saha işinden masa başına geçiyor olmanın bocalamasını yaşarken, diğer yandan yöneticiliği öğrenmek için kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Bunun için konuya dair kitaplar okuyor, hafta sonları İstanbul'a kurslara gidip geliyordum.
         İlk kez o zamanlar katılmaya başladığım yerel toplantılarda, sektör yöneticileri ile buluşma imkanım oldu. Her ay 1-2 kez toplantı yapılıyordu. Amaç, bölgemizde turizmi geliştirmekti. Misyon, elimizdeki değerlerin farkındalığı ile, Bolu'nun,  bacasız sanayi denilen turizmden daha fazla gelir elde etmesinin sağlanmasına yönelikti. Vizyon, ne yazık ki pek yoktu. Ne yapılması gerektiği, pek konuşulmuyordu. Toplantılar, resmi bir ortamda başlıyor, fakat ilerleyen dakikalarda yerini hiçbir noktaya varmamızın mümkün olmadığı sohbetlere ve kişisel sorunlara bırakıyordu.  Özetle, herhangi bir ortamda, aynı meslekten 2-3 kişinin bir araya geldiğinde, konuşulabileceklerin ötesine ulaşılamıyordu.
         Birlikte bir şeyler yapabilmek, kentimizin ve bölgemizin sorunlarını ele alarak, eksiklerin üzerinde durmak ve çözüm üretmeye çalışmak değildi konuştuklarımız. Ben 26 yaşında, bu toplantılarda çoğu zaman en genç katılımcıydım. Haliyle, belki de saygısızlık olarak algılanmasın diye, şu an söyleyebildiğim sözleri, yapabildiğim eleştirileri yapmak istemiyordum. Üretemiyorduk, bir yere varamıyorduk, gerçek anlamda bir proje üretip, üzerine çalışma grupları oluşturamıyorduk.
         Toplantıların ardından, bir daha buluşuncaya dek, herkes işinin başına geri dönüyor ve bir sonraki toplantının neticesinde durum, yine bir öncekini tekrar ediyordu. Bu görüşmelerde en sık sözü edilen konu, 30 yıldır aynı şeyleri konuşup hiçbir şeyi değiştiremediğimiz hakkındaydı. Haksız da değildi bu söylem. Fakat bugün baktığımda pek çok konuda geliştiğimizi, daha sonuç odaklı ve gerçekçi projelerin ortaya çıktığını söylemek mümkün olmasına rağmen, halen daha, "30 yıldır bu iş olmuyor!" meselesi devam ediyor.
         "30, 40 yıldır hep aynı şeyler konuşuluyor, her zaman bunları duyuyoruz" şeklinde yapılan söylemlerden bıktım artık. Bu bakış açısı bizi nereye götürebilir ?  Bunu da düşünmek lazım...
         30 yıldır bir şeylerin olamadığından, yapılamadığından yakınan zihniyet;  Siz "öyle bir sorunumuz, paradoksumuz var ki, bir türlü çözüme ulaşamıyoruz" düşüncesine mi inanıyorsunuz ?
          Buna inanmak daha mı kolay geliyor ?
         Çözüm odaklı hiç mi insan yetişmiyor bu memlekette ?
         Yoksa çözümsüz sorunlara maruz kalan bedbaht, çaresiz, yeryüzünün en şanssız kenti mi burası ?
         Aksine, Dünya'da olabilecek en ideal iklim koşullarından birisine sahip, onlarca doğal güzelliğe, yaylalara, göllere ev sahipliği yapan, yazı başka, kışı başka güzel, hem termal kaynaklara sahip, hem kış sporları imkanını sunan, mimarisi ile, tarihi ile bu kadar dolu dolu bir şehir başka nerede var?
          Sorun nerede o zaman ?
          İnsanımızda mı ?  Vizyonumuzda mı ? Nerede ?
          Türk insanı olarak, elindekine değer vermemekte ya da elindekinin kıymetini bilememekte üstümüze yok. Bu hemen herkesin kabulleneceği bir gerçek, ancak, ben yine de kolay yoldan sadece insanımıza suç atmak yerine, bu bakış açısını kafalardan silebilmek için daha realist ve rasyonel çözümler arıyorum.
          Her şeyden önce yeterli profesyonelliğe ve birlikteliğe sahip değiliz. Tek yumruk olamıyoruz. Kalifiye iş gücümüz yok denecek kadar az. Ben her şeyi az da olsa bilirim mantığının ötesine geçmemiz gerekiyor. Uzmanlara ve uzmanlığa ihtiyacımız olduğu çok açık. Türk insanının karakteri, genel olarak şöyledir; Örneğin evde musluk bozuldu, tamirci çağırmak yerine "ne gerek var canım, ben hallederim" der ve alırız elimize aletleri tamir etmeye çalışırız. Daha da kötü hale getiririz. Sonra 3 liraya tamir olacak musluk 10 liraya mal olur. Neden ? Çünkü biz hallederiz...
          Bilmesek bile bildiğimizi, yapabileceğimizi düşünürüz. Her işin kendi uzmanı olduğunu kabullenmek zor mu geldiğindendir, uyanıklığımızdan mıdır bilinmez. Hiçbir işi tam yapamaz, yerine her şeyi yarım yamalak yaparız. Biz böyleyiz...
           İşte turizm hakkında konuşmak gerektiğinde de durum bundan çok farklı değil. Herkes biliyor, herkes anlıyor, zaten meslek buna müsait, çünkü yelpaze çok geniş, herkese bir yerlerden değiyor.
          Turizm için, doğrudan bilim diyemeyebiliriz belki, ancak gelişmekte olan bir bilim olduğunu ve bugünün şartlarında turizmde gelişme sağlayabilmek için, bilimsel yöntemlere ihtiyaç duyulduğu gerçeğini kabul etmek zorundayız.
          Çalışmalarımızı artık buna göre yapmalıyız. Teorik bilgiye sahip ve yapılması gerekenlerin ne olduğunu açıklayabilecek nitelikte, lokomotif olması gereken akademisyenlerimizin ve işin sahasında yer alan, tecrübe ve pratik olarak hizmet üreten sektör temsilcilerimizin bilgilerini bir araya getirip sentezleyebilmeliyiz.
          Aksi takdirde, "30 yıldır" diye başlayan daha çok laf işitiriz.
          Karadeniz bölgesi, Türkiye'nin Erdek'le başlayan turizm hikayesinde, sıradaki ana karakterdir.
           Ege ve Akdeniz'in tüm kıyı şeridi, Dünya'da eşine kolay rastlayamayacağınız Pamukkale ve Kapadokya Bölgeleri, hatta GAP' tan sonra Türkiye'nin dış pazarda keşfedilmeyi bekleyen ilk destinasyonu olduğumuzun bilincine artık varabilmeliyiz. Bu treni de kaçırıp ardından bakarsak, trene sadece  bakanlardan farkımız kalmaz.
         Acilen eksiklerimizi tespit etmeli ve gerekli alt yapının kurulması için gerçekçi adımlar atmalıyız. Doğa başta olmak üzere, elimizdeki değerler çok alternatifli paketler yapmaya elverişli ve 12 aya yayılabilecek bir potansiyel taşıyor.  En önemli ihtiyacımız, işi uzmanlarına bırakmak ve birlikte çalışarak çözüm üretmektir.
          Son olarak Sayın Can Pulak'a http://www.bodrumhabermerkezi.com/?sayfa=editorler&yaziID=571 adresinde yayımlanan, Bolu ve Batı Karadeniz Bölgesi'nde yaptıkları tatil sonrası duyarlılıkla, düşüncelerini kaleme aldığı yazısı ve son derece değerli tespitleri için bir kezde bu platformdan teşekkür ederim.  Ayrıca, yaklaşık 2 yıl önce yazılmış ve gözden kaçırdığımız bu yazının linkini bizlerle paylaşan sayın okurumuz Selim Yılmaz'a da, buradan ilgisi için teşekkürlerimi iletirim.
    Saygılarımla.                                                                                    

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak