bolununsesi
Çekin, gönderin, yayınlayalım

Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Raif Abi.. Orman Okulu.. Fotoğraf..

Anılar

Erdoğan Mühürcüoğlu

       Raif Abi.. Orman Okulu.. Fotoğraf..
        Maalesef yaprak dökümü sürüyor Bolu'da.. Geçen gün de Raif Yavuz Abi'yi kaybettik... Metin Altıoklar bir şiirinde diyordu ya;
       Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar, 
       Ne zaman bir dosta gitsem,
       Evde yoklar..!
* * *
        1972’de Bizim nikahımızı kıymıştı Raif Abi.. İnsan öğlen ne yediğini unutur, nikahını kimin kıydığını unutmazmış.. İster Nadide Hanım kıysın, ister İsmail Ertan Bey kıysın, ister Şemsi Bey.. Bir de en çok kulakları çınlatılan meslek grubundaymış nikah memurları.. Sonra icra memurları geliyormuş daha sonra da hakemler.. 
* * *
      Tam bir mücadele adamıydı Raif Abi.. Zatı Sungur'la şehir şehir dolaşıp çadır gösterileri yapan.. Şapkadan tavşan çıkartıp, ağzından alevler püskürten.. Tiyatrocu, Lokantacı.. Muzaffer Işın döneminde çekmecesinde 5 tane mühür.. Belediye Başkanı’nın, Belediye Meclisi’nin, Yazı İşleri’nin, Encümen’in, Evlendirme Dairesi’nin.. 5 tane mühür.. Tak tak tak.. Ecevit yurt dışına gittiğinde Erbakan Hoca'nın yaptığı gibi ''Tak tak tak..!”
* * *
       Hayat işte...Akıp giden yıllar, yaşanmışlıklar, üzüntüler, sevinçler, harala güreler.. Çocukluğun, uçurtman, topaç'ın, çene kemiğinden tabancan masumiyetin, delikanlılığın, ilk aşkın.. Kendine verdiğin sözler, ana, baba, sevgili, eş dost.. Sonra sessizlik.. Belki, bir gazete köşesindesin küçük puntolarla.. Belki de Melek Abla’nın duygulu sesinden belediye hoparlöründe; ''Eş dost ve akrabalarına teessürle duyurulur..! Yani.. Zıfıra zıfır elde var zıfır..!
* * *
       ORMAN OKULU
       Yeri geldi üzüldük, yeri geldi sevindik, acısıyla tatlısıyla kocaman bir yılı daha geride bıraktık.. Gerçi epey zamandır yılbaşı gibi bir derdim yok benim.. Sene değişiyormuş, bilmem neymiş hiç umurumda değil.. Zaten neyi kutluyoruz ki Allah aşkına? Bir yıl daha yaşlandık onu mu? İnsan bir yıl daha yaşlandık diye sevinir mi yaw, göbek atar mı? Yeni yıl İyilikler, güzellikler getirsin miş.. Oldu gözlerim doldu..! Geçen yıl da aynı şeyleri diledik; ama bi bok olmadı?.. Hatta İnim inim inletti bazılarımızı, sızım sızım sızlattı.. İsim isim sayarım isterseniz..
* * *
       Geçen hafta ''Bir arkadaşın Bolu'dan gönderdiği kitapları okuyorum'' demiştim.. ''Biri Mirgün Cabas'ın kitabıydı, diğeri de Orman okulu ile ilgili anıların anlatıldığı kitap.. Özellikle Orman okulunun anlatıldığı kitap, o kadar farklı şeyler düşündürttü ki okurken.. 
* * *
       Bahçesinde izlediğimiz maçlar vardı oranın.. Çocuk gözüyle ''geçilmez'' gibi görünen iki karış duvarı aşmanın yollarını aradığımız.. Kaçak girmenin telaşıyla tribünlere doğru heyecanla koştuğumuz.. Ayakta lastik çizme, üst üste giyilmiş çoraplar, kafada el örgüsü bere.. 
* * *
      Prof. Dr. Baki Kuru da Bolu'daki Orman Okulu anılarını anlatıyor bir söyleşinde.. Mezun olduktan sonra Erzurum’un bir ilçesine yedek subay olarak atandığını, orada hem askerlik yaptığını hem de ilçenin Orman Bölge Şefi olduğunu.. 
* * *
      ''Orman Bölge Şefi olan ben, askerliğini yedek subay olarak yapan ben, heves edip bir de ''Hukuk'' okumaya kalkınca hayatımın en büyük sürpriziyle karşılaştım'' diyor, ''Lise mezunu bile sayılmadığımız gerçeğiyle..''
* * *
      Aslında güzel eğlenceli bir kitap.. Sayfalarının arasına küçük anekdotlar, anılar, alıntılar serpiştirilmiş.. Okurken gezdiğin sokakların, parkların izini sürüyorsun.. Ve fark ediyorsun ki, ne çok şey yarım kalmış hayatımızda... Ve her şey çok aceleye gelmiş gibi sanki.. Hayat koşmaya başlayınca, biz de tuzluğu kapıp koşmaya başlamışız peşinden..
* * *
       ‘Gölcük'de Nilüferler azaldı diye evinde nilüfer yetiştirip kova ile Göle taşıyan biri bile anlatılıyor kitapta.. Her gün Gölcük'e gidip nilüferlerin bakımıyla meşgul oluyormuş adam.. Çok güncel bir konu olmasaydı her halde bu kadar şaşırmazdım..
* * *
      FOTOĞRAF..
      Elinde Kapalı Spor Salonu'nda çekilmiş bir fotoğraf.. Fotoğrafın en sağındakini sordum; kadraja yarım girmiş olanı.. Erkan Tüzün'müş, Mustafa Başaran Hoca falan da var.. Mustafa Hoca’nın kızı rahmetli Özay da.. İkinci fotoğrafta da Muttalip Abat, Nejat Eratalar, Emin Palazoğlu, Ayhan Çelen.. Hakeme bir şeyler anlatmaya çalışan da Akın.. Savcı Ömer Bey'in oğlu.. O da, okul maçlarında attığı basketlerle ünlüymüş.. Attığı her şut ''laap'' diye geçiyormuş çemberin içinden.. 
* * *
      Ribauntlar, top sürmeler, bacak arası yapmalar.. Şişko Cengiz'in tribün desteği de etkili tabii.. Bandocu Dom dom Ali'nin davul solo'su da.. Dom dom'un yanında ''Tingilli'' Uygur.. Bülent, Burhan Sümer, Ahmet Aksoy, Naim Öztürk.. Son saydığım dört kişinin dördü de rahmetli...Yalan yok ben pek yanaşmıyorum bunlara.. Benim adıma Bolu Lisesi Radyosu’ndan "Badem gözlüme" diye istek yaptıklarını duyduğumdan beri.. Potaya asılıp sallanırken sırt üstü düşen bile vardı o salonda.. Geçen sefer Ali Ürpek diye yazmıştım ama; değilmiş, Deve Erkan'mış.. Yükseklik 3 metre bilmem kaç santim.. 
* * *
       Rahmetli Koca Şeref ile Yanık Hayri Abi bile var fotoğrafta.. Ayrılmaz İkili.. Köy Hizmetleri’nden ikisi de.. Koca Şeref Tır şoförü, Hayri abi muavini.. Onların arkasında Davarcıların Kemal ile Ayhan Kalaycıoğlu, onun hemen sağında Göçmen Sadettin, Gavurlar Mahallesi’nden.. 
* * *
       Gavurlar Mahallesi dendi mi; Niyazi Çalıkuşu'nun bahçesi gelir benim aklıma.. Bahçedeki İsmet İnönü'nün büstü gelir.. Bir de babaannemin Nikah töreni duyduğunda koşa koşa Gavurlar Mahallesi’ne gidip kilise müziği, dinlemesi... ''Hepsi tanıdığımız, bildiğimiz insanlardı'' derdi rahmetli.. Çarşıda, pazarda, rastlayıp konuştuğumuz, Ilca'da birbirimizin sırtını sabunladığımız..
* * *
       Bazen düşünüyorum da; madem şehirde İki tane kilise vardı, insan hiç değilse bir kaç parça eşyasını saklar yaw.. Yuh yani.. Bir kandil, bir şamdan, bir kaç parça fotoğraf.. Yok.. Tek bir çöp bile kalmamış o dönemden..
* * *
      Geçen hafta bir arkadaş, Niyazi Çalıkuşu'nun Aktaş'taki evinin önünden geçen birini anlatmıştı, hatırladınız mı? İsmet İnönü'nün Büst'ünü görünce üşüdüğünü düşünüp paltosunu çıkarıp giydiren.. Rahmetli Selim Marangoz'un abisiymiş.. 
* * *
       1993 yılıydı galiba.. Cunda adasında Kamil Sönmez'den dinliyorduk Selim Marangoz'u.. ''Samsun'da yatılı okuyoruz, bir gün elinde bir valizle çıktı geldi Selim Marangoz.. Bizim yeni bedenci.. Biz kelli felli bir adam beklerken, karşımıza çocuk yaşta biri çıktı.. Ama çok geçmedi, anladık ki, adam bizi gıcık etmek için programlanmış.. Boynunda bir düdük. her gün dört dönüyoruz bahçede.. 
* * *
      Yat, kalk, şınav çek, sürün.. E biz de çocuk değiliz yani.. Çift dikiş gide gide, askerlik çağına gelmişiz.. Tadımız tuzumuz kaçtı.. Arkadaşlarla anlaştık.. O’nun nöbetçi olduğu bir gece arkadan yaklaşıp, kafasına benim ceketi geçirecez.. Sonra da pata küte girişecez adama.. 
* * *
      Selim Hoca'nın kafasına ceketi geçirmişler ama, ceketten kurtulan Selim hoca bunlara öyle bir girişmiş ki.. Allah yarattı dememiş bunları.. ''Kara kuru bi adam dersin ama'' diyordu Kamil Sönmez, ''O gece sanki Cüneyt Arkın çıktı karşımıza.. Bizans'ı haşat eden Cüneyt Arkın ''
* * *
       Bu gün Camlı Cami’nin şadırvanında pardesü yıkayan Edip Bey'i anlatacaktım güya.. ''Çatır çatır ayazda, elinde bir kalıp sabun'' diyecektim.. ''Üzerinden çıkarmadığı pardesüyü köpürte köpürte yıkayan'' diyecektim.. ''Buz gibi suyu döktükçe üzerinden çıkan buharlar'' diyecektim.. Olmadı.. Olmayınca olmuyor demek ki.. Neyse.. Bugün de karınca kararınca bir şeyler yazmaya çalıştık.. Beğendiyseniz ne ala!.. Beğenmediyseniz de unutun gitsin.. Haftaya bir daha deneriz.. 
        Hoşça kalın..
                     Erdoğan MÜHÜRCÜOĞLU 12.01.2018

 


Yazarın diğer yazıları:

| Aktaş Mh. Taşhancılar Cad. No: 10 - BoluTel: 0374 212 88 66Faks: Email: kamuran@bolununsesi.com |
Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak