Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Akıl-mantık ve vicdanımın ağır yükleri

Konuk Yazar

    13 Haziran 2017

    Akıl-mantık ve vicdanımın ağır yükleri

    Sayın okuyucular, yazımın başlığından da anlaşılacağı gibi, günümüzde öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki bazen -hani derler ya- 'insanın ağzı açık kalıyor” veya 'insanı hayretler içinde bırakıyor”. Aklımın, mantığımın ve vicdanımın kabul etmediği ve dolayısı ile ağır bir yük olarak sırtımda bulunan olayların birkaçını 'dertler paylaşıldıkça azalır diyerek” sizlerle paylaşmak istiyorum;
    1)Günlerdir zeytinle yatıyoruz, zeytinle kalkıyoruz. Konu ne?, Zeytin alanlarının imara açılması. Bu ne anlama gelir, nasıl orman alanlarının, meraların ve hazine arazilerinin başlarına gelmedik YASAL felaket kalmadı ise-'rahmetli Necmettin Erbakan hocamızın söylediği gibi-” rantiye uğruna” imara açılarak ormanlar, meralar, hazine arazileri gibi zeytinlikler de sermayeye peşkeş çekilecektir.
    Necmettin Erbakan hoca deyince onun anı olarak bir söylemini hatırlıyorum; Vakti zamanında Suudi Arabistan ziyareti sırasında, zamanın kralına” sizler ne kadar şanslısınız, Allah yerin altına define koymuş- petrolden söz ediliyor galiba-sizler de bu defineden nemalanıyorsunuz” dediğinde, Kral, ”Allah sizler için de yerin üstüne define koymuş, yurdunuz tamamen verimli topraklarla, ormanlarla örtülü, sizler de onlardan yararlanıyorsunuz” diye cevap vermiş derler.
    Yapılanları ve özellikle AKP döneminde yapılanları görüyorum da aklıma şu özdeyiş geliyor” yumurta için tavukları kesiyoruz”. Ne tarım alanı bıraktık, ne orman bıraktık ve ne de hazine arazisi bıraktık. Layık olduğu için öve öve yad ettiğimiz Fatih Sultan Mehmet 'ormanlarımdan bir dal kesinin başını keserim” demiş derler. Akp iktidarından önce orman kanununun 91.maddesine göre bir fidan kesenin cezası altı yıl ile durumun vahametine göre otuz altı yıl arasında değişiyordu. 6 yıl hapis yatan vatandaşları anımsıyorum. AKP döneminde ne oldu? Bu ceza şak diye üç aya indirildi. Bu ne demek; Büyük şair Tevfik Fikret'in 'yiyin evlatlarım yiyin, doyuncaya kadar tıksırıncaya kadar yiyin” dediği gibi, kesin vatandaşlar kesin ki açılan açıklıklara villalar yapılsın demek. Ormandan açılan alanlar -tekrar ormana kazandırılması gerekirken- ne oldu? Şak diye işgalcilere satıldı.(2/B arazileri)Orman kanununda dokuz kez değişiklikler yapılarak ormanlar- tabir caiz ise kartal iken serçeye dönüştürüldü. Bu mudur Fatih'in vasiyetine sadakat.
    Not/ Sayın okuyucular, ormanların ve yaylaların başına getirilen YASAL felaketler değişik yazılarımda birçok kez sizlerle paylaşılmıştır. Bu yazılar BOLU Gündem gazetesinden indirilerek tekrar okunabilir.
    İşte bu ve bunun gibi uygulamalar aklımın, mantığımın ve vicdanımın üzerinde birer yüktür, yani ÜZÜNTÜDÜR.
    Sayın okuyucular, zeytinle ilgili yasama girişimleri sırasında,” bu yasayı çıkaracağız” diyenlerle, çıkarttırmayacağız diyenler kıyasıya mücadele veriyorlardı. Özellikle iktidar sözcüleri bunun ne götüreceğinden hiç söz etmeden sadece neler getireceğini milletin gözünün içine baka baka adeta haykırıyorlardı. Hatta sayın başbakanımız da TBMM grup toplantısında 'zeytin mi önemli, sanayi mi önemli” diyerek sanayi daha önemli demeye getiriyordu.
    Sonra ne olduysa oldu- Beş tepe' den sinyal geldi denildi-tasarı geri çekildi.
    Şimdi , akıl ve mantığı sağlıklı ve özgür kişiler sormaz mı bu AKP sözcülerine, yasanın getirilen haliyle çıkması için söylediklerinizin arkasında niye duramadınız. Tasarı değiştirilerek geldiğinde eski söylediklerinizi unutup yeni söylemlerinizi ortaya koyarken” ben dün böyle idim bu gün böyleyim” mi diyeceksiniz. İşte bu durum da aklımın ve mantığımın yüküdür, kaldıramıyorum.
    2)Anayasamızın 169.maddesine göre yanan ormanların yerleri ağaçlandırılır. Bu bir anayasa hükmüdür. Buna rağmen yanan ormanların, para babaları tarafından işgal edilerek villalar yapıldığını ve devletin buna göz yumduğunu öğreniyoruz. Bu durum da ağır bir yük olarak sırtımda.
    3) 15 Temmuz darbe kalkışmasında yani Fetö olayında yüzlerce şehit verildi, yüzlerce gazimiz var. Diğer maddi-manevi zararlar bir başka felaket. Peki akıl ve mantığı sağlıklı, özgür kişiler sormaz mı bu kadar vatan haini devletin tüm kurumlarına yerleştirilirken MİT ne iş yapıyordu? Diyelim ki fark edemedi, 'olmaması gerekir ama hadi olabilir diyelim” bu durumda, biliyoruz ki MİT müsteşarı sayın Cumhurbaşkanımız nezdinde 'çok özel” dir, bu nedenle bırakalım hakkında soruşturma açtırmayı hiç olmazsa görevden alması gerekmez miydi. Bu kadar vatan hainlerinin devletin tüm birimlerini ele geçirmesinde hiç kimsenin kusuru yok mu? Gerçek demokrasi ile yönetilen ülkelerde bir küçük terör olayında dahi iç işleri bakanı görevden alınabiliyor veya o iç işleri bakanı şak diye istifa edebiliyor. (Bu konu BEKÇİ başlıklı yazımda detaylı bir şekilde irdelenmişti. O yazım da gerek Bolunun Sesi ve gerekse Bolu Günden gazetelerinden indirilerek tekrar okunabilir. O yazımda özetle ne demiştim, hırsızlar fabrikayı soyup soğana çevirmişler, talan etmişler, peki bekçiler nerede derseniz görevlerinin başındalar demiştim.) Bu trajik durum sanıyorum sadece benim değil tüm akl-ı selim sahibi vatandaşların sırtlarında yüktür.
    4)Gelelim Rabia işaretine; 2013 yılında Mısır'da Genel Kurmay Başkanı SİSİ askeri darbe ile 'Müslüman Kardeşler”in seçimle iş başına getirdiği Muhammet Mursi'yi devirdi. Halk -darbe karşıtı olarak- 15 Temmuz olayımızda olduğu gibi- sokağa döküldü. Halk 'Rabiatül Adiviyye” Meydanı'nda, yani 'özgürlük Meydanı'nda” günlerce toplandı. (Bu meydan adını 8.YY.da yaşamış Rabia adındaki bir kadından alır. O, köle iken firar ederek özgürlüğünü kazanmıştır. Bu nedenle Mısır'da özgürlüğün simgesi olmuştur. Ailenin 4.çocuğu olduğu için bu ad yani Rabia adı verilmiştir-Muhammet Mursi'nin Mısır'ın 4.cumhurbaşkanı olduğu için bu işaretin benimsendiği de söylenmektedir). İşte darbe sonrası darbe karşıtlarının o meydanda toplanmalarına yönelik bir çağrı olarak yani 'parola” olarak 'dört parmak” yani Rabia işareti gösterildi. (Sanıyorum Osmanlıca'da evvela, birinci demek, saniyen, ikinci demek, salisen, üçüncü demek, Rabiyen, dördüncü demektir). Daha sonra bu işaret darbe karşıtı işareti olarak kabul gördü. Sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Muhammet Mursi', seçilmiş bir cumhurbaşkanı olduğu için doğal olarak darbe karşıtı bir tavır aldı ve o işareti kullanmaya başladı. Mısır'da darbenin başarılı olması sebebiyle 'darbe karşıtlığı gücünü yitirdiği halde”, gerek Mısır'daki ve gerekse onları destekleyen darbe karşıtları bu işareti kullanmaya devam etmektedirler. Bu cümleden olarak gerek sayın Cumhurbaşkanımız ve gerekse AKP o işareti kullanıyor ve hatta bunu AKP simgesi yaptılar. Bu günlerde Müslüman Kardeşler Örgütü'nün bazı devletlerce terör örgütü olarak kabul edilmesi eğilimi karşısında- ki ben buna kesinlikle katılmam- AKP tarafından o işaretin kullanılmaya devam edilmesi şöyle izah ediliyor; Dört parmak gösterilerek, bir, 'tek vatan”, iki, 'tek millet”, üç, 'tek devlet”, dört, 'tek bayrak.” (Kullanmadığım için sırasını şaşırmış olabilirim). Peki neden kullanmadım diyorum, tanrı bizlere dört değil beş parmak vermiş. Ben de tanrının verdiği o beş parmağı da kullanıyorum ve diyorum ki; Bir, 'tek Tanrı”, iki 'tek millet”, Üç, 'tek devlet”, dört 'tek vatan”, beş, 'Tek bayrak”. Sayın okuyucular, nasıl, benim işaretimi beğendiniz mi?
    Sayın okuyucular, işte bu işaretle ilgili gelişmeler yani takiyye de benim üzerimde bir yük.
    Yaşım 80. Sanıyorum ki- vatan ve milletimizin hal-i ahvalini gördükçe -ben bu yükleri mezarda boşaltacağım.
    Kalın sağlıcakla.
    İlhami Candemir

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak