BolununSesi, Bolu Halkı'nın vicdanının sesidir

Evlat acısı bu

Esra Yıldız

    14 Haziran 2010


          O kötü günlerin tek iyiliği, belki bize tanıştırdığı yeni yüzlerdi.
          Yaşadığımız müthiş sarsıntıdan sonra; hasarlı olduğunu bile kestiremediğimiz evlerimizden, bez çadırların içine attık kendimizi.
          Nerede kurulduğunu, kimlerle beraber olacağımızı umursamadan...
          Geçen biraz daha sağlıklı düşündüğümüz günlerden sonra, çadırlardan ahşap evlere taşındık.
          Kuruçay deresinin kıyısına, sanayi çarşısının doğusuna.
          Tanıdığımız, tanıma fırsatını sonradan bulduğumuz yeni komşular.
          İçlerinde biri var ki; özel günleri hiç atlamaz.
          Lokum ve aşure günleri.
          O günlerde kapı çaldığında; dostça, âdeti yerine getirmenin ruh haliyle uzattığı kabın arkasında bir kadın.
          Arkasında da, afacan mı afacan bir erkek çocuğu...
          Benimkiyle eşdeğer, belki de birkaç yaş büyük.
          Sesleniyor anne olmanın şefkatli sesiyle; "Oğlum sende mi geldin?"
          Evladına benim gibi titiz ve bir o kadar da sorumlu.
          Takip ediyorum komşularımı, nasıl aile olduklarına şahit oluyorum.
          Hep birlikte, birbirlerine bağlı...
          Ailesine, o afacan oğluna düşkünlüğünü kendime benzetiyorum.
          Bayan Abak'ın ne iyi bir anne, eş ve komşu olduğunu söylüyorum eşime.
          Tencere kapak misali, onun da bana; "Nahit Bey de öyledir" dediğini hatırlıyorum.
          Günlerden sonra; onlar Bolu'nun doğusu, biz de batısındaki dağların eteklerinde yer alan kalıcı evlerimize taşınıyoruz.
          O günden bu güne, pek de göremiyoruz birbirimizi.
          Hiç unutmadığım o iyi kadın ve afacan oğlunu bugün gördüm.
          Keşke böyle görmez olaydım.
          Afacanı süzülüvermiş geldiği toprağın hücrelerine, o anne de diz çökmüş toprağın uçsuz bucaksızlığına.
          Akşam girip, evinde yapamadığımı belki orada yapar; sarılır boynuna, doyasıya ağlarım diyorum. 
         Ama onbeş adım yaklaşabiliyorum, yaklaşamıyorum bir adım daha.
         Acısının büyüklüğü, büyüklüğünün verdiği ısı, yüreğimi dağlıyor sanki.
         Kıvrılıyorum karnıma giren krampla o kuru otların arasına.
         Nefes alıp biraz doğrulduğumda, elli metre uzaktaki toprak olmuş anneme koşuyorum.
         Anne diyorum, çok üzdün beni bırakırken ama o acıdan da büyüğü varmış.
         İşte, o acıyı tattı bugün bir anne.
         Aysun anne.
         Canım benim, talihsiz arkadaşım.
          
          
           
     

     

    • Ali Hüsnü Badur19 Haziran 2010 . 12:56

      Esracığım,

      Yazın senin kalbin kadar saf ve yönlendirici olmuş.

      tebrikler.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak