Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Cübbelinin rüyası !

Şapkasını önüne koyarak yazan adam

    10 Eylül 2015

             Cübbelinin rüyası !
             1990'lı yılları aratmayan şiddet sarmalının ülkemizi sardığı zorlu bir süreç yaşanmakta. Doğu ve Güneydoğu illerinde yaşanan olaylar ocaklara ateş düşürmekte, yürekleri dağlamaktadır. 15 Ağustos 1984 tarihinde Abdullah ÖCALAN'ın emir ve talimatı ile başlayan teröre üzerinden geçen 31 yıllık süreçte asker, polis, korucu ve sivil vatandaş olmak üzere yaklaşık 13 bin şehit vermişiz. AKP hükümeti döneminde bir paradigma değişikliğine gidilerek, 2012 yılında İmralı ile resmi görüşmelere başlanmış ve bu görüşmeler neticesinde 16 Temmuz 2014 tarihli resmi gazetede yayımlanan 'Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” ile başlatılan çözüm süreci resmiyet kazanmıştır.
             Toplumsal karşılık bulduğu ve halkın %75'nin desteklediği söylenen bu süreç 2015 Temmuz ayında 2 polisimizin evlerinde şehit edilmesi ile son bulmuştur. Çözüm süreci olarak adlandırılan bu süreçten çözümün çıkmayacağı ve samimi olarak bazı kişi, ya da kişilerce yapılan çabalarında yöntem hatası taşıdığı açıkça belli idi. Terör örgütünün şu anki lideri Cemil BAYIK'ın PKK saldırılarını meşru göstermek için ortaya koyduğu gerekçeleri de sürecin nereye gittiğini görmek açısından iyi analiz etmek gerekiyor. 'Meşru savunma halindeyiz. Askerler yoksul çocukları. Neden ölsünler? Erdoğan onları kullanıyor. Bu savaş ordunun da savaşı değil. Ordunun bunu bilmesi gerekir. Ordunun da Erdoğan'ın bu oyununa gelmemesi önemlidir. Erdoğan orduyu da kendi amacı için kullanmak istiyor. Erdoğan'ın oyunu bozulmalıdır” diyor Bayık.

            Ancak Temmuz'dan beri terör örgütünün bırakın savunma halini direkt saldırı halinde olduğunu görüyoruz. 7 Haziran seçimlerinden , Temmuz sonuna kadar sesi çıkmayan ve aktif görünmeyen Cumhurbaşkanı'nı da aktif hale getirenin PKK eylemleri olduğu açık. PKK terör örgütünün ayağına kurşun sıktığı ve gerçek bir barışın hakim olunacağı bir noktada, tekrar savaşı seçerek Kürt siyasetine ağır bir darbe indirdiği ortadadır. O kadar gözleri dönmüş ki Tunceli Pertek nüfusuna kayıtlı Ersin DEMİREL isimli zihinsel engelli bir vatandaşı, Özel Harekat Polis amiri diye kaçırıp kendi televizyonlarında röportaj bile yaptırıyorlar. HDP'nin de yaşanan süreci iyi yönetemediği ve maalesef HDP'li siyasilerinde yangına körükle gittiği olaylar yaşanmaktadır. Bu haliyle PKK ile arasına mesafe koyamayan bir HDP'nin barışa vereceği katkıdan söz edilemez. Son yaşananları yorumlayan kitleleri (gözlemcileri) analiz ettiğinizde büyük bir kesimin siyasi görüşünü de konunun bir parçası haline getirdiğini ve mantıklarını bir kenara ittiklerini görmekteyiz. İktidarından, muhalefetine ve basınına kadar her kesimin ülkeyi germe, kutuplaştırma yarışında olduğu günlerden geçiyoruz. Yani anlayacağınız at izi it izine karışmış durumda. Bunun en büyük örneklerini de sosyal paylaşım sitelerinde gözlemlemek mümkün. Barış diyen herkesin, hatta her Kürt'ün potansiyel PKK'lı görüldüğü paylaşımlara rastlanılmakta. İlimizde HDP'ye oy verenlerin kökünün kazınmasını söyleyenler bile var. Kürtlerin değil, terörün lanetlenmesi gerektiği unutulmamalıdır. Yaşananların ezikliğini üzerinde hisseden ve kahrolan, doğu kökenli bir çok vatandaşımız var. Hatta sosyal paylaşım hesaplarında Dağlıca'da yaralanan askerlere yardım eden korucuların görüntülerini paylaşıyorlar. Sessiz bir çığlıkla biz kardeşiz demeye çalışıyorlar. Daha birkaç gün önce Doğubayazıt ilçesi Karabulak Karakol Komutanlığına yapılan saldırıda, karakolu hayatı pahasına kahramanca savunan ve şehit sayısını artmasını engelleyen Adıyamanlı Şehit Kürt Medet'i ne kadar çabuk unuttuk. Artan toplumsal kutuplaşmanın sonuçlarının çok daha ağır olacağı bilinmelidir. Terörist ile PKK ile Kürt kardeşlerimizi eşleştirmenin Türk-Kürt birlikte yaşama iradesini olumsuz etkileyeceğini ve onları PKK'nın kucağına iteceğini unutmayalım. Toplumsal mutluluğun anahtarı akıl ve duygu uyumundadır. Ama kimi zaman akıl, kimi zaman da duygular ağır basar. Ancak ağırlıklı olarak duygular akılla test edilir, süzülür ve sonrasında dışa vurulur. Aklın, mantığın bir kenara atılıp duyguların öne geçtiği üzücü günler yaşamaktayız. Yaşanılan süreç ve varılmak üzere olunan nokta da 12 Eylül 1980 öncesi atmosfer oluşabilir. Bunun sonucunda da hiç istemesek de 'Cübbelinin rüyasında gördüğü” ve ülkeyi yıllarca geriye götürecek üzücü olaylar yaşanabilir. Tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet, kederli ailelerine de başsağlığı diliyorum.
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak