Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Hukuk

Konuk Yazar

    25 Ağustos 2017

    HUKUK
    Sayın okuyucular, bu günkü yazımda, -bir hukukçu olarak- HUKUKLA hesaplaşmak istiyorum.
    Malum olduğu üzere toplumlar daima kurallarla yönetilmişledir. Bu kurallar, hukuk kuralları olabilir, din kuralları olabilir, ahlak kuralları olabilir, görgü kuralları olabilir. Kural ,anarşinin panzehiridir. Kuralsız toplum olmaz. Kural olmadığı zaman bireysel güç devreye girer ki o güç dahi belli bir süre sonra kendi kurallarını koyar. Ben bu yazımda yalnız HUKUK kurallarından söz edeceğim.
    Bilindiği gibi 'Hukuk” kelimesi Arapçadan gelmektedir. 'Haklar” anlamındadır. Değişik dillerde değişik kelimelerle ifade edilir. Bu gün uygar dünyada uygulanan hukuk – değişen ve gelişen toplumların ihtiyaçlarına cevap verebilmek için- zamana ve duruma göre değişkenlik gösterir. Kaynağı Kuran olan Şer'i hukukta yani şeriata dayalı hukukta ise bu değişkenlik asla yoktur. Kurallar kesindir ve değiştirilemez. Hukuk yani HAKLAR sadece insanlar arasında mıdır? Hayvanlar arasında yok mudur? Tabii ki vardır. Hayvanlar arasındaki hukuk da, şeriata dayalı hukukta olduğu gibi kesindir. 'HAK güçlünündür”.” Aslan payı” sözü de bunu ifade eder. Peki insanlar arasındaki hukuk nasıldır? Vallahi pek iç açıcı değil; Atalarımız ne demişler, 'zengin dağı taşı aşar fakir düz ovada şaşar. 'Kanunlar örümcek ağı gibidir; Zayıfları ağa takılırlar, güçlülerse ağı delip geçerler”. Bu durum hukukun istisna (olağan dışı) tarafıdır ama olağan dışı durum bu gün olağana dönüşmüş durumdadır. Hukuk 17/25 aralıkta işlevini yerine getirebildi mi? Hayır. Güç karşısında pes etti. Neyse bu hususu daha fazla kurcalamayalım, altından çapanoğlu çıkar.
    Sayın okuyucular, bilindiği gibi Anayasamızda, TC ….bir HUKUK devletidir deniliyor. Bu ne anlama gelir? Bunu bir örnekle izaha çalışırsak, HUZUR EVİ denildiğinde, asıl gözetilmek istenen nedir? Huzurun sağlanmasıdır ve korunmasıdır. Hukuk devleti denildiğinde de asıl olan HUKUKUN (hakların) sağlanmasıdır ve korunmasıdır. Hak kelimesi statiktir, yani durağandır, kişinin maddi- manevi varlığının mevcut veya ileride elde edilecek muhtemel bir kazanımıdır. Muhtemel kazanımın (hakkın) mevcuda dahil edilmesi için yani hakkın, hakkı olana teslimi için yapılan faaliyetlere YARGI diyoruz ,ADALET diyoruz. Adalet deyince aklıma CHP'nin Çanakkale'de yapacağı adalet kurultayı geldi. Umarım ki o kurultayda yükselen çığlık HUKUKU gaflet uykusundan uyandırır.
    Hukuk -ne yazık ki- bazen HAKLARI koruyan veya sahibine teslim eden bir MELEK , bazen iktidarlar tarafından kullanılan bir sopa ve bazen de sağır ve dilsiz olmuştur. Örneğin orta çağ Katolik Kilisesi'nin, dini inançlara karşı gelenleri cezalandırmak amacı ile kurduğu Engizisyon mahkemelerinin verdiği kararlarla insanlar akıl almaz işkencelere tabi tutulmamışlar mıydı? Bu mahkemelerin adı 'mahkeme idi” ama hukuk var mıydı? Tabii ki yoktu ama, ne yazık ki hukuk , zulme ALET olmuştur. Yani hukuk hakkın ve vicdanın sesi değil adeta otoritenin sopası olmuştur. Keza padişahlar şer'i hukuka uygunluğu hususunda Şeyhülislamdan fetva alarak oğullarını ve kardeşlerini boğdurtmamışlar mıydı? Boğdurtmuşlardı. Örneğin 3. Mehmet'in 19 kardeşini, Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Mustafa'yı boğdurttuğu gibi. Peki burada Şeyhülislamın fetvası ne anlama geliyordu? Yapılanların Kitabına (Kur'ana) yani HUKUKA uygunluk anlamına geliyordu. Hukuk otorite tarafından esir alındığı için küçük yavruların dahi öldürülmelerinde de sopa olarak kullanılıyordu.
    Sayın okuyucular hukukun bu tarihi rolünden sonra yakın geçmişimize gelelim; Gerek Ergenekon, gerek Casusluk, gerek Oda TV gerek Balyoz davalarda önce - iftira içerikli sözde iddianame taslağını belirleyip (suçlamayı belirleyip) daha sonra bu iftirayı kanıtlama amacı ile tedarik edilen sahte delilleri dosya içine koyarak Atatürkçü subaylar , Atatürkçü akademisyenler KUMPASLARLA tutuklanmadılar mı, yargılanmadılar mı, mahkum edilmediler mi. İşte gerek orta çağ uygulamalarında, gerek Osmanlı uygulamalarında ve gerekse bu kumpas davalarında hukuk MUKTEDİR tarafından sopa olarak kullanıldı. Daha sonra bu davaların kumpas olduğu anlaşıldığında sanıkların tamamı aklandı. İşte hukuk burada da karşımıza hakkı teslim eden bir Melek olarak çıktı. Ne yazık ki hukukun , -bu kumpas davalarında olduğu gibi- son bir-kaç yıldır yine iktidarın sopası olarak sahneye çıktığını gözlemliyoruz. Bunu nereden biliyorsun derseniz anlatayım; Temel'e hamsiden kaç türlü yemek yaparsınız diye sormuşlar, o da 40 türlü diye cevap vermiş, say bakalım dediklerinde başlamış saymaya, bir hoşaf der demez sözünü kesmişler, tamam hoşafını dahi yaptığınıza göre 40 türlüsünü de yaparsınız demişler. Bu gün ceza evlerinde 140 dan fazla gazeteci varsa, hukukun sopa olarak kullanıldığını başka türlü izaha gerek var mı? Gelelim hukukun sağır-dilsiz olduğu durumlara; Güneydoğu'da terör örgütü olan PKK, vatandaşlardan vergi-haraç toplarken, her yere bubi tuzakları döşerken, hendekler kazarken, el yapımı bombalar yerleştirirken sağır-dilsiz olmadı mı? Tüm bunlar olurken orada bulunup da yapılanları görmezden gelen kamu görevlileri hakkında gereğini yaptı mı? Sağır-dilsiz olmadı mı? Daha sonra PKK dan temizlemek amacı ile güneydoğu yerle bir edilmedi mi? Peki tüm bunların hesabını sordu mu?
    Bir dönem Fethullahçılar (o dönem böyle isimlendiriliyorlardı, şimdi ise -yerinde bir tanımlama ile- Fetöcü olarak isimlendiriliyorlar) itibar görürken, devletin tüm kademelerine yerleştirilirken, üniversitelere yerleştirilmek için sınav soruları el altından servis edilirken susmadı mı? Özet olarak söylersek NE İSTEDİLERSE verilmedi mi? Peki bunları neden verdiniz diye hesap sordu mu?
    Siyasi otorite tarafından 17-25 Aralık öncesine dayalı iş ve işlemler soruşturma dışındadır denildiğinde 'hayır, ben zaman aşımına uğramamış suç sayılan tüm iş ve işlemler hakkında soruşturma yaparım diyebildi mi? Görüldüğü gibi bu olaylar karşısında ise hukuk sağır-dilsi olmuştur.
    Sayın okuyucular, izaha çalışıldığı gibi HUKUK tarihin derinliklerinden bu yana otoritenin sopası olmaktan kurtulamamıştır ama, BUGÜNKÜ KADAR TESLİMİYET İÇİNDE de olmamıştır. Büyük şair Orhan Veli'nin 'sere serpe” şiirinde 'olmaz ki böyle de yatılmaz ki” dediği gibi bu kadar da olmaz ki. Bir atasözünde deniliyor ki 'vatan kılıçla alınır ama hukukla korunur”. Bu özdeyişin bir başka ifadesi 'adalet mülkün (devletin) temelidir”. Büyük edip Vasıf Öngören'in 'Asiye nasıl kurtulur” adlı eserinde söylediği gibi ben de diyorum ki peki HUKUK bu esaretten nasıl kurtulur? Cesur, vicdanlı, genç yaşta vatanı için seve seve canını veren şehitlerden utanarak kişisel menfaatlerinden veya koltuklarından seve seve feragat edebilmeyi göze alan, verdiği kararlarla ilgili olarak öteki dünyada sorgulanacağını da düşünen, tarafsız kararlar veren yargıçlarla kurtulur. Peki böyle kararlar veren yargı mensupları yok mu? Tabii ki var. Tabii ki benim eleştirilerim teslimiyet içinde olan yargı mensupları ile ilgilidir. Ben de deli miyim ne, hem kendim soruyorum ve hem kendim cevap veriyorum. Bir hukukçu olarak hukukun haline bakınca delirmemek elde değil ki.
    Sayın okuyucular, tüm bu eleştiri içerikli görüşlerimden , bu gün herkesin bildiği bu baskılara rağmen, kendi ikbalini değil, vatanını ve milletini düşünerek cesur, adil, tarafsız, kararlar veren tüm yargı mensuplarını ayrı tuttuğumu ve onlara saygılarımı sunduğumu belirtir berrak, temiz, bağımsız ve tarafsız bir hukuk özlemi ile kalın sağlıcakla. 25/08/2017
    İlhami Candemir
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri