Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Makedonya izlenimleri

Dilek Çürük

    14 Ağustos 2010

       Türkler'den Kurtuluş Bayramı'nda Üsküp'te olmak

       Balkanlar'da unuttuğumuz Bursa


       Çoğumuz için diziyi izleyene kadar hatırlamadığımız, haritada yerini bile karıştırdığımız bir uzak ülkeydi Rumeli. Kaybedeli 90 küsur yıl oldu ya, hani Rumeli türküleri de olmasa sanki hiç bizim olmamış gibi hissedeceğimiz bir coğrafya... Bu coğrafyanın tam ortasında bir başkent Üsküp. Mesafe olarak ölçseniz İstanbul'a Sivas'tan daha yakın. Zamanın yavaş akmasından mıdır nedir, 80'lerin Türkiye'sinde orta büyüklükte bir Anadolu şehri havasında. Ama burası Rumeli. Osmanlı'nın 1900'lerin başında terketmek zorunda bırakıldığı 500 yıllık Türk yurdu. Üsküp doğumlu Yahya Kemal'in Kaybolan Şehri'nde "Üsküp ki Şar Dağı'nda devamıydı Bursa'nın" dediği "bizden" topraklar...
         AYNI BİZİM TAKSİCİ
        Bu şehrin neredeyse 90 yıl önce elimizden çıktığına inanmak güç. Havayoluyla gittiyseniz eğer sizi ilk şaşırtan, alçalmaya başladığınızda istisnasız her gördüğünüz köyden yükselen minareler oluyor.
    Büyük İskender'in adını taşıyan Adana Otogarı irisi havaalanındaki insan manzaraları hep bizden, hep bildik. Türk olduğunuzu anladıktan sonra "Buyur abi" diyerek sizi şehre bırakmak için peşinize takılan taksici esnafı, pasaportla girseniz de yabancı bir yere gelmediğiniz hissini uyandırıyor.
    Nitekim biz de öyle hissettik. Önceden alınan taktikler gereğince sıkı pazarlıkla binilen takside Arnavut İbrahim'in Türkçesi biraz daha düzgün olsa, geçtiğimiz tipik Türk köylerini geride bıraktıkça havaalanından Üsküp'e değil de Bursa şehir merkezine gittiğimizi zannedecektik. Bayrampaşa'da akrabalarının olduğunu söyleyen taksici İbrahim, Türk malı olduğunu gururla söylediği 80'li yıllardan kalma Renault 9'unu şehir merkezine doğru sürerken, memlekette bir zamanlar alışkın olduğumuz sahnelerle karşılaştık. Havaalanından ücret vermeden çıkması, çok şaşırtıcı olmadı. Otoban girişindeki gişe memuruna sadece bir selam vererek geçmesi ise eğlenceli bir kente geldiğimizin habercisi gibiydi. Ama şehir içinde kırmızı ışıkları yok sayması, eğlencenin adrenalin düzeyini göstermesi açısından ürperticiydi. Anlaşılan, bizde de trafik bilincinin daha düşük olduğu 80'li yıllara kadar uygulanan "yeşil geç, sarı geç, kırmızı dikkatli geç" kuralı, harfiyyen uygulanıyordu Üsküp'te. İbrahim'in iki kat fiyatla yanımıza aldığı Japon turist, şehir merkezinde Türk çarşısında inerken, Balkanlardaki girişimci ruhun geleceğiyle ilgili ipuçları yakalamak mümkündü.
          TÜRKLER'DEN KURTULUŞ BAYRAMI
         Üsküp'e gittiğimiz gün sokaklarda in cin top oynuyordu. Nedenini soruşturduğumuzda Makedonlar sadece "bugün tatil" deyip geçiştirdiler. Sonradan öğrendik, yüzümüze karşı söyleyemediklerinden öyle yapmışlar. Meğer Osmanlı hâkimiyetinden kurtuldukları günün bayramını yapıyorlarmış. Sokaklarında "in ve cinlerin çift kale müsabakasının" esbabı mucibesi böylece ortaya çıkmış oldu. Kroşova'daki "kurtuluş" kutlamaları kaçırmışız. Ama bizdeki gibi mavi üniforma giydirilmiş temsili düşman milisleriyle kuru sıkı doldurulmuş tüfeklerle bir temsil yapıyorlar mı diye de merak etmedik de değil. Üsküp'te rastlaştığımız üniversite öğrencisi Biljana, Türkler hakkında iyi şeyler düşünmediğini itiraf ediyor. Ama bunda en büyük etkinin lisedeki tarih öğretmeni olduğunu da söylemeden edemiyor. Biljana konuşurken, "Okullardaki tarih dersleri kaldırılmalı. Ülkeler arasında düşmanlıklara sebep oluyor" diyen yazar Buket Uzuner'in sözleri düşüyordu akla. Gerçi Kurtuluş Bayramı 2 Ağustos'un ertesi günlerinde de canlı bir çarşı bulmak zordu. Kapalı kepenklerin yanındaki komşu esnafa sorduğumuzda yürek burkan cevaplar aynıydı:
    -Kapatıp Türkiye'ye göçtüler.
    2001'deki içsavaş mı, 1955 göçü mü, yoksa daha öncesi mi? "Her evden bir haber" çıkması muhtemel kapıları zorlayınca parçalanan hayatlarla karşılaşmamak elde değildi.
        KAZANAMADIM SILA PARASI
        Yugoslavya 1992'de dağıldıktan sonra doğan 7 ülkeden biri Makedonya. Ülkenin ismine Yunanistan'ın itirazından dolayı resmi adı FYROM (Eski Yugoslav Makedon Cumhuriyeti) şeklinde geçiyor. Yunanlılar'a göre Makedonya, Yunanistan topraklarının bir bölümünü de içine alan bir bölgenin adı. Onun için Makedonya'nın bu isimle tanınmasını istemiyor. Yunanlılara göre ülkenin adı, Üsküp olmalı. Makedonların Skopje dedikleri başkent Üsküp'ü, 1391'de fethetmişiz. Bakıldığında Anadolu'daki birçok şehirden daha önce Türk yurdu olmuş; ama 1912'de tek kurşun atmadan Sırplar'a vermek zorunda kalmışız. Şimdilerde 500 bin nüfusun sadece onda biri Türk. Halen bizim gibi Avrupa Birliği'ne girmek için müzakere masasında. 2004'teki tam üyelik başvurusundan 1 yıl sonra "aday statüsü" kazanmış. Ancak Yunanistan'ın veto yüzünden müzakereler başlayamıyor. Ama yine de bizden önce üye olmaları da yüksek ihtimal!
        Tarihi bilgiden sonra gezi yazısı formatını yerine getirmek gerekirse, Üsküp için yapılan tanımları tekrarlamakta yarar var. "Maya Dağı'ndan kalkan kazlar/Al topuklu beyaz kızlar" diye başlayan türküde geçen Vardar, Üsküp'te nehir olup akarken şehri de ikiye bölüyor. Doğu yakada eski Üsküp, batıda yeni Üsküp. Ortada şehrin simgesi olmuş tarihi taş köprü. Tahmin edileceği gibi Osmanlı izlerinin tazeliğinin koruduğu eski Üsküp, daha az gelişmiş. Nehrin diğer tarafı ise ortalama bir Avrupa kenti görünümünde. Bu yakada Koç'un yaptığı modern alışveriş merkezi Ramstore'daki dükkânlardan başka bir yerde Türk izi yok. Düzenli caddeler, caddelerde modern heykeller... Boğadan,  oturan adam figürlerine kadar soyut somut heykeller süslemiş yeni Üsküp'ü... Bir "ayakkabı boyacısı heykeli" de unutulmamış bu arada... Ama boyacının kafasında Türklerin giydiği takkeyi görünce, aklınızdan birşeyler geçmesine engel olamıyorsunuz. Belediyenin bastırdığı şehrin turizm haritasında bir tek Türk çarşısının yeri unutulmuş nedense. Üsküp'ün hangi yakasından kafanızı kaldırıp dağlara doğru bakarsanız bakın, 2001'deki savaştan hemen sonra dikilen 70 metrelik devasa haçı gördüğünüzde, Makedonların "Makedonlaştırma" felsefesinin ağırlığı sizi kavrıyor Üsküp'te.
        DUMANLI HAVA SAHASI
       Türk çarşısında yüz yıllık tarihi doku aynen duruyor. Sayın ki Bursa'da İpekçiler Çarşısı'na çıkan bir sokağa girmişsiniz. 1963'teki yıkıcı depremden bugüne kalan arnavut kaldırımı kaplı dar sokakların çıktığı asma gölgelikli dükkanlar... Ahşap çerçevelerinin boyaları dökülse de üstünden geçen mevsimlerin hissedildiği kepenkler... Kapalı da olsa hanlar, hamamlar Osmanlı zamanlarını anlatıyor. Çarşıya girdiğinizde yüzünüze bakıp Türkiye'den geldiğinizi anlar anlamaz hemen "Merhaba" deyip hal hatır eden, dükkâna çay içmeye davet eden esnaf karşılıyor sizi. Çaylar kırmızı beyaz porselen altlıklı ince belli bardaklarla geliyor. Şekerlikler de bizde 80'li yıllarda kalan borulu kavanozlar şeklinde. Ters çevirip bardağınıza doğru tutuyorsunuz; ama hızlı aktığından ilk bir iki denemede ölçüsünü kaçırabiliyorsunuz. Fakat çayın demi, içtiğiniz her yerde Türkiye'de alıştığınıza göre biraz fazla olduğundan -şekerli içiyorsanız- fazla da kaçsa problem olmuyor. Birkaç bardaktan sonra ayarı tutturuyorsunuz. Kahvehanede oturup da çayın yanında sigara da istiyorum derseniz, Balkanlar sizin için "dumanlı hava" cenneti.
    Kahvehanede sigara yasağını yaz mevsiminde balkonlu mekanlarda geçiştiren ama yine kışın ne yapacağını kara kara düşünen tiryakiler için "kışlık Balkan sigara göçü", alternatif bir çözüm olarak üretilirse yakında, şaşırmamak gerekir. Çünkü Üsküp memlekete "en yakın ve ucuz dumanlı hava sahası!"
         RUMELİ'NİN ORTA YERİ KAHVEHANE
        Makedonya'da hayat Türkiye'ye göre nispeten ucuz. İnce belli çay, 10 denar, yani yaklaşık 35 kuruş. Bir paket ithal sigara 4 lira, benzinin litresi 2 lira. Ama asgari ücret de yaklaşık 450 lira. "Kahvehane keyfi için Türkiye'den Üsküp'e gelmeye değer mi?" diye sorduğumuzda Rumeli Kahvesi'nin sahibi Nazmi Ali, Rumeli şivesiyle "Gelsinler be tabii" diyor ve ekliyor: "Burda hayat ucuz be ya... Ne ka gelen var buraya... Burada ayda 50 Avroyla geçinenler var."
    Üsküp'e turistik ziyarette bulunan her Türk'ün uğradığı Rumeli kahvesinde her masada Türkçe sohbet dönüyor. Bir zamanlar güreş tuttuğu ilk bakışta kırık kulağından belli olan Nazmi Ali, Yugoslav Milli Takımı'nda güreşmiş. 1985'te Kırkpınar'a katılmış. Şimdi antrenörlük yapıyor. Geçen yıl güreşçileriyle birlikte Ankara'ya Yaşar Doğu turnuvasına gelmiş. Oğlu Elveda Rumeli'de rol almış. Türkiye'ye göçenler olduğu gibi, krizden sonra Türkiye'den gelip iş kuranların da olduğunu söylüyor. İstanbul'dan gelip dericilik işiyle uğraşan bir komşu, Makedon devletinin çıkardığı zorluklardan bahsediyor kısa sohbette.
         "TÜRKÇE YOK BURDA"
         Üsküp'ün neresine giderseniz gidin, karşılaştıklarınız çat pat Türkçe biliyor. Anlattıklarına göre, Türkler kaybettikten sonra bile bir dönem Türkçe bilmeyen sokağa çıkamazmış. Türk hakimiyetinin izleri silinmeye uğraşılmış, öncelikle de dilden başlanmış. Dillerinden Türkçe kelimeleri atmaya çalışan; ama Türkçe'siz anlaşamayan iki Makedon'un diyaloğu Üsküp'te sıklıkla anlatılıyor:
    - Makedonca'da Türkçe kelime kaldı mı?
    - Ma yok!.. (Yok ya)
        DUVARDA 80'Lİ YILLARIN KADROLARI
        Türk dükkanlarının hangisine girseniz duvarları süslenen kulüp bayrakları karşılıyor sizi. Birer köşede Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş'ın renklerini taşıyan flamalar... Milli takımın, kulüplerin 80'li 90'lı yıllardaki kadrolarının bulunduğu büyük çerçeveli fotoğraflar. Beşiktaş'ın 80'lerdeki Samet'li, Ulvi'li Sinan'lı kadrolarının büyük boy fotoğraflarına bakıp hafızaları canlandırmak mümkün. 70'li, 80'li yıllara doğru zaman tüneline girmiş gibi büyüleyen Türk lokantalarının başköşelerinde gözünüz siyah beyaz bir televizyon arıyor. Bir an sanki Tuna Huş TRT 1 ekranlarında Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün "yaz dönemi çalışmalarını" Fethiye'de geçireceğiyle ilgili haberle başlayıp Meclis Başkanı Necmettin Karaduman'ın kabulleriyle protokol sırasına göre devam eden 20.00 haber bültenini sunacak sanıyorsunuz. Ya da gece yarısına doğru Can Akbel'in Güne Bakış'ını izlemeye hazırlanacaksınız. Ama hayır. Balkanlardaki bütün Türklerin çanakları Türksat'ın uydusuna, yani Türkiye'ye dönük. Türkiye'de ne varsa ekranda da o var. Rumeli'de Türkiye günü gününe yaşanıyor. Sohbet biraz ilerleyince Üsküplülerin Kürt açılımından, Ergenekon davasına kadar size söyleyecekleri var.
         ÜSKÜP TÜRK TİYATROSU
        Kadrosunu Üsküp'teki Türklerin oluşturduğu Üsküp Türk Tiyatrosu, 60 yıldır perdelerini dram ve komediye açıyor. Oyuncular seyircinin ilgisinden memnun. Oyuncuların bir kısmı Elveda Rumeli dizisinde oynamış. Televizyonla gelen şöhretten mutluluk duyuyorlar. Yılların sahne emektarıyken dizinin Mazhar Paşası, baytarı, sarhoşu olarak tanınan sanatçılar, Türkiye'ye gittiklerinde gördükleri ilgiyi mutlulukla anlatıyor: "Festivale katılmak için tiyatro olarak otobüsle Konya'ya gidiyorduk, yoldaki kontrolde polisler bizi tanıyınca bizimle fotoğraf çektirdiler."
        "OSMANLI BİZİ YETİM BIRAKTI"
        Türk çarşısında esnafla sohbete doyum olmuyor. Müşterisizlikten Arnavut kaldırımını sulayan Muhammet, biraz öfkeli biraz da öfkeli ifadeleriyle "Osmanlı bizi yetim bırakıp çekti gitti" diyor. "Türkler Rusya'ya yatırım yapacağına buraya da gelsin" diye çarşıdan iş adamlarına çağrıda bulunuyor. Dükkânı açık bırakıp bize Büyük İskender'in heykelini gösterirken eklemeden de edemiyor: "Bizi sevmezler pek burda. Buradaki anlayış, Türk Türkiye'de olsun anlayışı"
    Kim ne kadar severse sevsin her köyde yükselen minareler 500 yıllık Türk izlerini anlatıyor Üsküp'te. Yahya Kemal'in dediği gibi:
    "Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene/Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene."

             Kaybolan Şehir

    Üsküp ki Yıldırım Beyazıd Han diyarıdır
    Evlad-ı Fatihan'a onun yadigârıdır

    Firuze kubbelerle yalnız bizim şehrimizde o;
    Yalnız bizimdi, çehre ve ruhuyla bizdi o

    Üsküp ki Şar Dağı'nda devamıydı Bursa'nın
    Bir lale bahçesiydi dökülmüş temiz kanın

    Üç şanlı harbin arş'a asılmış silahları
    Parlardı yaslı gözlere bayram sabahları

    Ben girmeden hayatı şafaklandıran çağa
    Bir sonbaharda annemi gömdük o toprağa

    İsa Bey'in fetihte açılmış mezarlığı
    Hulyama ahiret gibi nakşetti varlığı

    Vaktiyle öz vatanda bizimlen bugün niçin
    Üsküp bizim değil? Bunu duydum için için

    Kalbimde bir hayali kalıp kaybolan şehir!
    Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!

    Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene
    Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.
     
    Yahya Kemal Beyatlı

    • Emanet.by21 Ağustos 2010 . 10:49

      Harika fotoğraflar!
      Rumeli Türklerini bırakınız; günümüzde Türk olmak zordur!
      Yad ellerde vatansız yaşayan Ahıska Tükleri, o güzelim Gagauzlar...
      *
      Şimdi bu vatanda kavmiyetsiz, milliyetsiz, kimliksiz bir nesil var.
      Sözde müslüman ama kozmopolitan müslüman(!)
      İngiliz hegemonyasına aşık, Amerikancı müslüman(!)...
      *
      Türk'den gayri herkes milliyetcilik yapabilir.
      'Kürtler milliyetcilik yapabilir, Araplar da...V.s.
      Ama Türkler yapamaz!
      "Türk aidiyetimle iftihar ediyorum.” dediniz mi,
      hemen faşist damgasını yersiniz!
      Her neyse...
      *
      Bu güzel yazıyı zevkle okudum.
      'Elvedâ Rumeli' diye seslenmek istedim.
      Bir kez daha kaybettiklerimiz yüreğimi sızlattı.
      Sn.Dilek Çürük hanımefendinin eline, emeğine, yüreğine sağlık...

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak