Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

Canavarlaşmış avcılar...!

Konuk Yazar

    1 Ocak 2012

         Çoklarınız bilir, ülkemizde köylerde yaşayan halkın, yükseklerde yapılmış derme çatma evleri vardır... Yaz aylarında buralara göç eden köylüler hayvancılık yaparlar. Bu evler atalardan kalmış, adına 'Yayla Evi' dediğimiz mekanlardır... Buralar genellikle dağların doruklarında, ormanlar arasındaki su bölgelerinde kurulmuştur... Her yıl mayıs ayında buralara göç eden köylüler, eylül sonlarına doğru köylerine geri dönerler... Yedi aylık uzun bir kış dönemi içerisinde ise, kimseler buralara uğramaz... Benim de dedelerden kalmış bir evim var yaylada... Her ne kadar hayvancılık yapmasam da, zaman zaman benim de oralara gittiğim çok olur... Ancak geleneksel yaz göçünün aksine ben, kışın giderim oralara... Bunun nedenlerinin başında yorulmuş ruhumu, insanlardan kaçarak bir nebze olsun dinlendirmektir.. Bu evler, alışkın olmayan kişilere göre son derece sıkıcı, teknolojiden uzak, vahşi bir yaşam alanı gibi gelebilir... Nitekim ben de önceleri bu duyguları çok yaşamıştım. Elektriğin henüz gelmediği, telefonların işlemediği, haftada bir arabanın geldiği bir yerde bu hayata merhaba demiştim... Öyle ki, hayata tek bağlantımız, TRT 1'in radyosundan cazırtılı şekilde dinlediğimiz 'Yurttan Sesler' programı olurdu... Ancak zamanla teknoloji buralara da girdi, elektrik geldi, telefonlar çekmeye başladı... İnsanlar buralara daha sık gelmeye başladılar... Doğanın o mistik gizemli büyüsü zamanla bozulmaya yüz tuttu... Sadece kışın en sert aylarında buralara kimse gelmiyordu... İşte bana burayı cazip hale getiren, insansız bir bölge olmasından kaynaklanıyordu... İki gün önce yine orada idim... Çok soğuk vardı... Tabiri caizse adamın nefesi donuyordu... Çeşmeler tamamen kalın bir buzla kaplanmıştı... Arabanın mazotu donmak üzere idi... Fazla geç olmadan şehre dönmek zorundaydım... Tam bu sırada arabanın birisinde silahlı adamlar şarkı söyleye söyleye geçtiler... Av yapıyorlardı.. Derken silahlı başka bir grup yine başka bir yöne doğru geçip gitti... Hey Allahım... İnsanlığımdan utanmıştım... En az eksi 20 derecede buzlar içerisinde aç kalmış orman hayvanlarının minnacık bedenlerini yemek için gözü dönmüş cani insanlar, tam teçhizat kuşanmışlar, av adı altında canavarlıklarını gösteriyorlardı... Eskilerden duymuştum... Gece avına 'Kalleş avı' denilirmiş... Çünkü buzun içerisinde yiyecek bulma mücadelesi veren hayvanlar, zaten açlıktan bitap düşmüş vaziyette iken, gözlerine tutulan projektör ışığı ile iyice sersemletilip vahşice vurulup öldürülmesine verilmiş bu isim... Ne diyebilirim ki... İnsanoğluyuz biz... Doğanın en vahşi yaratığı... Et yiyici bir hayvan türü... Acımasız ve kalleş... Ondan sonra romantiklikten falan bahsederiz... Geçin önce onu... Duygusal şarkılar, mum ışığında akşam yemekleri... Aşklar, sevgiler... Sonra al silahı, kalleşçe orman hayvanlarını kendi evlerinde vur... Bu mu insanlık, bu mu medeniyet, bu mu duygusallık?.. 'Hayvanları sevmeyen insanları sevmez.' derler... Bu denli bir vahşetin mimarları her türlü kötülüğü yapabilirler bence...

                                                                                             Ayhan Can

     

     

     

     

     

     

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak