Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

İzzet Baysal   Bir yaşam hatırası 

İzzet Baysal    Bir yaşam hatırası 
    11 Mayıs 2019

    İzzet Baysal Şükran Günleri kapsamında, "İzzet Baysal ve 10 Altın Öğüt" temalı kompozisyon yarışması birincisi seçilen Nilüfer Ertem'in kompozisyonu...

    İzzet Baysal  

    Bir yaşam hatırası 

     “Yaşamak kaş ile göz arası; 

    Yaşamanın şimdi tam sırası, tam sırası.” 

    İzzet Baysal’ın sevdiği sözlerden 

           Çizim masasının başında oturuyor Mustafa İzzet. Arkaya taradığı dalgalı saçlarını düzeltiyor arada eliyle, iki yana genişleyen kemerli burnundan derin nefesler alıyor. Düşünüyor genç mimarlık öğrencisi, durmadan düşünüyor. Babasını fakültenin daha birinci yılında yitirdi, annesi ne yana yetişecek; İstanbul desen bir koca şehir, ne kravatsız gezilir, ne boyun eğilir. Başını kaldırıp masanın üstündeki aynaya bakıyor, aynada gördüğüne itimadı tam. Dağların ortasındaki o küçük şehrini yüreğinde duyuyor, nefesi rahata eriyor, çözümü memleketinde buluyor. 

          Artık fakülte tatil olduğunda Bolu yazlarına koşacak. Pazar ortasında sergi açıp karpuz satacak, ama en kırmızısını o satacak. Harman bekleyecek, yol çavuşluğu yapacak. 

          Ne zaman dara düşse düşünecek, gücünün kaynağını düşüncesinden alıp yürüyecek. 

          Büyüksu Deresi'nin kenarındaki söğütler hep tanırdı İzzet’i. Daha ilk mektepteyken kemanını alır, okuldan kaçıp söğütlerin gölgesinde kemanına ses verirdi. Fabrika sahibi olduğunda da hiç yüksünmez, boynuna geçirdiği davulla hem söyler, hem söyletirdi. “Yine yeşillendi fındık dalları, acep ne olacak yarın halları?” Tefle kaşıkla tempo tutar, herkesi oyuna davet ederdi. Tekerlemelerle muziplik yapıp dost meclislerini kahkahaya boğan da oydu, konuşmaya takatinin olmadığı hasta günlerinde “Hasan “ diye diye türkü isteyen de. “Drama Köprüsü dardır, geçilmez. Soğuktur suları Hasan, bir tas içilmez.” Her yıl deniz yolculuklarına çıkardı, denizde zaman geçirmek ne güzel şeydi. Tiyatro oyunları ondan sorulur, sinema biletleri eşe dosta da alınır. Sanat olmadan olur mu hiç, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurucularındandı, festivallere destek oldu. Boluspor’u unutur mu? Bolu’ya dair neyi unuttu ki, Boluspor’u unutsun… 

         Eğlenmeyi elden bırakmayacak, gençliğin sırrını eğlencede bulacak. 

         Herkes okur da, herkes gerçek okur mu, bilinmez. Hem okumanın, hem yazmanın sırrına öyle kolay erilmez. Önce müziği açacaksın, ardından gözlüğünü takacaksın, sonra atmaya kıyamadığın o küçük kâğıtlara okuduklarından notlar alacaksın. Öyle çok not alacaksın ki, gün gelince notların “Beğendiği Sözler” diyerek adınla kitap olmaya yetecek. Gazete kupürlerini kesecek, dosyalayacaksın. Okuyacak, yaz ateşinde su içer gibi kana kana okuyacaksın. Mektuplaşmayı sevecek, ileride mektuplarınla anılacaksın. Sana gelen her mektuba kendi el yazınla cevap yazacak, yetişemediğin yerde ilan yayınlayacaksın. İzzet Baysal olmak, öyle kolay sanmayacaksın. 

          Okumak hep tutkusu olacak, bilginin pınarından gönlüne akacak. 

          Ailenin ilk hayrı, doğup büyüdükleri Karaçayır’a, ağabey Mehmet Baysal’ın yaptırdığı camidir. Hayırların başlangıcıdır, hayırların büyüyüp buralara gelmesinde yolu açandır. Çünkü dua ayakta tutandır, içini ferah kılandır. Servet edinirken hak yemeyen, çalışanın hakkını gözeten, ihtiyacı olan eli tutanın sığındığıdır. Babasız bir genç delikanlıyı, tırnağıyla dişiyle geldiği yerde utandırmayandır. Cenab-ı Hak Bolu’yu gözetmiş, Bolu’ya İzzet Baysal’ı vermiş, elhamdülillah, şükür Yaradan’adır. 

          Dua dilinden düşmeyecek, güç anlarda direnmeye desteği duadan bulacak. 

          Erkenden yitirdiği ilk eşi Refika Hanım’ın yasını hep tuttu, içinde bir yerlerde gizledi. Nafize Hanım da gidince yoldaşsız, yalnız kaldı. Lakin ölüm, sevmeye mani olmazdı. Gidenleri hep sevgiyle andı, hatıralarını yaşattı. Beslediği köpeklerini öldüklerinde evinin bahçesine gömüp mezar taşı dikecek kadar sevdi. Yetiştirdiği kanaryaları sevdi, büyüttüğü orkideleri sevdi. Eliyle şekillendirdiği bahçesini her gün ayrı keyifle seyretti. Allah’ın yarattığı her canlıya kalbinde yer verdi. Üniversite gençlerini hele, onları daha bir ayrı sevdi. Onlarla geçirdiği her an, ömre bedeldi. Ama en çok… Şu başı karlı dağların, suyu soğuktan içilmez pınarların, yiğit insanların diyarını, memleketini, Bolu’yu sevdi. 

          Sevmekten vazgeçmeyecek, yaşamı sevgiyle tatlandıracak. 

          Pazardan kabak alırken pazarlık yapmaktan çocukça bir keyif alsa da, yarım bardak suyunun üstüne dolduran garsona hafiften sitem etse de, kendisini gezdirmek için yolu uzatanlara benzin harcadıkları için söylense de, gönlünü kırmamıştır hiç kimsenin. Yanında çalışanlar zor durma düştüğünde ev alan, kendisinden istenenleri makul bulduğunda yerine getirmeye çalışan, her vakit anlaşmadan haz duyan bir İzzetli insan. Dinleyen, anlayan, çözüm bulan. 

           Anlaşmanın sihrine inanacak, yaşamanın tadı anlaşmayla çıkacak. 

           Son veda fotoğrafında şapkası bir elinde, diğer elini hemşerilerine sallarken de gülüyor. Aşure yapan gelinine teşekkür mahiyetinde fıkra kitabı yollarken de Solmaz Hanım gülsün istiyor. Anlatıyorlar, gülümsüyor. Anlatıyor, gülümsetiyor. Bu ne güzel bakıştır, her fotoğrafında gözlerinin içi gülüyor. 

          Gülmek yüzünde duracak, ruhuna güzellik dokunacak. 

          Verdiklerini saymaya nefes, hayırlarını yazmaya kalem yeter mi hiç? Yarının insanını yetiştirmek için eğitim, sağlıklı toplum için sağlık diyen, karşılık beklemeden, vergilendirilmiş kazancıyla başka müteşebbislere ilham veren bir insana “hayırsever” deyip geçilir mi hiç? Adını taşıyan vakıf sayesinde 32 yılda 144 tesis yükselmişse bu şehirde, Bolu için “İzzet Baysal şehri” denmez mi hiç? Gençlere “On Altın Öğüt” verene, her bir öğüdü incelikle dokuyup nakış gibi işleyene “Baba” diye seslenilmez mi hiç? 

          Vermek yaşam biçimi olacak, günü verdikçe aydınlanacak. 

          Askerde geçirdiği zamanda patates ticareti yapacak kadar ticaret ehli. Her gün işinin başında olmakla yetinmiyor, alanıyla ilgili dünyayı dolaşıyor, fabrikalar inceliyor, “biz de yaparız” deyip ülkesine taşıyor. Yapıyor, ilk o yapıyor, en iyisini yapıyor. Çok çalışıyor, ailesini ancak hafta sonları görebiliyor. Çalışmaktan öyle yorgun düşüyor ki, yurtdışında bir klinikte tedavi olmak zorunda kalıyor. Bir an durmak bilmiyor. “Çok çalışmak”… Başarısının sırrını böyle özetliyor. 

           İşini iyi yapacak, işindeki iyilikle kendine saygın biri olacak. 

           Teşekküre geldiyse sıra… Teşekkür yaşam pastasının kremasıdır. Boynumuzun borcudur, mürekkebimizin harcıdır.  

           Saksıda pembe açan çiçekten, hastanende doğan İzzet bebeklerden, patates toplayan nasırlı ellerden, huzurevinde kalan pamuk yüzlerden, şehrine gelip tesisinde konaklayan öğretmeninden, adının yazdığı okul defterlerinden, minnetli gönüllerden, çocuk seslerinden, tarladaki mahsülden, doktorun sırtındaki önlükten, deva bulunan dertlerden, şifaya kavuşan şükürlerden bin teşekkür sunuyoruz sana. Hisar tepesinden Aktaş’a, Karaçayır’dan Sarıcalar’a, Bahçelievler’den Karamanlı’ya… Ana karnındakinden okulluya, beşiktekinden üniversite koridorunda kitap okuyana… Kuru sözdür, biliriz, yetmez. Ama neyleyelim, İzzet Baysal olma yüceliğini Allah her kuluna bahşetmez. 

        Hani son mektubunda yazmışsın: 

        “Mezarımda bir küçük resmim olsun, 

         Günahı da bana ait olsun…” 

         Giderken varsa günahını bile kimseye yük etmedin, yanına aldın ya… 

          Teşekkür bizden sana… İzzet Baba… 

                                                                      Nilüfer ERTEM 

                                               Bolu Solmaz-Ahmet Baysal Öğretmenevi

    • Ayşegül Kaptan12 Mayıs 2019 . 07:28

      Dün ayakta alkışladık. Ağlayarak dinledik. Sunumunuz da muhteşemdi. Tekrar tebrikler.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    Cafe Masa Sandalye Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak