Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

?DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ? HALİNE GETİRİLEN SİYAS

Yener Bandakçıoğlu

    19 Ocak 2004

    Gençlik yıllarımızın ilk siyasi basamaklarını çıkmaya başladığımız 60'lı yıllar ve öncesi tam bir klasik demokrasi mücadelesinin yaşandığı yıllardı. CHP- DP çekişmesinin en dolu dizgin olduğu o günlerde partiler her şeye rağmen varlıklarının sebebini teşkil eden üyelerine çok büyük önem verirlerdi. Partilerin en sade vatandaşa bile muhtaç olduğunu gösterir teşkilatlanmaları vardı. Şimdi, çıkıp "Ey Millet! Siz Ocak ve Bucak teşkilatları nedir?" diye sorsam tahmin ediyorum yaşı 50'yi 60'ı geçmiş bizim gibilerin dışında hiç kimse bu sorumu cevaplandıramaz.

    Gelmiş geçmiş Anayasalarımızda demokratik hayatın vazgeçilmez unsuru olarak yerini her zaman alan siyasi partilerimiz ne garip bir tecellidir ki zaman geçtikçe parti içi demokrasiden ayrılmayı kendilerine ilke edindiler. Ocak ve Bucak teşkilatları, halkın siyasete kendi mahallesinden başlayarak katılması demekti. Bu teşkilatlar en parlak zamanlarını Demokrat Parti zamanında yaşadılar. Ocak Başkanı yada Bucak Başkanı olmak siyasetten çok önemli bir görevdi. Bunun yanında partilerin gençlik kolları ve de kadın kolları vardı. Buralarda da politikaya hevesli gençler ve kadınlar için yükselme imkanları doğardı. Nedendir bilinmez, zamanla önce partilerin Ocak ve Bucak teşkilatları tırpanlandı. Daha sonra da partilerin gençlik kolları ve kadın kolları kaldırıldı. Bütün bu olumsuzluklarda 1960 ve 1980 askeri darbelerinin rolünü inkar edemeyiz. Amaç halkın siyasetten uzaklaştırılmasıydı.

    1983 seçimlerinde o günler için tahmin edilmeyen, görülmemiş bir seçim zaferi kazanan cennetmekan Turgut Özal ise ilerde yapılacak seçimlerde partisinin muhtemel zaferleri için Seçim Kanunlarında akla hayale gelmeyen kurnazlıklarla, değişiklikler yapmaya başladı. "Merkez Yoklaması" dediğimiz sistem seçim mevzuatına o günlerde girdi. Daha önceleri parti genel merkezlerine en fazla %5 gibi, %10 gibi kontenjanlar tanınırdı.

    Bugünlere geldiğimizde görüyoruz ki, mensubu olduğum CHP'de dahil tüm partilerimiz "Önseçim" dediğimiz vatandaş tercihini çöp sepetine atmış bulunuyorlar. Artık genel seçimlerde de, yerel seçimlerde de "Merkez Yoklaması" yapılıyor. Bir ideal uğruna yada arzu ettiğin bir hedef uğruna politikaya giriyorsun. Yıllarca çalışıp çabalıyorsun. Müstakbel seçimleri düşünerek parti içinde kadrolaşıyorsun. Delegeleri kendine yakın insanlardan seçiyorsun. Yani, iddialı bir duruma geliyorsun. Bir de bakıyorsun ki, o yıllarca süren emekler boşa gitmiş. Bütün partiler adaylarını "Merkez Yoklaması" sistemiyle belirliyorlar. Ağzınla kuş tutsan faydası yok. Bütün siyasi geçmişin ve geleceğin, Liderin iki dudağının arasında.

    Türk Demokrasi hayatının gelmiş geçmiş en büyük ve en karizmatik liderlerinden cennetmekan Adnan Menderes devri iktidarında, İl'lerinden "Önseçim"le geldikleri için zaman zaman kendisine kafa tutan milletvekillerinden oluşan Demokrat Parti, Meclis grubundan yakınırken önündeki seçimleri kastederek "Dikensiz Gül Bahçesi" istiyorum demiş ve bu sözleri tarihe malolmuştu. Rahmetli, kötü kaderi yüzünden "Dikensiz Gül Bahçesi"ni göremedi ama O'nun ölümünden yıllarca sonra "Dikensiz Gül Bahçesi"ni gördük. Hele hele 3 Kasım seçimleri. Ne AKP ne de CHP 3 Kasım'da "Önseçim" yaptılar. "Dikensiz Gül Bahçesi" devam ediyor. İki ay gibi çok kısa bir süre sonra kavuşacağımız 28 Mart Yerel Seçimleri de "Dikensiz Gül Bahçesi"nin en şahane örneklerinden biri olarak tarihe geçecek. Hiç bir parti "Önseçim" yapmıyor. Lider, kimi isterse o aday olacak. Bizler de koyun sürüsü misali liderin gösterdiği adaya oy verece-ğiz. Ama, günahlarına girmeyelim. Liderlerimizin işi de zor. Baksanıza daha İl Merkezlerine bile adaylarını açıklayamadılar. Bırakınız küçük illeri Türkiye'nin kalbinin attığı İstanbul, Ankara, İzmir gibi yerlerde bile adaylarımız netleşmedi. Siyasetimiz 21'inci yüzyılda öyle bir noktaya geldi ki Türkiye'nin neredeyse 1/6 nüfusuna sahip İstanbul'da bile bir Ali Müfit Gürtuna partiler arasında pinpon topu gibi gidip geliyor. Eğer, "Önseçim" ciddi bir biçimde tüm partilerce uygulan-saydı bu rahatsızlıkların hiçbirini yaşamayacaktık.

    AKP, belki kendi açısından seçimin favorisi olarak görüldüğü için "Önseçim" yapmayabilir. Ama, CHP'nin niçin "Önseçim" yapmadığını bir türlü anlamış değilim. Bu konuda Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni sayın Mehmet Y. Yılmaz'ın şu satırlarına gözü kapalı imza atıyorum: "...Ana Muhalefet Partisi konumundaki CHP için bu- yani önseçim- halkı harekete geçirmek açısından bulunmaz bir fırsattı. Seçim çevrelerindeki adayların belirlenmesi için girişilecek büyük ve demokratik bir yarış kamuoyunun dikkatini bu partiye çekebilirdi. Bu partide ortaya çıkacak hareketlilik toplumu etkileyebilir, partinin görüş ve sözlerini halka ulaşmasında önemli bir rol oynayabilirdi. Bu yol, tercih edilmedi. Çünkü, demokrasimizin vazgeçilmez unsuru olarak kabul edilen partilerimiz ne yazık ki "Demokratik" kuruluşlar değil..."

    Bu gidişle bizler partilerimizin demokratik kuruluşlar olduğunu görmeyeceğiz. Dileriz, çocuklarımız ve torunlarımız görürler.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Düzce Evden Eve Nakliyat Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak