bolununsesi
Çekin, gönderin, yayınlayalım

Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Gürültü standları

Doğruları söylemek lazım

Kamuran Alagözoğlu

kamuran@bolununsesi.com

11 Mayıs İzzet Baysal Günleri dolayısıyla trafiğe kapatılan İzzet Baysal Caddesi?ndeki standları gezmek için çıktığım anda bir bankanın güvenlik görevlisi yolumu kesiyor. ?-Abi şu gürültüye bak. Bunların yüzünden bankanın alarmını kurup, buradan ayrılamıyorum. Bu gürültü alarmın çalışmasına neden oluyor? diyor.

Gürültünün ne kadar ileri boyutta rahatsız edici olduğunu, bankanın alarmının bile devreye girmesinden anlayabilirsiniz sanırım.

4 tane araç içine yerleştirilmiş çok büyük hoparlörler ile ses sistemlerini tanıtıyor-larmış. Gürültü kirliliği yaratmaktan başka bir şey olmayan ve İzzet Baysal Günleri ile uzaktan yakından hiçbir alakası bulunma-yan bu standları kim neden davet eder?

Müzik adına camlarımızı zangır zangır titreten bu gürültücülere katlanmak zorunda kalırken, kadife sesiyle Mustafa Tenekeci?yi ve standlarda Mudurnu?yu aradı gözlerimiz.

-Sırf birtakım değişik görüntüler ve gürültüler olsun da, ne olursa olsun mantığıyla yapılan bu organizasyonlar, bir panayır curcunası yaratmaktan öte gidemiyor. Ve bu görüntüler ne İzzet Baysal?a, ne de Bolu?ya yakışmıyor.

Bu sefer el kesesi ile olmadı!

Haftalar önce bir tek galibiyetle şampiyonluğumuzu ilan edebilecekken, son haftaya kadar bekleyerek dokuz doğurduk. Ama hiç değilse bu seferki şampiyonluğumuz başka takımların yenilmesi ve yenmesine bağlı kalmadan gerçekleşti. Yani el kesesine muhtaç olmadan, bileğimizin hakkı ile şampiyon olduk. Ve tarih yine tekerrür etti, yine Tarsus?u yenerek şampiyonluk nasip oldu.

Sezon başından beri Gökhan Emrecik-sin?in ilk onbirde yer alması gerektiğini savunmuştum. Bu ancak son maçta gerçek-leşti. Bu maçın kahramanı da Gökhan oldu. Son 10 dakikada Ömer?in ve daha sonra Gök-han?ın kenara gelip, oyundan çıkmak isteme-leri ile takımın nasıl kazan gibi kaynadığını resmen görmüş olduk. Ayrıca Yahudi laka-bıyla ünlü Nejat arkadaşımızın da yönetici olduğunu bu maçta öğrenmiş olduk. 10 binin üzerinde taraftarın önünde takım içindeki sürtüşmelere şahit olduk. Necip Başkan?a ta ligin başında söylemiştim, bu kadar horozun olduğu yerde sabah olmaz diye. Çok rahat bir şekilde haftalar önce ipi göğüsleyebile-cekken, şampiyonluğun son haftalara kalma-sının nedeni, son maçın son dakikalarında ortaya bariz bir şekilde ortaya çıktı.

Her şeye rağmen Boluspor camiasına bu şampiyonluğu da yaşatanlara, başta Başkan Necip Çarıkçı olmak üzere, yönetim kurulu üyelerine teşekkür ediyorum.

Tam bir gazetecilik rezaleti!

Hep yazıp duruyorum. Birbirinden kopya çeken yerel basının(!) düştüğü tongaları gündeme getiriyorum. Getiriyorum ki halkımız ayırt etmesini bilsin diye.

Bu defa ki tam bir rezalet dersem yanlış olmaz sanırım.

Bilindiği gibi Bolu Ticaret ve Sanayi Odası?nda Başkan Sabahattin Yamaner?in kendi yönetimi ve meclisi tarafından istifaya davet edilmesinin ardından, Oda?da gerginlik sürüyor. Bu aşamada hafta içi Yamaner?i destekleyen ve yönetim kurulu ve meclis üyelerini sert bir üslupla eleştiren Belediye Başkanı?nın açıklamasına karşın, BTSO Yönetim Kurulu ve Meclis Üyeleri de Başkan?a karşı yazılı bir açıklamada bulunarak, bunu bütün gazetelere geçmişlerdi. Bazı basın organları bu açıklamaya hiç yer vermezken, bir gazete ise yönetim kurulu ve meclisin bu açıklamasını, Sabahattin Yamaner?in açıklaması şeklinde vererek, Yamaner ile Belediye Başkanı?nın arası niye bozuldu acaba? dedirtircesine kafaları karıştırdı.

Cumartesi günü akşamüstü saatlerinde Oda yetkililerinin bu gazetedeki yanlışlığın farkına vararak gazeteyi araması ile gazete yetkilileri de bu büyük yanlışlıktan ancak haberdar olabildiler. Demek ki yazdıkları haberleri kendileri bile okumuyorlar. Şimdi gazetenin bu yanlışını nasıl bir özürle düzelteceği merak ediliyor.

Aynaya bir baksanız da...!

Askeriyede komutan odasına girilmeden önce uygun bir yere konulmuş üzerinde de, ?kıyafetini düzelt? yazan boy aynaları vardır. Kişi o boy aynasına baktığında kendini iyi görmez ise son anda komutanın odasına girmekten vazgeçebilir.

Milletvekili adaylarına baktıkça aklıma askerdeki bu boy aynaları geliyor. İnsan biraz aynaya bakar ve kendi kendine sorar;

-Ben bu milleti temsil etmeye layık mıyım?

-Ne kadar bilgi birikimim var, ne kadar kültürlüyüm?

-Beni milletin vekili olmaya iten ayrıcalıklarım, üstün özelliklerim neler?

Diye aynaya bile bakmadan, halkın karşısına çıkma cesareti gösterebiliyorlar. Aday adaylarımızın birçoğuna baktığımızda, aynaya bile bakmadıklarını ve kendi kendilerine bu soruları sormadıklarını anlıyoruz. Halkın karşısına çıkmaya karar vermeden evvel boy aynasının karşısına bir geçip, kendi kendilerini sorgulamaları gerekir ama nerde. Öyle bir cahil cühela devrinden geçiyoruz ki, aslında halk da bunları bu şekilde sorgulamıyor.

-Ben yine de aday adaylarına sesleniyorum; lütfen aynaya bir bakın ve kendi kendinizi bir sorgulayın. Aynaya bakmadan halkın karşısına çıkmayın.

O şimdi mebus

Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler.
Künyeni almak için partiye ettim telefon,
Bizdeki kayda göre, o şimdi mebus dediler.
Neyzen Tevfik

Kör pilotlar...

Çok bilinmeyen bir fıkra değil... Ama bu günler için çok anlamlı...

Yolcular uçağa binerken bakmışlar pilotlar da kokpite giriyor. Fakat o da ne? İki pilotun da elinde beyaz baston, kollarında üç noktalı bantlar. İkisi de resmen kör... Günlerden 1 Nisan değil ama, "Şaka herhalde" demiş yolcular, doluşmuşlar uçağa... Uçak piste çıkmış, hızlanmış... Hızlanmış... Fakat bir türlü havalanmıyor. Pistin sonu görünmüş. Uçak son sürat gidiyor. Ama havalanacak gibi değil. Pistin bittiğini gören yolcular dehşet içinde çığlığı basmışlar... Tam da o anda kaptan pilot levyeyi çekmiş... Uçak son anda havalanmış. Derin bir nefes alan kaptan pilot yardımcısına dönmüş:

- Biliyor musun, bir gün çığlık atmakta gecikecekler ve hep birlikte yok olacağız...

İnternette bu fıkrayı anlatan dostlar şu notu ekliyor: "Toplum 14 Nisan'dan itibaren çığlık atmaya başladı. Tek adamın keyfine bırakılan cumhurbaşkanı seçimini önledi. Son olarak Pazar günü de İzmir?de çığlık atıldı... Halk son dakikada uyandı. Yoksa hep birlikte yok olacaktık..."

50 papellikler bir şeyi beceremediniz!

Bizce malum bazı güdümlü gazeteci arkadaşlar, Sosyal Sorumluluk Ödülü konusunda akılları sıra önceden yönlendirme yapmaya kalktılar. Ama olmadı. Bu arkadaşlara adeta tavsiyenizi kendinize saklayın dercesine ödül, adına yakışır şekilde komisyonun objektif bir değerlendirmesi sonucu Süreyya Astarcı?ya verildi.

Bizim 50 papellik gazeteciler ise bu defa yine çuvallamış oldu.

Bir musibet...

 Edebiyat Hocamız Aykut Karagüzel geçen hafta köşe yazısının başlığını, ?Nusubet mi bekleniyor?? şeklinde atmış. Biz edebiyat öğretmeni falan olamadık ama, benim bildiğim Aykut Hocamızın söylemeye çalıştığı Türkçemiz?deki bu kelime, ?Musibet? olması lazım. Bir musibet, bin nasihatten iyidir. Hatırlatayım dedim.


Yazarın diğer yazıları:

| Aktaş Mh. Taşhancılar Cad. No: 10 - BoluTel: 0374 212 88 66Faks: Email: kamuran@bolununsesi.com |
Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak