Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Yıl 2015: Bolu... Bir bilinmezlik hikayesi

Fırat Oktar

    26 Temmuz 2013

         Bilim kurgu filmine atıfta bulunan bir başlıkla başlamak yazıya...
         Biraz umutlu, biraz belirsiz, biraz karışık...
         Peki ne olacak 2015'te? Ne değişecek?
         Küçük bir çocukken, her sene yılbaşı dönemine gelindiğinde, o anlamsız heyecanı yaşayanlardandım. Sonra anladım ki, aslında değişen bir şey yok. Tipografi hatası düzeltir gibi, her senenin sonunda bir veya birkaç rakamın değiştirilmesinden ibaret geçiyor yıllar. Yani bir adımda değişmiyor hayat... Zamanın gerçekliğini sorgulamak gibi biraz da, bir şeyler farklılaşıyor, büyüyor ama tek bildiğim hiçbir şey eskiden olduğu gibi kalmıyor.
         İkisi arasındaki farkı yani, geçen şeyin zaman değil ömür olduğunu anlamak için, yine ömrümüzden verilenler var yaşanmışlıklarımızda. Bu süreç bile bir farkındalığa ulaşmayı getirdiğinde yanında, iyi hissetmeye neden olabiliyor... Belki acı, belki üzücü ama yaşanmışlık...
         Biz yaşıyoruz, rakamlar geliyor arkadan ve son 10 yılın büyük bölümünü buradan uzakta yaşamış birisi olarak ben Bolu'ya ilk geldiğimde çoklarına göre uzaktan bakabilme şansına eriştim. Yapılan doğru şeylerin olduğunu, iyi niyetli çabaların olduğunu gördüm diğerlerinden arınmaya çalışarak.
         Ama hızlı, ama yavaş gelişiyoruz, değişiyoruz...
         Caddemiz düzenleniyor, rekreasyon alanlarımız oluşuyor, altyapı için çabalar var iyi niyetli... Ama ben İzzet Baysal Caddesi'nde yürürken podyumda yürür gibi sağda solda bankta oturanların önünden geçmeye maruz kalmak istemiyorum. Parklara, havuzlara dönük banklar geliyor gözümün önüne... Kısmet, belki meydan bittiğinde olacak. Caddeye baktığımda Bulvar Cafe kültürümüz olmadığını görmek istemiyorum. Ana arterini yitirmiş bir kentin alternatif oluşturma çabalarında, içine düştüğü paradoksu yaşamak istemiyorum.
         Zaten var olan ve yaşayan bir kültürün üzerinde değişiklik yerine, yeni bir kültür oluşturmamayı anlayamıyorum, aklım yetmiyor.
         Diğer yandan eleştirmek çok kolay...
         Bolu ve turizm konusuna gelince, aklımın yettiğince anlatmak istiyorum; "Bolu'dan beni çıkartın ana yola çıkmak istiyorum!!" diyen bir yabancı geliyor aklıma...
         Şehir otelciliğimiz ne durumda peki?
         Son yıllarda ülkemizde anlaşılır olan ve gelişen bir alan şehir otelciliği. Yapılmak istenen güzel işler var, endişeyle dolu olsa da. Şehrimizin en önemli noktalarına konuşlanmış 2-3 otelimiz var. Hepiniz biliyorsunuz. Peki bu otellere bir turist grubunu nasıl getireceksiniz?        Yakın bir arkadaşım sordu bunu bana geçen gün...
         Düşünüyorum D100 üzerinden, Karaçayır Mah. üzerinden, yukarıdan, aşağıdan, Anıtpark tarafından yok... Çözüm bulamıyorum... Hadi turistleri yürüttük, eşyalarını valizlerini nasıl ulaştırabiliriz.
         Yok!
         Bir otele 40 kişilik bir turist kafilesinin girişi baya seremoni ile yapılmak durumunda.
         Eşsiz, benzersiz...
         Hadi çözüm üretelim; elektrikli bir araç görüyorum cadde üzerinde. Sanırım mağazaların eşyalarını taşımak için düşünülmüş, havalimanlarındaki apron taşıyıcıları gibi kullanabiliriz belki o aracı valiz taşımak için. Şüphesiz, turistler için de başka bir taşıma alternatifi bulmalı... Çünkü herkes yürüyemeyebilir. Bir otelde handikap odası ve buna bağlı olarak engelli bir vatandaşın rahat hareket edebilmesi için özel tasarımlar zorunluluksa, insanların otellere nasıl ulaşacağı da düşünülmesi gereken bir konu.
         Bizim ülkece rahatsızlık boyutunda yaşadığımız bir gerçeklik bu ne yazık ki. Önce yaparız, sonra bir şeyi unutmuşuz der ve bozarız yaptığımızı, sonra tekrar yaparız ve yama yaparak devam ederiz. Özetle altyapıyı düşünemeyiz. Tarzımız değil. Ama anlatırken o kadar rahat söyleriz ki elimizdekileri, Bolu'yu Davos yaparız, İsviçre yaparız, Como ve Garda yaparız.
         Neyi nasıl pazarlayacağımızı bilmeksizin, analizi ve çalışmasını yapmaksızın turizmi sakız yaparız, malzeme yaparız. Burada, bu kadar ciddiye alınmayan bir sektörün Dünya'nın en çok istihdam alanına sahip sektör olması ironik değil mi?
         Fuarlarda var mıyız? Hayır. Rehber kitaplar da var mıyız? Hayır.
         Türkiye'nin tanıtım sitesi goturkey'de, Abant'ın hala Gölcük fotosuyla yer almasına bakmaksızın konuşuruz. http://www.goturkey.com/en/pages/content/519
         Tur operatörlerinin rotalarında veya yakın gelecekte düşündükleri yeni destinasyon arayışlarında yer alıyor muyuz? Hayır.
         Peki, nereye kadar devam edecek bu kişisel savaşımız? Ne zaman birlik olup, bu işleri yapmaya başlayacağız? Gelişime bu kadar kapalı olmamıza rağmen diyorum ki, yıl 2015 bir şeyler değişmeye başlayacak.. Bunu turizm hayatındaki doğal süreçler gibi düşünebilirsiniz.      
         Ülkemizde gezen yerli turistin bakış açısı değişmekte. Yurtdışından gelen turistin profili değişiyor. 3S kuralının ( sea-sun-sand / deniz-kum-güneş) kitlesi yerini yavaş yavaş ekonomisi çok güçlenen Asya Pasifik tarafına bırakıyor. Yani kültür turistine, yani gezen turiste, doğal güzelliklere ilgi gösteren, araştıran, yeni yerler görmeye gelen insanlara. 2 hafta şezlonga devrilip, her şey dahil zihniyetine değil. Bu da bizim şansımız. 
         Artan turist rakamlarının azalan kazançlara oranını bu turizm modeli ile bu destinasyonda biz değerlendiremezsek, başkası değerlendirecek. Fakat kimse burada yaşayan bizler kadar sürdürülebilir işler yapmaya çalışmayacak, bizler kadar değer vermeyecek.
         Umarım artık defalarca bahsettiğim bu ortak akıl konusunda bir yerlere varmak üzere bir araya gelebiliriz.
    Saygılarımla,


     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak