Bayram tebrik ilanlarınızı İNANDIĞINIZ, GÜVENDİĞİNİZ gazetelere veriniz

TENEKECİ SEYFİ AMCA

Sinan Gökdemir

    4 Aralık 2006

    Gecenin bir vakti yarısıdır diyebiliriz ineriz fırına. Mesai kardeşlerimden Ramazan ön hazırlıkları yaparken ben trt fm dinler bir yandan köy usulü kahvaltı hazırlarım. Sallama çayımızı hazırlarken köy ekmeğimizin üzerine keşleri dizer fırına veririm. Mis gibi çıtıt çıtır sabah kahvaltımız bizim usul ile bir başka keyiflidir. Herkes derin uykuda biz hamurla beraber hayatı yoğurmaya daha sonra pişirmeye başlarız. Günün ilk ışıkları ile beraber Mengen?in ıssız sokaklarında Burhan abiden gazetemizi almak için yürürüz. Seyrederim Mengen?in sadeliğini, bakarım yalnızlığa bürünmüş çöplere. İnsanlardan kalan atıklardan kendilerine yiyecek çıkarmaya çalışan sokak köpeklerinin mücadelesi, kuşların küçücük kursaklarına aradığı azık düşündürür beni. Derken ilk insanı görürüm. Aksakallı Seyfi Amca. Yıllardır topladığı yağ tenekelerine ve konserve kutularına şekiller verip hayat sunan amcamız. Soba boruları, küllükler, faraşlar ve daha neler neler onun hünerli ellerinden taşınır evlerimize. Vitrininde bakır, alüminyum ibrikler, sibekler, güğümler eksik olmaz. İlerlemiş yaşına rağmen Mengen de ilk dükkânını açan nadide insanlardandır. Onun dükkânının önünden geçer yolumuz. Her sabah görür ve hayırlı işler amca deriz. Bazen bakarız yok. Meraklanırız. Dönüşte daha dikkatli bakarız ve görür rahatlarız. Bütün sevecenliği ile sağol yeğenim size de hayırlı sabahlar ve işler dileklerini alırız.

    Seyfi amcamın iki oğlu var. Biri Mehmet ağabey şoför. Diğeri Niyazi arkadaşım bakkal. Bunlardan Mehmet ağabeyin öyküsünü anlatmazsam bu yazı yarım kalır. Bakın çok seveceksiniz.

    Zamanın birinde Seyfi amcam salı günleri pazarı olduğu için Gökçesu nahiyesindeki dükkanını haftada bir açar. Mehmet abide babasına yardım için bazen o gider pazara ve o açar.Yine Mehmet ağabey açmış salı günü Gökçesu?daki dükkanı.Vakit ilerlemesine rağmen siftah yok. Babaya mahcup olacak. Öğle olmuş yine yok. Bir müddet sonra Mengenli olmadığı her halinden belli bir bayan girer dükkâna. Vitrindeki sibekleri merak ederek ne olduklarını sorar. Mehmet ağabey bunlar sibek dese kadın ne yapsın sibeği. Almayak diye aklına ilk gelen şeyi söyler. Bunlar kravat ütüsü der. İçine kaynar suyu koyarsın kravatı dümdüz eder der. Ve sadece biz imal ederiz lafını ekleyince misafir olduğu her halinden belli olan kadın çok iyi ve ilginç bir hediye olacağını düşünerek sar iki tane der.Mehmet ağabey alel acele sarar ve siftahını da yapar. Ve rahatlar. Babasına mahcup olmaktan kurtulmanın sevinciyle ilçeye döner. Ama ondan sonra dükkanlarına bir kadın geldiğinde yüreği hop hop atar. Acaba der o kadın mı diye. İşte Mehmet ağabeyin sibek davası. Babası tenekelere hayat verdiğinden tenekeci unvanını almış, Mehmet abide kravat ütüsü imalatçısı yaratıcısı olarak sibekçi lakabını almıştır.

    Ama Seyfi amca hala tenekelere hayat vermeye devam ediyor yılmadan, yaşına aldırmadan, her gün aynı saatte dükkânını açıyor. Seyfi amca bu sanatı yapanların arasında Mengen de tek ve sondur. Bu bir yaşam ve ibret alınası bir öyküdür bence. Ders alabilir miyiz bu yaşamdan bilmem. Hazıra alışmış bir ülkenin içinde sanatını tüm zorluklara rağmen, yaşına rağmen onurla devam ettiren kaç kişi kaldı. Üretmeden tüketen toplum işte bugünkü gibi ancak ve ancak satılır. Satıldık ey halkım...

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak Tonet Sandalye Cafe Koltukları Cafe Masa Sandalye Cafe Sandalye