Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Kürtaj olmak ya da olmamak

Ümmügül Kırca

    28 Eylül 2011

    Yeni evli genç bir çift. Aynı sitede yan yana binalarda oturduğumuz için balkondan görüyordum. Tanımasam da mutlu olduklarını söyleyebilirdim. Balkonda geç saatlere kadar otururken onları izliyordum. Neşeli birilerine benziyorlardı. Bir bebekleri olacağını duymuştum. Kadının bulantıları fazla olduğu için kocası ev işlerinde yardım ediyordu. Hatta adam iş yaparken şarkılar söylüyordu. Ne güzel yeni nesil diyordum.
    Veeee....
    Geçen gün öğrendim. Boşanıyorlarmış. Bebeği de aldırmışlar.
    Nasıl yani?..
    Neden?..
    Bilmiyorum. Aralarında ne yaşandı da bu noktaya gelindi? Peki ya bebek! Daha birkaç hafta önce hevesle beklenen bebek, şu anda yok.
    Nasıl, kimin kararı bilmiyorum. Detaylar benim için pek de önem taşımıyor artık. Çünkü ortada bir canlının bilerek ve isteyerek ölümü söz konusu.
    Kürtaj....
    Bu kelimeyi ilk kez annemden duymuştum. Bir komşu kadınla konuşuyordu. Hatalı ve bilinçsizce uyguladığı korunma yöntemi işe yaramamış. Annem de kürtaj yaptırmış. 8 yaşında falandım. Tam olarak ne anlama geldiğini çözememiştim. Ama kötü bir şey olduğunu hissetmiştim. O zamandan beri de sevmedim.
    Üç oğlumu da planlayarak ve isteyerek doğurdum. İlk oğlum iki yaşını doldurunca ikinci bebek hazırlıklarına başladık. Sağlık kontrolleri, kan tahlilleri, diş kontrolleri. Alınması gereken folik asitler...
    Ne yapılması gerekiyorsa doktoruma danışarak hazırlıklara başladık.
    29 yaşında evlendiğim ve ilk oğlumu 32 yaşında doğurduğum için endişeliydim.
    İkinci bebeğimi 35 yaşında kucağıma alacaktım. En büyük korkum engelli bir bebek doğurmaktı.
    Doktorum çok ilgili ve titiz biriydi. Ense kalınlığının ölçümlerinde çok ama çok uğraştı. Milimetrik ölçümde biraz kalınlık fark etti. Afyon Dinar'daydık ve beni Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi'nin hastanesine yolladı. Orada kan testi yaptıracaktım.
    Üçlü test denilen yöntemle bebekteki olası bir sorun tespit edilecekti. Sonuçlar için gittiğimizde bana bebeğimin Down Sendromlu olma ihtimalinin 296'da bir olduğunu ve bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısından alarak tahlil yapmaları gerektiğini söylediler.
    Ama bu sıvının incelenmesi ve sonuçların belirlenmesi de 15 gün sürecekti. Başka bir yerde daha hızlı bir şekilde yaptırmamızı da kabul etmediler. Beni hiç görmeyen ve bebeğimin takibini yapmayan doktorlar, hemen karar vermemi istiyorlardı. Sonuçlar alındığı zaman bebeğim 4,5 aylık olacaktı.
    Bebeğimde herhangi bir sorun varsa ben 18 haftalık bir bebeği kürtajla nasıl aldıracaktım. Üstelik bir sorun yoksa bu işlem benim ve bebeğim için çok riskliydi. Diyelim ki halk arasında mongol denilen bir bebeğe hamileydim. Ama onlar eğitilebiliyordu. Çevremde örnekleri vardı. Zordu belki ama yaşıyorlardı. Öyle zor bir karardı ki.
    Orada hastanenin bekleme salonunda dakikalar hızla ilerlerken kararımı verdim.
    Hayır amniyon sıvısının alınmasına gerek yoktu. Bu bebek mongol doğacaksa da ben onu aldırmayacaktım. Eşime söyledim. O da kabul etti.
    Evimizin yolunu tuttuk.
    Eve dönerken yol boyu gözyaşlarım sessizce aktı.
    Hemen doktorumuzu aradık. Olanı biteni anlattık. Kararımızı destekledi. Bizi teselli etti. Bebeğimizin son derece sağlıklı olduğunu ısrarla vurguladı. "Kan testindeki oranı dikkate almayın" dedi.
    Ben biraz rahatladım. Ama gece olunca uyku tutmadı. Aklıma türlü düşünceler üşüştü. Kararımdan vazgeçecek değildim ama öyle bir çocukla ne yapacaktım? O gece sabaha kadar balkonda oturdum.
    Bebeğim doğana kadar da bu böyle devam etti. Her gece eşim ve büyük oğlum uyuduktan sonra evin içinde geziniyor, balkonda oturuyordum. Sıcaklardan zaten zor uyurken, birde düşünceler kafamın içine doluşunca uyku bana haram olmuştu.
    Her kontrolde doktorumun ilk sözü, "Ooo oğlunuzun bacak boyu da ne kadar uzun" oldu.
    Mongol bebeklerde bacak boyunun uzunluğu bir kıstasmış. Kısa bacaklı olurmuş genelde bu bebekler. Doktorum beni rahatlatmak için 15 günde bir kontrole çağırıp, uzun uzun konuşuyordu. Bebeğimizin ne kadar sağlıklı olduğunu anlatıyordu.
    Bu sıkıntılı dönem oğlum doğana kadar sürdü.
    Bebeğim son derece sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi. Ama ben o uykusuz ve sıkıntılı geceler yüzünden vitiligoya yakalandım. Karnımda kocaman bembeyaz lekeler çıktı.
    Üçüncü bebek için karar verirken de en büyük korkum yine aynı şeydi.
    Doktorumuz yine bize uzun açıklamalar yaptı. Üç çocuğumu da farklı şehirler ve farklı doktorlar ile dünyaya getirmeme rağmen bu konuda çok şanslıydım. Üç doktorum da çok ama çok iyiydi. Ben 39 yaşında üçüncü kez anne olurken yine endişeliydim ama korktuğum başıma gelmedi.
    Ama yeni evli bir başka komşum ise ilk bebeğinde bu kadar şanslı olamadı. Büyük bir hevesle bekledikleri kızları kalbindeki sorun bir yana mongol olarak doğdu. Üçüncü oğlumla yaşıt olan kızları bahçede koşturup duruyor. O kadar da sevimli ve sıcakkanlı ki. Bebeğinin mongol olacağı konusunda doktoru hiçbir bilgi vermemiş. Ama verse de aldırır mıydı bilemem.
    Maraş'tan bir arkadaşım ise kan testinin ardından bunalıma girdi. Doktoru sakat bebek doğurma ihtimalini çok yüksek görmüş. Arkadaşım mongol da olsa bebeği doğurma taraftarıydı. Fakat kocası kesinlikle aldırması gerektiğini söylüyordu.
    Üçüncü bebeğine hamile olan arkadaşım, amniyon sıvısına yapılan tahlilin sonucunu korkarak bekledi. Allahtan sonuç olumlu çıktı. Daha bebek doğmadı. Hala içinde bir korku var.
    Samsun Ayvacık'tayken komşumun torununun sol elinin parmakları yoktu. Doktor kontrollerde fark etmemiş. Fark etse ne değişecekti? Son derece sevimli ve zeki olan bu kızı annesi parmakları olmadığı için doğurmayacak mıydı?
    Sakat bir bebek doğurma ihtimali her annenin korkulu rüyası. Her anne ve baba sağlıklı bir evlat hayali kurar. Herkes bunu ister. Ama mongol diye bir bebek anne karnında öldürülmeli mi? Başka sorunlarda belki olabilir diyorum. Çünkü öyle şeyler var ki, bebeğin omuriliği kapanmıyor. Doğum anında veya hemen sonrasında ölüyor. Böyle bir durumda annenin de hayatı riske girebiliyor. Çok kötü bir durum ama belki o zaman kürtajı kabul ederim.
    Üç çocuktan sonra her türlü korunma yöntemine karşı hamile kalırsam yine doğururum dediğim zaman insanlar hayretle bakıyor. Bile bile bir cana kıyamam. Ne eşimle sorunum var diye, ne mongol bebek diye, ne eli sakat diye. Bu benim kararım. Başkaları için ne desem boş. Belki de çeken bilir.

    www.ailemveben.eu

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak