Basın Konseyi dışında, hiçbir gasteci cemiyetine üye değiliz

Çiçekçi Rıza.. Muhittin Etingü..​​​​​​​

Çiçekçi Rıza.. Muhittin Etingü..​​​​​​​
    23 Şubat 2024
    Çiçekçi Rıza.. Muhittin Etingü..​​​​​​​Çiçekçi Rıza.. Muhittin Etingü..​​​​​​​Çiçekçi Rıza.. Muhittin Etingü..​​​​​​​Çiçekçi Rıza.. Muhittin Etingü..​​​​​​​Çiçekçi Rıza.. Muhittin Etingü..​​​​​​​Çiçekçi Rıza.. Muhittin Etingü..​​​​​​​Çiçekçi Rıza.. Muhittin Etingü..​​​​​​​Çiçekçi Rıza.. Muhittin Etingü..​​​​​​​

         ÇİÇEKÇİ RIZA.. MUHİTTİN ETİNGÜ..
         Geçen yazimda Kapalı spor salonunda kağıttan uçakla mektup gönderdiğim voleybolcu kızdan bahsetmiştim.. Ertesi gün beni bulup; ''İğrençsin artı eşeksin'' diyen.. 
    * * *
          ''İnsan tanıdık biriyle karşılaştığında gönül kırıklıklarını, pişmanlıkları görüyor gözlerinde'' demiştim.. ''Yarım kalmış sözleri, dilenmemiş özürleri, küslükleri, küskünlükleri..'' O paragrafa takılmış arkadaşım, olayı dert ettiğimi sanmış..
    * * *
          ''Onda ne var ki tertip'' diyor bana ''dert ettiğin şeye bak.. Gülriz Sururi bir gün Taksim'den dolmuşa binmiş'' Ee? ''Bakmış ki, dolmuşta genç bir adam sürekli kendisine bakmakta.. Bakmakla kalsa gene iyi.. Hafif yollu da sıkıştırıyormuş kızı.. Kız kaçtıkça, o daha bir abanıyormuş üzerine.. İlk durakta inmiş Gülriz Sururi.. Adam da peşinden..'' 
    * * *
          ''Arkadan laf atmalar falan başlayınca, kız dönmüş; 'Bana bak bana! demiş, ''defol git başımdan, yoksa polis çağıracam..! 'Polisi duyar duymaz adam 'Vın Turizm'.. Gülriz Sururi'yi o gün kim takip ediyormuş biliyor musun tertip? Kim? 'Yaşar Kemal..! Hadi canım..! ''Yani senin ''kağıttan uçaklı mektup'' çok masum kalır bunun yanında..''
    * * *
           ÇİÇEKÇİ RIZA..
           Öfke toplumu olup çıktık.. Büyüğünden küçüğüne herkes bir öfke sarmalı içinde.. Hem kendine hem de sevdiğine zarar veren saplantılı aşıklar olduğunu biliyoruz..  Ama istediği kızı alamayınca katliam yapıp görüntüleri sosyal medyadan paylaşmak nedir Allah aşkına.. 
    * * *
            Geçenlerde eski bir gazete haberinde rastlamıştım.. Bu tür katliamların en uç örneği 1952 yılında İstanbulda yaşanmış.. Bolu'dan İstanbul'a çalışmaya giden, daha sonra Beyoğlu'nda çiçekçi dükkanı açan Rıza adında biri, aşık olduğu kızı, kızın eniştesi yüzünden alamayınca, gitmiş, tüm İstanbul'u havaya uçuracak kadar dinamittle eniştenin oturduğu apartmanı havaya uçurmuş.. Enişte bey de dünyaca ünlü Gemi İnşa Mühendisi Muhittin Etingü.. Ayrıca Akbaba dergisinin de karikatüristi kendisi..
    * * *
           Öyle bir patlama olmuş ki o gün, hem bizim Rıza'yı, hem de kızın eniştesi Muhittin Etingü'yü cımbızla toplamışlar şehrin çeşitli semtlerinden.. Patlamanın etkisiyle İstanbul valisi Fahrettin Kerim Gökay bile koltuğundan havalanacak gibi olmuş.. Zaten yarım porsiyon bir adamdı rahmetli.. 
    * * *
           PARK..
           Bugün Şehir Sinemasının arkasında havuzlu bir park olduğunu anlattı arkadaşlar.. İçinde çay, kahve, meşrubat servisi yapılan küçük de bir çay ocağı olduğunu.. Sonraki yıllarda WC olarak kullanılmış o çay ocağı.. Daha romantik bir amaca hizmet etsin diye düşündüler herhalde.. Biz parkın yıkılıp otobüs yazıhaneleri yapıldıktan sonraki halini hatırlıyormuşuz.. Tuvaleti bekleyen Kamil Çavuş'u, Hamal Samut dayıyı.. 'Hadiii Ankıraaa, Ankıraaa, Ankııraa..! diye otobüslere müşteri toplamaya çalışan Kahya İlker'i.. Otobüsün üzerine çıkıp valizleri yerleştiren Tikli Muavini.. Ceketinin düğmesini ilikleyen, sonra açan, sonra bir daha ilikleyen.. 
    * * *
           Sinemadan çıktın diyelim, ya da nikah dairesinden, parktaki banklardan birine oturup hoparlörden gelen müzik sesiyle çayını, kahveni yudumluyormuşsun.. Fotoğrafını da gösterdiler.. Parkın arkasından Fırka'ya çıkan bir kaç sokakla, Vasıf Bey konağı var fotoğrafta.. Sonra Emniyetçilerin garajı ile bitişiğindeki Mudurnu yazıhanesi.. 
    * * *
           CEVİZ AĞACI..
           Vasıf bey Konağından bahsettik ya; bizim çadır yine karıştı.. ''Keşke bahçesindeki Ceviz ağacı bir kaç kare fotoğraf çekseymiş'' diyen oldu.. Ceviz ağacı fotoğraf mı çeker ya? Birbirimize girdik.. Foto Arman'ın, Foto Tevfik'in, Foto Cevat'ın çektikleri hava civa'' diyor adam.. "Ceviz ağacının çektiği daha net ve, daha güzel..!  Diyaliz Merkezinin çalışanlar bile müdahil oldular konuya.. Ömer Çelakıl da Televizyonda anlatmış güya.. ''Ağaç, budaklanma döneminde bir kez fotoğraf çekiyor''demiş..
    * * *
          Açtım baktım İnternete; Vallaha doğru.. Sadece resim çekse gene iyi, gölgesinde bile oturmaya gelmiyormuş.. Sülfür gazı salgıladığı için  oturduğun yerden kalkamıyor, kendinden geçiyormuşsun..
    * * *
          Bu resim çekme işine çok fena takıldım ben.. Düşünsenize; siyah, şaftlı Alman motosikleti ile Eğriboyun Salih abi geçiyor cadde'den, rahmetli Şükrü Şenocak da peşinde.. Arka planda da  Kadı Camisi ile  Emniyetçilerin burunsuz iki otobüsü.. Ankara'ya sefer yapan, daha sonra orada kalıp Belediye otobüsü olarak çalıştırılan.. ''Dikkat çekiyorum! filan deme yok ceviz ağacında.. Hepsini kadrajına alıp şak diye çekiyor fotoğrafı..
    * * *
           Ömrünün hangi senesinde, hangi yönden, ve ne şekilde fotoğraf  çektiğini kimse, bilmiyormuş Ceviz ağacının.. Öyle ki, ağacı bir milim kalınlığında 100 parça olarak biçtirince hepsinde aynı fotoğraf çıkıyormuş.. Kafam karıştı.. Bir de Nazım'ın Ceviz Ağacı şiiri var kafamı karıştıran.. Hani ''Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda' diyordu ya Nazım.. Sanki 'olayı' biliyordu gibi geldi bana.
    *
          Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda..
          Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında..
          Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım..
          Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul..
          Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında..
     *
            PİYANO SESİ..
            Şehirlerin, sokakların, evlerin dili olduğuna,inananlardanım ben.. Ne zaman memlekete gitsem hep bu ruh haliyle dolaşırım sokaklarında.. Kaç aile oturmuştur o evlerde, kaç bebek gözlerini o odalarda açmış, kaç yaşlı hayata o odalarda veda etmiştir.. Kim bilir ne aşklar yaşanmış ne kavgalar edilmiştir.. 
    * * *
           Geçenlerde Akpınar Mahallesi'ndeki bir evden ve o evden etrafa yayılan piyano seslerinden bahsedilmişti.. Ve o evin kıracısı olan genç bir doktorun çaldığı dokunaklı aşk şarkılarından.. Demirci Tahirlerin evi denmişti galiba..Yoksa Damgacıların mıydı? Neyse bakarız ona..
    * * *
          Barış Manço'nun ''Dut ağacı'' adlı şarkısını düşündürttü bana o genç doktor.. Bir de  Eric Clapton'un "Tears In Heaven" "Cennette Gözyaşları" adlı şarkısını.. "Cennette Gözyaşları, 1990 larda en çok satan ve şarkıdan çok, hikayesi  konuşulan şarkılardanmış.. Clapton'un dört yaşındaki oğlunun bir gökdelenin 53'üncü katından düşerek ölmesi üzerine yaptığı ve altı dalda Grammy ödülü kazanan sarkısı..
    * * *
           Düşündüm de; demek ki dedim, dünyanın neresinde olursan ol, acı aynı acı.. İster Eric Clapton ol, ister ölüm döşeğindeki evladına ''Gitme Güzeller Güzeli' diye yalvaran Mehmet Erbulan.. Ya da eşini kaybetmenin acısıyla hastaneden; 'Son buluşma serap gibi /Alıp gitti seni benden' diye mırıldanarak ayrılan Metin Pütmek..
    * * *
         Neyse, burada bitirelim bari..
          Hoşça kalın.. 
        Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU.. (23 Şubat 2024)

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    GÜNÜN SÖZÜ

    Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkudan kurtarır.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak