bolununsesi
Çekin, gönderin, yayınlayalım

Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanma ki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... ELBETTE HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

Dargınlık üzerine  

  • Dargınlık üzerine  

 

                                    Dargınlık üzerine  
       Sayın okuyucular görüldüğü gibi bu günkü yazımın konusu dargınlık. Diyecekseniz ki bu da nereden çıktı? Çıkmadı zaten vardı ama şimdi o kadar çok yaygınlaştı ki toplumun huzur kalitesi örseleniyor. Bu nedenle konuyu  irdeleyeyim dedim. Dedim ama içimden bir ses “yahu İlhami atalarımız herkes bildiği işi yapsın” demişler, hatta “bir şey biliyorsan öyle bir şey söyle ki ders alsınlar, bilmiyorsan sus ki seni ulema sansınlar” bile demişler dedi. Ama her zehrin bir panzehri olduğu gibi bu özdeyişlerin de karşı bir özdeyişi vardır. O özdeyiş de; “bir faninin toplum yararına olduğunu sandığı bir düşüncesini paylaşması, servetini paylaşmak kadar sevaptır.”  Allah Allah hiç duymadık, bu özdeyişi kim söylemiş diye soracak olursanız kim söyleyecek acizane bu fakir söyledi. Hani derler ya; Adam, evine gelen misafirlerine küçük oğlunu göstererek “benim bu oğlumun yaşına bakmayın, o büyük insanlar gibi büyük laflar eder” demiş ve ilaveten “oğlum büyük bir laf ediver bakalım” dediğinde oğlu  FİL demiş. İşte ben de Fil dedim. Neyse dönelim anlatmak istediğim meramıma; Dargınlık konusunu, aklımın yettiği ölçüde- beceremesem dahi- bir şeyler söyleyerek hiç olmazsa gündeme getirmiş olurum düşüncesi ile ele alarak irdelemeyi düşündüm. 

            Sayın okuyucular, insanlarda zaman zaman nasıl bedensel rahatsızlıklar oluşuyorsa, zaman zaman da sosyolojik, yani kişiler arası ilişkiler anlamında rahatsızlıklar oluşmaktadır. Ben bedensel rahatsızlıkları kafesin içindeki aslana, sosyolojik rahatsızlıkları ise kafesten kaçmış aslana benzetirim. İşte dargınlık da kafesten kaçmış aslan gibidir. Bu aslan var ya bu aslan toplumun huzurunu kaçırmaktadır. Ben çok eski yıllarda gerek köyümüzde ve gerekse biraz daha ileriki yıllarda yaşadığım çevrelerde kişiler arası dargınlıklara ender rastlamışımdır. Şimdilerde ise sanki dargınlık asıl barışıklık istisna oldu. Bu durum komşuluk ilişkilerinin bozukluğundan olabiliyor, kapitalizmin acı meyvesi olarak karşımıza çıkabiliyor, (özellikle miras taksimlerinde) esasen tek tek saymaya gerek yok pek çok nedenden olabiliyorsa da daha fazla siyasi söylemlerden olabiliyor. 

        Dargınlığa kişiler arası sosyal ilişki bozukluğu da diyebiliriz. Esasen dargınlık dar anlamda iki türlüdür. Birisi içsel küslük olup konuşmama durumu söz konusu değildir. Örneğin iki siyasi lider içsel olarak küslerdir ama yeri ve zamanı geldiğinde biri birleri ile konuşurlar. Bu konuşmalarda tabii ki sıcaklık yoktur, soğukluk vardır. Dargınlığın diğer türü ise hem içsel ve hem de içselliğin, yani  küslüğün dışa vurmasıdır ki bu konuşmama olarak ortaya çıkar. İşte benim üzerinde durmak istediğim dargınlık budur. Derler ki; Dursun kahvede-ileriki yıllarda kıraathanelerde de olabilir- bir fıkra anlatmış, Temel hariç herkes gülmüş, Temel’e neden gülmüyorsun denildiğinde “ben Dursun’la dargının evde güleceğim” demiş. Orhan Veli’nin “sere serpe” adlı şiirinde “böyle de yatılmaz ki” dizesinde olduğu gibi böyle de dargınlık olmaz ki. Bekri Mustafa’yı cenazede imam yaptıklarında mevtanın kulağına eğilerek “…bu dünyada neler oluyor diye sorarlarsa Bekri Mustafa imam oldu dersin…” dediği gibi ben de diyorum ki; Kuzey Kore lideri ile ABD başkanı bile DARGINLIKLARI bırakıp barıştılar da “Müslümanlar kardeştirler, üç günden fazla dargın durmaları caiz değildir” mealinde pek çok Hadis olmasına rağmen, bizim kronik dargınlar hala barışmamaktadırlar. Dargınlığın gıdası gurur olduğu için barışmak genellikle bir aracı ile olur. Aşiretler arası barışma toplantılarının ne kadar görkemli olduğunu da gözlemleyebiliyoruz. Ben de mesleğimi icra ederken dargınları barıştırmak için yalan dahi söylenebilir düşüncesi ile hareket ederek bir çifti barıştırmışımdır. Nasıl mı? Delikanlı bana geldi, avukat bey ben boşanmak istiyorum ne yapmam gerekir dediğinde ben de kendisine nedenini sordum. O da bana “eşimin kötü bir huyu var en küçük bir yanlış karşısında günlerce konuşmuyor” dedi. Ben de beraber gelin dedim. Gitti, ertesi gün beraber geldiler, “bakın ikinize de söylüyorum, ABD de yapılan tıbbi araştırmalara göre karı-koca dargın olurlarsa onların çocuklarının “konuşma engelli olma olasılığı” yüzde kırk civarında imiş dedim. Delikanlı eşine dönerek “bak avukat bey ne diyor” dedi, eşi de “hiç duymamıştım dediğinde” eşi de işte duydun dedi ve teşekkür ederek gittiler. Şimdi her bayramda elimi öpmeye gelirler.  

         Sayın okuyucular, dargınlığın özellikle konuşmamakla güçlendirilmiş dargınlıkların hiçbir getirisinin olmadığı gibi tam aksine götürüsünün çok olduğu acı tecrübelerle sabittir. Düşünelim, Cumhurbaşkanı adaylarımız Kırkpınar Çayırı’nda hep beraber davul-zurna eşliğinde dargınlıkları bırakarak halay çekseler toplumun halet-i ruhiyesini tahmin edebiliyor musunuz. Tüm dargınlıkların ortadan kalkması dileği ile. Hoşça kalın.  

                                         İlhami CANDEMİR 
 

YORUMLARBu habere ilk yorum yazan siz olun!
YORUM YAZ (Maksimum 750 karakter uzunlukta olabilir)

Diğer haberler

| Aktaş Mh. Taşhancılar Cad. No: 10 - BoluTel: 0374 212 88 66Faks: Email: kamuran@bolununsesi.com |
Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak
20 Şubat 2011 tarihinde sınava girecek olan
Temel Eğitim kursiyerlerimizin son kayıt tarihi
4 Ocak 2011 günüdür.

20 Şubat 2011 tarihinde Yenileme Eğitimi sınavına
girecek kursiyerlerimizin son kayıt tarihi
11 Ocak 2011 günüdür.