BolununSesi, Bolu Halkı'nın vicdanının sesidir

Bu ne perhiz, bu ne lahana...

Esra Yıldız

    10 Şubat 2012

        "Ne oldu renginiz soldu?" dedim.
        Mimarlar Oda'mızın Belediye Başkanı'ndan yediği fırçayla U dönüşünü eleştirdim.
       Eleştirirken de korkularının ne olduğunu bilmezmiş gibi davrandım.
       Ama dönüş nedenlerinde kendi eksikliklerinden olabileceğini de ekledim.
       Bu yazıdan bir süre sonra, gazetenin birinde onları yakın tanıyan bir isim olan Nadir Gürkan Yetkin Bey'in kaleme aldığı bir yazı dikkatimi çekti.
       Sayın Yetkin belediyeyi eleştiren yazılar yazdığı için, projelerinin didik didik incelendiğinden şikâyet etmiş.
       Yani bir şekilde zulme uğradığından...
       Hah, işte bizde bundan korkmuştuk.
       Mimarlar Odası'nın renginin solmasının sebebinin,
       Belediye İle olan ilişkilerinin bozulmasını göze alamama olacağından şüphelenmiştik.
       Meğer şüphemiz gerçekmiş.
       Eeee bazıları risk alır, bazıları almaz.
       Risk alanların gözü ya karadır, ya da kuruma karşı açığı yoktur.
       Mesleğine güvenir.
       Göbek bağını hiç sevmez.
       Sayın Yetkin böyle mi?
       Bilmem.
       Çünkü Sayın Yetkin'in şu andaki sabıkalı iradeyle beraber; başlarda ciddi siyaset yaptığını, sonrada bilmediğim bir nedenle çark ettiğini de unutmadım.
       Öküz öldü de ortaklık mı bozuldu?
       Neyse gerçek konumuza dönersek; belediye yönetim tarzının kendisine karşı koyanlara zulmü de örnekleri de ortada...
       Sayın Yetkin; anladığım kadarıyla bu zulmün daha çok Yaşar Taşkıran eliyle yapıldığından, birazda nüktedan olarak bahsetmiş.
       Sayın Başkan'ın göreve gelmesiyle, sebebini herkesin çok merak ettiği bir nedenden dolayı önceleri pasif göreve sürülen, ancak sonraki dönemde önlenemez yükseliş gösteren bir adam...
     Aslında her dönemin vazgeçemediği bir şahsiyet...
       Belki de günahını alıyoruz; ama aynı şahıs için, değişik yazarlarımızdan onlarca yazı okuduğumu da hatırlıyorum.
       Acaba duman çıkan yerde ateş mi var, yoksa bu beyefendi çok mu yetenekli?
    Ateş varsa var.
       Günahı boynuna.
       Esas önemli olan kimin ya da kimlerin kullanıldığı değil, zulmü yaptıran davranış bozukluğu...
       Zulüm,
    Hiç insani olmayan bir duygu...
       Hem de devletin imkânlarını kullanarak, aslında onu oluşturan bireylere karşı.
       Ne fena değil mi?
       Bendensen; okey, değilsen; yakar yıkarım.
    Bu durumun ilacı, sadece zamanı geldiğinde önümüze gelecek sandık.
       O zamana kadar yan, yıkıl.
    Peki daha önce yok mudur bunun bir çaresi?
    Yok be hemşerim, maalesef yok.
       Elimizde tek şey var.
    Oda Allah korkusu...
       Eeeee o zaman bunlarda olması lazım bu korku!
       Kaç gündür "Hedefimiz, dindar gençlik yetiştirmek!" demiyorlar mı bunlar?
       Diyorlar demesine de; biraz düşününce, dindarlık ve yanında zulüm.
       Tahammülsüzlük, kibir, kelimelerin altına gizlenmiş cinsel taciz çağrıştıran hakaretler, eşinin elini karşı cinse sıktırtmayanların başkalarına karşı farklı davranışları...
       Siz mi yetiştireceksiniz dindar gençliği?
       "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" sözü geliveriyor aklıma.
     

                                                                    

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak