BolununSesi, Bolu Halkı'nın vicdanının sesidir

Zoraki

Esra Yıldız

    14 Ekim 2011

       Hani derler ya "Sözün bittiği yer..." diye.
       İşte öyle bir şey...
       Yazacak derman bulamıyoruz artık kendimizde.
       Umutsuzluk; tüm hayallerimizi sarmal yapıp, kör etmiş gibi.
       Yaz, yaz da ne değişiyor sanki!
       Yine aynı terane, aynı tas, aynı hamam...
       
       Her şeye rağmen; arkasından rahatlık gelecek umuduyla, çukur ve çamurlu çevreyle yaşanılan günler, su ve elektrik kesintilerinin sinir sitemini bozduğu saatler.
       Bu kadar acele ve plansız yapıldığı her halinden belli olan işlerin kendi içinde ne kadar kaliteli olduğu şüphesi de içimize düşmüyor değil. "Yapmam lazım, yaptım, bitti!" mantığıyla yapılan işler; gelecekte sorunlar çıkarıp, yine günlerimizi cehenneme çevirebilir mi? Bence hiç uzak bir ihtimal değil.
       Şehrin ortasında "Temsil alanı yapacağım." diye yaratılan çirkinlik; günümüzde sadece kartpostallarda kalmış, geniş ve ortasındaki yeşil bantla vilayete doğru inen bulvarı hatırlatıyor bana. Ne kadar da çağdaşmış oysaki. Şimdi ise ne halde!  Alanda belli zamanlarda kurulan ucube yapıların arasında yükselen ışıklı ve hareketli ekran; aslında sessiz sedasız tüm şehri temsil ediyor. Geri kalmışlığın arasına serpiştirilmeye çalışılan bu sözde teknoloji görüntüsü; ilimizde yaşanılan ya da yaşatılan arabeski özetliyor sanki.
       Sonunda Sayın Vali'nin ağzından da acı gerçek dökülüyor: "Arkasındaki kadro yetersiz!". Yeterli olan dayanır mı sanıyorsunuz bu plansızlığa, estetiksizliğe? Bir bir istifa ettiklerini, ya da işlerden uzak kaldıklarını görmüyor musunuz?
       Görmeye göz lazım. Gözler kör olmuş, kulaklar ise sağır!
       Çeşmelerden kireçsiz su akacak diye sabırla beklenilen bu kadar zaman; yerini yeni bir beklemeye bırakmış. Suyu kaçaklarıyla ziyan eden şebekenin yapılmasına... Acaba hangisi önce yapılmalıydı? Daha da ötesi; Gölköy'den basılan suyun arıtılarak şehre verilmesi ne kadar ekonomikti şehrim için? Öyle olsaydı; bugünlerde birileri, köylere verilen sularla ilgili İl Özel İdare'nin kapısına para için dayanır mıydı?
        Çeşmemizden akacak kireçsiz su, temiz akacak Büyüksu Deresi hayalleriyle şehrimizi kaybettik yavaş yavaş. Belki Büyüksu temiz akmaya başlamıştı, ancak şehrimin sokakları derenin eski durumundan da beter. Aynı kireçsiz su kullanıyorum diye kireç çözücü tozunu kestiğim çamaşır makinemin ısıtıcı parçası gibi.
       Ve çocukluk anılarıma vurulan son darbe...
       Bugünkü Sanat Evi'nin yıkılma haberi... Birçok görüntüye ev sahipliği yapan, yaşadığım süre içinde geniş camlarıyla bizi sürekli süzen o tarih kokan yapı; şimdi ağlayarak, dili olsa bir şeyler söyleyecekmiş gibi bana bakıyor sanki. "Yıkılırsam eğer, şimdiye kadar benim sayemde hatırladığın kaybettiklerini de artık hatırlayamayacaksın!" diyor sanki. İçim burkuluyor.
       "Neden?" diyorum kendi kendime. Neden? Gerçekçi bir sebebi var mı bu kararın? Oysa hangilerinde var ki? Alınan kararlar; bugüne kadar üç beş kişiyi bir salona toplayarak, "Kamuoyuna tanıttık işte!" diye alınmadı mı? Sanki "Böylece kamuoyunu arkamıza aldık, haberdar ettik" edasıyla.
       Yıkın, yıkın. Bir tane iz bırakmayın geçmişten şehrimde. Yeter ki egolarınız tatmin olsun. Sadece "Bundan sonra gelenlere iş bırakmamalıyım, hepsini ben yapmalıyım!" egosuyla her yeri plansızca işgal edin.
       Oysa bugün kendi partisinin delege seçimleri için parti içi demokrasi mesajı verenler, meclis toplantısını terk etmek zorunda bıraktırılan muhalif parti üyelerinin durumuna gülüp geçiyorlar.
       Bakalım yıktıklarınızı, yapacağım diye bozduklarınızı, yarınlar kaç paraya ve nasıl düzeltecek!

     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak