Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

'Kanguru' veya 'Bilmiyorum'

Fırat Oktar

    12 Mayıs 2012

        Bilmeyenler okusun, diğerleri zaten biliyordur !!!
        Bilenlerin, bilip-bilmediklerini anlamaları için okumalarına bile gerek yok..
     

           Ünlü İngiliz kaşif James Cook, 18. yüzyılda yaptığı keşif gezilerinden birisinde Avustralya'ya ulaşır ve orada daha önce hiç görmediği tuhaf görünüşlü, 1.5 metre boylarında, uzun ve büyük bir kuyruğu olan, arka ayakları üzerinde zıplayarak hareket eden ve yavrusunu cep gibi bir kesede taşıyan hayvanlar görür. Anladığınız üzere kangurudan bahsediyorum. Ancak tabi 1770'lerde Kaptan Cook'un hayatında ilk kez gördüğü bu canlı, oldukça şaşırtıcıdır. Eliyle işaret ederek, oranın yerlileri olan Aborjinlerden birine bu hayvanın ne olduğunu sorar ve aldığı cevap üzerine bu ilginç hayvanın adı literatüre "Kanguru" olarak geçer. Bunun üzerinden yaklaşık 50 yıl geçtikten sonra Aborjin dili araştırılırken, bu kelimenin (kanguru) Aborjin dilinde "bilmiyorum" anlamına geldiği öğrenilir. Oradaki yerli, Kaptan Cook'a aslında sadece "bilmiyorum!" demek istemiştir. Yani, özetle, küçük bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanarak ortaya çıkan "Kanguru" bütün dünya tarafından artık böyle anılmaktadır.

          Bu hikayeyi ilk duyduğumda, bana komik gelen, aslında bilmediği bir şeyi açıkça veya rahatça söyleyebilen bir yerlinin, göstermeye çalıştığı dürüstlüğün, yine de amacına ulaşamadığını görmüş olmaktı. Açıklamak gerekirse, çoğunlukla söylemenin zor geldiği "bilmiyorum" sözünün yerine, türlü bahaneler uydurulması, fikri olmaksızın yalan yanlış bir şeyler üretme çabası, bilmediğini söyleyebilecek cesareti ve dürüstlüğü gösterememenin acizliği ile çok daha rezil durumlarla karşı karşıya kalmayı göze alma hali... Gerçekten bu daha mı basit ya da bilmiyorum demek bu kadar zor mu ?

          "Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp" cümlesi değil anlatmaya çalıştığım, neden bunu söyleyemediğimiz veya hangi psikoloji ile savunma mekanizması geliştirdiğimiz. Çözümü aslında gayet basit; Utanmama isteğimiz yüzünden. Doğru ya, bilmiyorum dersek belki ayıplanırız, belki karşımızdaki bize "nasıl bilmezsin aptal" der gibi bir bakış atar ve bu korku ile zincirleme bir yalan serisi başlar. En kötü tarafı ise her söylediğin yalanı hatırlamanın gerekliliğidir. Çünkü bir yerde unutur veya hata yaparsan, işte o zincir kırılır ve bir daha toparlayamazsın. Neyse ki, her birimizin etrafı, her şeyi gerçekten(!) bilen insanlarla dolu olduğu için böyle sıkıntılar artık yaşanmıyor. 18. yüzyıldan beri sanırım hepimiz her şeyi biliyoruz, hele öyle veya böyle bir şekilde zenginsek, paramız varsa zaten her şeyi kesin biliyoruz.

          Öylesine bir sistemin içindeyiz ki, eline birkaç kuruş para geçen kişi, her şey hakkında fikir sahibi oluyor. Sanki para ile birlikte bilgi de doğal seleksiyon olarak geliyor. En güçlü o oluyor, yürüyüşü, duruşu değişiyor, toplumsal bir saygınlık kazanıyor, diğerleri yani "bilmeyenler" karşılarında el pençe divan duruyorlar ve hiç doymayan egoları bir öğünü daha böylece tamamlıyor. Peki neler yapıyor bu bilenler, aslında pek çok şey; mesela ülkeleri,  kentleri, kitleleri yönetiyorlar, çok uluslu şirketleri yönetiyorlar, gelecek nesillerin kaderini çiziyorlar, büyük oyunlar oynuyorlar, büyük işler yapıyorlar. Pek tabi insanlığın iyiliği için uğraşıyorlar. Hiçbiri kesinlikle kendisini düşünmüyor, yaptıkları her şeyi biz bilmeyenlerin refahı için yaptıkları şüphesiz. İşte böyle güzel bir dünya bizimkisi.

         Ekonomik işbirliği ve kalkınma teşkilatının (OECD) son raporuna göre "Ortada Endişe edilecek Ciddi bir Durum yok" en yüksek gelir eşitsizliğinde hala 3. sıradan yukarıya çıkamadık. Meksika'yı bir türlü geçemiyoruz, orada bizden daha fazla şey biliyorlar diye endişeleniyorum bazen. İşsizlik oranı zaten son derece düşük ve her yıl azalıyor, gelir seviyelerinden bahsetmeye hiç gerek yok, en nihayetinde ben ekonomi yazarı değilim ki, ne bilebilirim bu konuda.

     

         Sloganımız bile var; "Mutluyuz, çünkü borçluyuz." Kredi kartlarımız, mortgage ile alınan ve hayatımızın onlarca yılını çalışarak bizim olacağına inandığımız evlerimiz, krediyle alınan arabalarımız var. Yani kısaca her şeyimiz var. Daha ne isteyelim ? Mendeburluğun alemi yok ki. Her şeyi bilenler, sizlere sonsuz müteşekkiriz, minnettarız.       

           Son bölümde Bolu'da her şeyi bilenlere; turizm teşvikleri ile ilgili atıp tutmayı artık bırakın. Hedef kitleniz ne, kim, hangi yaş grubu biliyor musunuz ?
    Pazarınız hangisi, hangi ülke veya ülkelere hitap edeceğiniz hakkında bir fikriniz var mı ?
    Gelecek olan turistten nasıl daha fazla gelir elde edeceksiniz, bilinçlendirdiniz mi ?
    Hemen yanı başınızda Kastamonu'nun Ortadoğu ülkeleri ile organize ettiği fam tripten (familarization trip : alıştırma ve tanıtım turları) haberdar mısınız ?
         Beypazarı ve Safranbolu nasıl bu kadar gelişti ve turizm gelirlerini artırdı? Bu konuda bilgi aldınız mı ?
         Kentteki yatak sayısı ile otellerin bölgesel dağılımının, hangi çeşit turizm yapmaya daha elverişli olacağının çalışmasını yaptınız mı ?
    Söylemesi ne keyifli değil mi; Bolu'da yayla turizmi, kış turizmi, ekoturizm, termal turizm, spor turizmi, kültür turizmi, kongre turizmi hepsi yapılır, hangisini yapıyoruz peki ?
          Ulaştırma ağlarını nasıl oluşturacağınızı ve yer hizmetlerini mevcut şartlarda nasıl verebileceğinizi hiç düşündünüz mü ? 

          Bölgesel olarak, otelciler ve acenteler birlikleri kurarak gerekli yerlere daha rahat baskı yapabileceğinizi, bu sayede her gün okumaktan bıktığım teşvikleri istenilen seviyeye getirmenin mümkün olabileceğini, o meşhur çalıştaylarınızda hiç konuştunuz mu?
    Ulusal basında çıkamamaktan, turizm dergi, ek ve online gazetelerde  yer almamaktan hayıflanmak yerine defalarca söylememe rağmen, doğru bağlantılarla sadece 3 günlük bir organizasyonu yapabildiniz mi ?
         Çaresizce, havaalanı yapılmasını isteyip, havaalanı yapılırsa ne olacağı hakkında hiçbir fikri olmayanlar, Türkiye'deki havaalanı mezarlığına yeni bir tanesini eklemekten daha fazlasını nasıl yapacağınıza dair bilginiz var mı ? 
         Hangi fuarlara katıldınız? Bolu'yu tanıtmak için Emitt'ten öteye gittiniz mi?
         Önümüzdeki yıllarda hangi ülkelerde "Road Show"  (tanıtım gezisi) yapacaksınız ? 
         Turizm için ne kadar fonunuz var ?
         Doğru ya, teşvikten gelirse epeyce olacak unutmuşum. Önce para gelsin bu söylediklerim halledilir değil mi ?
         Turizmin ve turistin diğer pek çok sektörle birlikte yakın gelecekteki yönünün Asya-Pasifik ülkeleri olduğunu bildiğinize eminim, çünkü sizler bilenlersiniz.

         Biz, geriye kalanlar ise sadece 18. yüzyıldaki o Avustralya yerlisi gibi bir tek şey söyleyebiliriz. Kanguru...  

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak