Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Pirincin taşı

Konuk Yazar

    29 Mayıs 2017

    Pirincin taşı
    Sayın okuyucular,-eğer yazılarımı takip ediyorsanız- geçen hafta yazı yazmadığımı fark etmiş sinizdir. Nedeni ise, Anayasasında 'hukuk devleti” olduğu, düşünceyi açıklama ve YAYMA hürriyetinin bulunduğu yazılı olan Türkiye'de ve hele hele 2. asırda, tarafsız gazetecilik yapmak-ben de 'fasulyenin kendisini nimetten sayması gibi” kendimi gazeteci saydım galiba- 'mayın tarlasında gezmek” gibi bir hal almıştır. Pek çok yazılarımda –yeri geldiği için- dedem Ziver Candemir'in Çanakkale'de ve ağabeyi yani büyük amcam Mehmet Candemir'in de Sarıkamış'ta bu vatan için canlarını verdiklerini, şehitlik mertebesine eriştiklerini yazmıştım. İşte bu nedenle bu vatanın nasıl kazanıldığını en iyi bilen ve hissedenlerden birisi olduğum için memleket meselelerine duyarsız kalamamak gibi KÖTÜ! BİR ALIŞKANLIĞIM var. Bu nedenle gördüğüm bazı hususları yazarak düşüncelerimi sizlerle paylaşmadan duramadım ve 'başım-gözüm Allah'a emanet deyip” yine çıktım mayın tarlasına. Kötü alışkanlık deyince aklıma şu fıkra geldi; Adamın eşi geveze mi geveze, yani lafazan, laf ebesi. Adam akşam yorgun-argın eve geldiğinde eşi başlıyor konuşmaya, çene mengene, durmak bilmez, adam da bundan şikayetçi ama eşinin kalbini de kırmak istemiyor. Bu böyle devam ederken adam bir gün kuyumcuya gider pahalı bir bilezik alır, eve geldiğinde eşine” hanım, bu gün çok çalıştım, yorgunum, şöyle biraz kafamı dinlemek ve dinlendirmek istiyorum, sen şu bileziği al, lütfen bir-iki saat sessizlik-sükunet istiyorum” der. Eşi sevinçle bileziği alır. Teşekkür eder, susar. Aradan 15-20 dakika geçer geçmez, hanım; 'hayatım-canım, nar tanem nur tanem bir tanem-bu üç kelime şair Bedri Rahmi Eyüpoğlu'nun KARADUT şiirinden esinlenerek yazılmıştır- al şu bileziği biliyorsun benim KÖTÜ BİR ALIŞKANLIĞIM VAR, konuşmadan duramam der. İşte ben de -kötü alışkanlığım sonucu- yazı yazmadan duramayacağım diyerek geçtim bilgisayarımın başına. Bakalım kuş mu çıkacak civciv mi?
    Sayın okuyucular, bilmem dikkatinizi çekti mi, CUMHURBAŞKANIM ki aynı zamanda AKP genel başkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan” kafeterya”” lokal” ne demek, onun aslı eskiden 'kıraathane idi” bu tabelalar-tabela kelimesi de yabancı, Türkçe ses uyumuna da aykırı, kökeninin Latince olduğu söyleniyor- kalkacak dedi. Bilindiği gibi 'kıraathane okuma mekanı” anlamına gelir. Zira Arapça'da 'kıraat” okuma demektir. Eskiden Türkçe dersine ”kıraat” denirdi. Eskiden derken benden önceki nesil kıraat okudu. Hatta onlar bir üçgenin alanının, ”yek müsellesin mesaha-i sathiyesi, kaidesi ile irtifaının hasıl-ı darbının nısfına müsavidir” diye öğrenmişlerdir. Neyse ki cumhuriyet döneminde bunun Türkçesi öğretildi. Hadi bunu geçelim. Daha sonra stadyumlara- stadyum kelimesi de Fransız kökenli, yani yabancı - verilen 'ARENA” isminin de kaldırılmasını buyurdular. Bu yazımı yazmaya sabah erken başladım, kendi kendime” kahvaltımı yapayım da sonra devam ederim” dedim. Geçtim mutfağa, buzdolabından 'sosis” ve 'salam” aldım kızarttım, sonra biraz 'sos” biraz 'kimyon” biraz da 'krem peynir” ile mayonez karışımı, hatta birazda jambon ilave ederek 'sandviç” hazırladım, biraz da 'bisküvi” koydum 'ordövr” tabağıma, içecek olarak da nescafe (neskafe) hazırladım, başladım yemeğe.
    Görüldüğü gibi kahvaltı masamdakilerin hemen hemen tamamı yabancı kökenli kelime.
    Sayın okuyucular, sizlerin de bana” sen de tarhana çorbası” yeseydin dediğinizi duyar gibi oluyorum. Anladım da 'tarhana” sözcüğü de Türkçe değil ki, Farsca.
    Bu gün (Cumartesi) '14 Burda” adlı Alış-veriş merkezine gittim. Orada yüzden fazla işyeri var. İnanın bunlardan yüzde doksanının ismi yabancı. Kendim için bir 'sabahlık” almak istedim. Sordum, tezgahtar kız 'rob dö şambr” mı istiyorsunuz demez mi.
    Sayın okuyucular, sizler de biliyorsunuz ki gerek tıp alanında, gerek ekonomi alanında, gerek teknoloji alanında yani hangi alanı ele alırsak alalım o alanda kullandığımız kelimelerin yüzde bilmem kaçı yabancı kökenlidir.
    Esasen etimologların belirttiklerine göre Türkçe kelimelerin yarıdan fazlası, hatta fazlanın da fazlası yabancı kökenli. Hani 'ayıkla pirincin taşını derler ya”. Tamam ayıklayalım da bu neye benzer? Ak saçlının kafasındaki beyaz saçları ayıklamaya benzer. Diyelim ki ayıkladık, o zaman da 'saç döküldü kel göründü” gibi olur. Hal böyle olunca bir iki yabancı kelimenin sökülüp'(tabeladan söz ediyorum) atılması Türkçe'yi kurtarır mı bilemem. Takdir sizlerin Bu arada şu hususu da belirtmeden geçemeyeceğim; Türkçe'yi yabancı kelimelerden kurtaralım diyoruz ama bazı yabancı kelimeleri de ısrarla benimsemeye ve benimsetmeye çalışıyoruz. Örneğin kıraathane, örneğin külliye, pardon 'örneğin” demeyelim, ”mesela” diyelim, mesela mabeyin vs. Ha benimsemeye ve benimsetmeye çalıştığımız kelimeler dikkat edilirse ARAPÇA. Bu duruma ne denir, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu”. Tabi Arapça kelimeler bazen işe yarıyor, hani 17 Haziran seçimleri sonrası koalisyon durumu ortaya çıkınca zamanın başbakanı sayın Ahmet Davutoğlu, CHP genel başkanı sayın Kemal Kılıçtaroğlu ile İSTİKŞAFİ görüşmelere başlamıştı. İşte O İSTİKŞAFİ sözcüğü sayın Kılıçtaroğlu'nun kafasını karıştırdı, bu görüşmelerin koalisyon görüşmesi olmadığını,-sanki biri birlerini tanımıyorlarmış gibi- 'biri birilerini tanıma amaçlı görüşme” olduğunu 40 gün sonra anlayabildi. Sonra ne oldu? fiyasko Neyse. Başa dönersek Cumhurbaşkanımız öyle buyurmuşlar, öyle olsun. Ama bu arada bir sorun daha var, vatandaş işyerine isim koymuş, Galatasaraylılar lokali demiş. Peki o işyeri sahibine hangi YASAL gerekçe ile 'sen bu tabelayı değiştir” diyeceğiz. Yahut vatandaş işyerine isim koyarken bir yerlerden icazet mi alacak. Nasıl, İCAZET kelimesi hoşunuza gitti mi? Peki bu soruların cevabını bilen var mı? Ben bilmiyorum. Vallahi öyle bir devirde yaşıyoruz ki aklım -tabi kaldı ise- karıştı. Neyse sizlerin de aklını karıştırmayayım.
    Sayın okuyucular görüldüğü gibi milletin ve hatta devletin bu kadar derdi varken o dertleri göz ardı edip heykellerle, kelimelerle kavga ediyoruz. Buyurun size küçük bir örnek; İzzet Baysal Caddesinde işyeri olarak kullanılmaya elverişli bir dairem var. Kiraya verdim, 9 ay kira alamadım, kiracı borçlarını (bana değil başkalarına) ödeyemediği için hapse düştü, benim mülkümü tahliye etti. Sonra bir başka kiracıya verdim, şimdi o da 4 aydır kiramı ödeyemiyor, yani hiç ödeyemedi, İcraya versem,-bir hukukçu olarak- elimin boş döneceğini de bildiğim için bu yola da başvurmadım. Nedeni ise AKP iktidarının çıkardığı kanunlar. Borçlunun evindeki TV, buzdolabını, çamaşır makinesini, yani ne varsa haciz yaptıramıyorum. Efendim o eşyalardan birden fazla olursa haciz yapılabilecekmiş, beyler o borçlunun, birden fazla eşya edinecek kadar durumu iyi olsa zaten borcunu öder. Her yıl yapılandırma adı altında vergi affı, SSK prim affı çıkarılıyor.. Ceza evleri dolu. Millet karpuz gibi ikiye bölünmüş. Bizler hala heykellerle, kelimelerle uğraşıyoruz. Bunlar yalnız benim derdim değil milletin derdi.
    Dün sayın Cumhurbaşkanımız ENSAR VAKFININ düzenlediği toplantıda konuştu. Geçmişten, gelecekten, kültürden, tarihten konuştular ama milletin bu dertlerinden hiç söz etmediler. Hani atalarımız böyle durumlarda 'sadede gel sadede” derler ya işte ben de içimden öyle dedim.
    Sayın okuyucular, bilmem dikkatinizi çekti mi; Yukarıda cumhurbaşkanı kelimesini büyük harflerle yazdım. Nedeni ise bu konuya aşağıda değinmek istediğim için öyle yaptım. Şimdi gelelim o konuya;
    Bilindiği gibi son Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir partinin de genel başkanı olabiliyor ve nitekim oldu. Şimdi deniliyor ki bu durumda diğer partili veya partisiz vatandaşlar ona nasıl hitap edecek; Cumhurbaşkanım mı diyecek yoksa cumhurbaşkanı mı diyecek. 'cumhurbaşkanım demem 'diyenleri duyuyorum ve görüyorum. Vallahi kim ne derse desin ben ŞİMDİLİK cumhurbaşkanım diyeceğim. Peki neden şimdilik, onu da izaha çalışayım; Zaman zaman sizlerle paylaştığım gibi 9 yaşımda iken rahmetli anamı kaybettim. Rahmetli babam evlendi. Ben üvey anneme 'anne” dedim. Üvey annem- o da nur içinde yatsın-onun da iki çocuğu vardı, hiç ayırım yapmadı, bizleri de kendi çocukları gibi gördü, yani bizlere hiçbir zaman 'üveylik” yapmadı. Sözün özü 'anne” demeyi fazlası ile hak etti. Ha bu arada 'Sezar'ın hakkını Sezar'a verelim” derler ya ben de hakkımı almak istiyorum, üvey anneme karşı saygıda-hürmette hiç kusur etmedim. Her şey karşılıklı olur derer ya işte öyle oldu. (Bu bir,” birlik-beraberlik” reçetesidir).O dönemde benim durumumda olan bir başka arkadaşım da üvey annesine önceleri 'anne” derdi,bir gün konuşurken 'analık” dedi, sordum yahu ne oldu sen 'anne” diyordun dediğimde sorma arkadaş, biz ne kadar gayret edersek edelim kendi çocukları el bebek gül bebek bizler ise sanki çocuk değil birer şebek. Buradan gelmek istediğim nokta şu; Sayın cumhurbaşkanımız üveylik yapmazsa tabii ki CUMHURBAŞKANIMIZ diyeceğim. Peki üveylik yaparsa yine de cumhurbaşkanım diyebilir miyim; Bunu henüz düşünmedim, Sebebi ise; Kutsal Kitabımız'ın Hücurat Sure'sinin 10.ayetinde ' Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin 'denildiğinden, keza anayasamızın 104.maddesinde cumhurbaşkanı Türk Milletinin birliğini temsil eder denildiğinden ve hatta mitinglerde bir elinde Kur'an olan, diğer eli ile Rabia işareti yapan sayın cumhurbaşkanımızı mütedeyyin bir Müslüman olarak gördüğümden ve onun da herkesi bir kardeş gibi göreceğine inandığımdan üveylik yapacağını tahmin etmediğim için bu hususu daha düşünmedim.
    Not/Hayallerimi pazarladım, bakalım alıcı çıkacak mı?
    Ramazanımızın hayırlara vesile olması dileği ile.
    Sayın okuyucular, izninizle ,sabrınıza sığınarak es geçemeyeceğim şu iki hususu da güncelliğini yitirmeden- sizlerle paylaşmak istiyorum.
    Günlerdir basında çıkan haberlerden öğreniyoruz ki Bolu eski valisi İbrahim Özçimen hakkında FETÖ soruşturmaları var. Bu arada kendisi Bolu valisi iken kayınpederi ile kayın validesinin 1156 gece Termalde konakladığı ve bu hizmetlerin karşılığı 184.960.00 Tl.nın sadece 8.500.00 Tl.sini ödediği ve 2 kez yurt dışı gezisi için hakkı olmadığı halde harcırah aldığı, bu hususlarla ilgili müfettiş raporlarının bulunduğu yönünde haberler okuyoruz.
    O zaman ben sormaz mıyım; Sayın AKP'liler sizler memleketi böyle mi yönetiyorsunuz? Özçimen hakkında FETÖ soruşturması olmasaydı saçı bitmedik yetimin hakkı buharlaşacak mıydı? Kuşkusuz buharlaşacaktı.
    İkinci olay ise Darbeleri Araştırma Komisyonu başkanı sayın Reşat Petek, CHP liler tarafından sahte olduğu iddia edilen bir makbuz gösterdi. O makbuzda Fetö elebaşısı Fethullah Gülen yıllar önce CHP ye teberruda bulunmuş. Sayın Reşat Petek'in-görevi olmadığı halde- bu makbuzu göstermekle CHP'yi de Fetöcü olmakla mı suçlamak istedi anlamadım; Ben şunu söylerim, sayın Petek, bugün Fethullah Gülen'in yardım ettikleri değil, Fethullah Gülen'e YARDIM EDENLER tartışılıyor. Yanlış kapı çaldın, başka kapıya.
                                                                 İlhami Candemir
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Bolu Çatı Tamiri