Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Bolulu bir Akademisyenin başarı hikayesi

Bolulu bir Akademisyenin başarı hikayesi
    5 Haziran 2017
    Bolulu bir Akademisyenin başarı hikayesiBolulu bir Akademisyenin başarı hikayesi

         Bir Avusturyalı Türk işçi ailenin akademisyen ferdi

         SÖYLEŞİ MURATCAN GÜMÜŞ 

          Söyleşi köşemizde bu seferki konuğumuz Avusturya ile güçlü bağlara sahip olan bir akademisyen, Anadolu Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Mustafa Çakır.

          Avusturya ve Türkiye'deki eğitim sistemlerinin karşılaştırması, Türkiye'ye kesin dönüş yapmayı düşünen Avusturyalı Türk ailelerin eğitim konusunda nelere dikkat etmeleri gerektiği ve layık görüldüğü Avusturya Liyakat Nişanı üzerine kendisiyle bir söyleşi yaptık.

         Mustafa Çakır kimdir?

          Ebeveynleri 1969 senesinde Vorarlberg eyaletinin Dornbirn şehrine işçi olarak geldi. Kendisi ise Türkiye'deki akrabalarının yanında yaşadı. Lise eğitimini Bolu Endüstri Meslek Lisesi Makinecilik Bölümü'nde tamamladı. Lise yıllarından itibaren, yaz tatillerini Avusturya'da bulunan ailesinin yanında geçirdi. Mühendislik eğitimi almak için Avusturya'ya gelse de, elverişsiz şartlar nedeniyle mümkün olmadı. Türkiye'ye döndü ve Eskişehir'de bulunan Yabancı Dil Yüksekokulu'na kaydını yaptırarak Almanca okumaya başladı. Üniversiteyi bitirdikten sonra asistan olarak kaldı. Yüksek lisansını tamamladıktan sonra, Türkiye devlet bursuyla Viyana Üniversitesi'nde „Kimliğin ve kültürün Almancanın ikinci dil olarak öğrenilmesindeki rolü“ konusunda yazdığı tezle doktora derecesini aldı. Türkiye'ye döndükten sonra Anadolu Üniversitesi Batı Avrupa Bürosu yöneticiliği, Bozüyük Meslek Yüksekokulu ve Turizm ve Otel İşletmeciliği Yüksekokulu Müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. Halen Anadolu Üniversitesi'nde Yurt Dışı Türkler Araştırma Merkezi Müdürlüğü görevinin yanı sıra, Eğitim Fakültesi başta olmak üzere üniversitenin değişik birimlerinde genel dil bilim, çeviribilim ve dil öğretimi gibi dersleri veriyor. Avusturya Devleti Büyük Liyakat Nişanı verilen Prof. Dr. Mustafa Çakır, evli ve iki çocuk babasıdır.

         Prof. Dr. Mustaf Çakır ve Avusturya

    #  İsterseniz ilk olarak Avusturya ile olan bağınıza değinelim.

          Babam Avusturya'ya ilk önce 1969 senesinde turist olarak geliyor ve kısa bir süre sonra sınır dışı ediliyor. Ardından bir inşaat şirketinin davetiyesiyle işçi olarak geliyor. Yerleştikten sonra annemi ve bir süre sonra ablamı da yanına alıyor. Ben de bu süre zarfında Türkiye'de akrabalarımın yanında kalıyor, okula gidiyorum.

          Avusturya'ya ilk olarak 70'li yılların ikinci yarısında, lise birden ikinci sınıfa geçtiğim yıl geldim. Hatırlıyorum da, o dönemlerde insanlarımız arasında Almanca bilen yok denecek kadar azdı. Ben de dahil olmak üzere, insanlar dil engelini aşmak için oldukça zorlanıyordu.

          Liseyi bitirdikten sonra Makine Mühendisliği okumak için Avusturya'ya gittim. Ailem Vorarlberg eyaletinde yaşadığından, bize en yakın üniversite Innsbruck'ta idi ve benim oraya gitmem gerekiyordu. O zamanki şartlar itibarıyla bir işçi ailesinin hem hayatını devam ettirip hem de üniversitede çocuk okutması zordu. Eğitimimi finanse edebilmek için benim de çalışmam gerekiyordu. Bu nedenle turistik bir işletmenin mutfağında çalışmaya başladım. Bulaşık yıkayarak üniversite okunmayacağını anlayınca, kendime şöyle dedim; Türkiye'ye döneyim, üniversitede iyi bir Almanca eğitimi aldıktan sonra tekrar Avusturya'ya dönüp vatandaşlarımızın sorunlarına yardımcı olayım. Onlara tercümanlık yapayım.

          Türkiye'ye dönerek filoloji okumaya başladım. Lisans dönemimde Viyana Üniversitesi'nde yaz okuluna kayıt yaptırıp Almanca ve Avusturya Kültürü tahsil ettim. Bu eğitim akademik kariyerimin dönüm noktası bu oldu. Yine aynı şekilde yüksek lisans tezimi yazarken kaynak taraması için Viyana'ya geldim. O dönemde gördüğüm ilgi ve bilimsel destek nedeniyle doktoramı da Viyana Üniversitesi'nde yapmaya karar verdim. Devletimizden almış olduğum doktora bursu ile de bu hedefimi gerçekleştirebildim.

          Prof. Dr. Mustaf Çakır'a Avusturya Liyakat Nişanı

          #  Avusturya ile bağlantınız doktora sonrasında da devam ediyor ve hatta Avusturya Devleti Büyük Liyakak Nişanı'na layık görülüyorsunuz. Böyle anlamlı bir ödüle sahip olmak gurur verici olsa gerek. Bu süreçten bahseder misiniz biraz da?

          1990 senesinde Viyana Üniversitesi'nde doktoramı tamamladım. Diploma töreninde Viyana Üniversitesi rektörü bizlere; "Dünyanın neresine giderseniz gidin, bilimsel olarak sizlerin yanınızdayız“ demişti. Mezuniyetimin 20. senesine girerken, 2009 yılında büyükelçilikten arayarak o zamana kadar yapmış olduğum bilimsel çalışmalarımı istediler.

          O zaman dönemin Turizm ve otel İşletmeciliği Yüksekokulu Müdürü olarak görev yapıyordum. Çalışmalarımı gönderdikten altı ay sonra beni arayarak Avusturya Bilim ve Araştırma Bakanlığı'nın önerisi ve cumhurbaşkanının onayıyla iki ülke arasındaki bilimsel işbirliği çalışmaları ve Avusturya'nın tanıtımına olan katkılarım nedeniyle bu ödüle layık görüldüğümü söylediler.


          Prof. Dr. Mustafa Çakır, Anadolu Üniversitesi.

          Cumhurbaşkanını temsilen de o dönemde Ankara'da görev yapan Avusturya'nın Ankara Büyükelçisi Dr. Heide Maria Gürer Eskişehir'e geldi. Ödül töreni müsabetiyle gerçekleştirilen bir akademik etkinlikten sonra nişanı takdim etti.

         Akademik hayatımın bir bölümünde Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Almanca öğretmenliği programından sorumlu kişiydim. Sonra üniversitede yurt içinde ve yurt dışında değişik idari görevlerde bulundum. Bu sürede seçkin Avusturyalı yazarları Türkiye'ye getirerek kültürel ve bilimsel anlamda değişik etkinliklerde bulunduk; üniversiteler arasında ikili işbirliği projeleri gerçekleştirdik. Yaptığımız çok yönlü katkıların bu ödüle layık görülmemdeki payı büyük.

          Yurt dışına giden vatandaşlarımızın hayat hikayesi incelendiğinde, her birinin başlı başına ayrı bir başarı hikayesi olduğu görülür. Doktora diplomamı aldığım dönemde babam da ilkokul diplomasını almıştı. Ödül töreninde babama şöyle dedim:

          Senin tek bir bavulla yolunu, dilini bilmeden gittiğin ülkenin cumhurbaşkanı şimdi oğluna Büyük Liyakat Nişanı veriyor. Yolumuzu açtığın için teşekkür ederim.

            Özgür Güler'in Avusturya Alplerinin eteklerinden Washington, D.C.'ye uzanan: 

       "Başarı hikayesi“

         Prof. Dr. Mustaf Çakır ile Avusturyalı Türkler üzerine

         #  O dönemden bu yana Avusturyalı Türkler olarak hangi konularda ilerleme sağlayabildik ve hangi alanlarda henüz açığımız var?

          Avusturya Türk toplumunun ciddi şekilde gelişim içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. İlk zamanlarda dil bilen yoktu; şimdi hemen herkes dil biliyor. Diğer taraftan bakınca, toplum liderlerinin gelişiminin henüz istenen düzeyde olmadığı görülüyor. Çok iyi yetişmiş gençler var ve bunların sivil toplum kuruluşlarında Avusturya Türk toplumunun yararına çalışabilmesi için özel bir eğitim almaları, süreçlerde deneyim kazanmaları ve olgunlaşmaları gerektiğini düşünüyorum.

          Bu sürece bağlı bir durum ve dolayısıyla da belirli bir usta çırak eğitiminden geçmeden yönetime gelenlerin siyaset, diplomasi vs. gibi alanlardaki deneyimleri yeterli olmadığından, kısa sürede kaybolup gittiklerini görüyorum. Bunlar ya kendi istekleriyle çekiliyor ya da farklı etkenler nedeniyle çekilmek zorunda bırakılıyorlar.

           Dünyanın en eski diplomasi okullarından biri Viyana'da (Diplomatische Akademie Wien). Buraya gidip eğitim almak lazım. Yine aynı şekilde yerel siyasete girmek, etkin pozisyonlarda görev üstlenmek gerekiyor. Güçlü olabilmek için ayağınızı yere sağlam basmak ve bilgili olmak zorundasınız. Bu arada, deneyimlilerin deneyimlerinden faydalanmak da çok önemli.

           Örneğin işletme okumuş ama kendini Türkiye uzmanı ya da entegrasyon uzmanı olarak tanıtan insanlar var. Bir akademisyen olarak vatandaşlarımızın kendi içinden çıkan sahte uzmanlara dikkat etmesi gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bunlar topluma faydadan çok zarar sağlıyorlar.

         #  Peki gençlerimizin ne gibi sorunlar yaşadığını düşünüyorsunuz?

          Üçüncü kuşağın içinde hâlâ birinci kuşak gibi Almanca konuşanlar var. Yaşadığınız ülkenin dilini bilmek zorundasınız, kendinizi iyi ifade edebildiğiniz sürece karşı taraf sizi daha iyi anlayacak ve size daha da değer verecektir. 15. yüzyılda yaşamış fıkıh alimi Hayâlî Bey'in dediği gibi,

          cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler 
          ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

           Yani, cihanı süsleyen cihanın içindedir: ama kişiler o'nu aramayı bilmezler, tıpkı denizin içinde olduğu halde, denizden habersiz olan balıklar gibi. Demem o ki yaşadığınız ülkenin size sunduğu imkanların farkında olmak ve bunlardan faydalanmak istemelisiniz.

            

    • Cumhru Bandakçıoğlu7 Haziran 2017 . 10:35

      Mustafa Çakır, hocama  saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Kendisi Bolumuz için büyük bir şanstır.
    • Ahmet s. v6 Haziran 2017 . 09:14

      Başarı öyküsü, grur duyuyoruz, ama insanımız maalesef ilim ve bilimden bi haber ve böyle mutlu olduğunu zannediyor
    • Dursun YILMAZ5 Haziran 2017 . 16:40

      Hocam Türkiye'de herhangi birisine beş tane bilim insanının adını söyle deseniz söyleyemez.Fakat Futbolcu,şarkıcı-türkücü,manken,dizi oyuncusu sorarsanız bırakın sadece isimlerini Anne ve Baba isimlerine kadar hepsini bilirler.Hatta yukarıda sayılanların en kötüsünün aylık kazancının 60 Bin TL olduğunu da bilirler.Türkiye olarak maddi ve manevi anlamda bilim insanlarına değer vermiyoruz.Bu Dünya'nın yalan olduğuna inandırılmış insanlara bilimi anlatmak çok zor.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak