“Eleştiri belki güzel bir şey değildir, ama gereklidir. Ağrıyla aynı işi görür. Çünkü ağrı da vücutta bir arıza olduğunu haber verir.” Winston Churchill

Fikir

Fikir
    7 Haziran 2021

               FİKİR
         Merhaba değerli okurlar. İki haftalık bir aradan sonra tekrar beraberiz. Malum, gazeteye köşe yazma işini amatörce yaptığımızdan, profesyonel işlerimizin yoğunluğu bu arayı vermemize sebep oldu desek yeridir.
           Değerli dostlar, yazmaya değer o denli çok konu var ki hangi birini önce yazmalı diye düşünmek öncelikli sorun olması gerekirken, yaşadığımız iklimden ötürü bu konulardan birçoğuna oto-sansür uygulamak zorunda hissettiğim çok zaman olmakta. Yanlış anlaşılmasın; gazetemiz yönetiminden kesinlikle bir sınırlama olmadığını belirtmem gerek. Aslında normal şartlar altında amatör, ya da profesyonel yazı yazanların kendilerini özgür hissetmeleri gerek.     
          Sonuçta çoğunluğu, dünya görüşleri perspektifinde kişisel kanaatlerini okuyucu ile paylaşmakta. Maalesef yazarlıkla alakalı olmasa bile sosyal medyada paylaştığı kişisel görüşleri nedeni ile kovuşturmaya uğrayan o kadar çok insan olunca, ister istemez benim gibi bireyler yazı yazma, görüş beyan etme aşamasında sıkıntı duymaktalar.
           Oysa, haydi beni boşverin, çiçekten böcekten bahsetmek yerine deyim yerinde ise “32 kısım tekmili birden” ifşaatlarda bulunan ve toplumca tanınan ve bilinen şahsiyetler hakkında fikir beyan etmek isteyenler olabilir. Belki de taa 90lı yıllarda olup bitenlere atıfta bulunarak, aradan geçen onca zamana rağmen hiçbir şeyin olumlu yönde değişmediğini görüp hayıflananlar da…
          Kara mizahın en sevdiğim örneklerinden birinde; bir ağa, kahyası ile birlikte kasabaya doğru yola çıkar. Ağa at üstünde, kahyası ise yayan devam etmektedir yola. Bir noktada ağa sıkılır ve sıkıntısını gidermek için kâhyayı günümüz deyimi ile trollemeye karar verir. Ve ona yol kenarındaki büyükbaş hayvan dışkısını göstererek “bir parmak yersen ata sen binersin. Ben de yayan giderim” der. Kâhya yorgunluktan el mahkûm kabul eder ve bir parmak yer dışkıdan. Yer değişirler. Ağa söz verdiği üzere ata kâhyayı bindirir kendi de yanı sıra yayan devam eder yola. Kasabaya yaklaştıkça ağanın kafa ayıkmaya başlar. Tabii ya, el âlem ne demez; kâhya at üstünde, koskoca ağa yayan. Bir teklifte daha bulunur kahyasına ağa: “Hadi yer değişelim” Bu kez trolleme sırası kâhyaya gelmiştir: “Olur ağam da sen de şu dışkının bir tadına bak hele!” Ağa da mecburen kabul eder. “Tadımdan” sonra ağa eski yerine, atın eyerine, kâhya ise tabanvaylara… Derken kâhya o can alıcı soruyu sorar: “Ağam köyden çıktığımızda da sen at üstünde ben ise yayandım. Kasabaya yaklaştık, durum yine aynı; sen at üstünde bense yayan. Peki ağam, biz bu b*ku niye yedik?!?”
            Sevgili dostlar, ülkenin uzak yakın tarihlerine bir göz attığımızda gördüğümüz, züccaciye dükkanına girmiş filler gibi her yanı darmadağın eden olaylar… Ve yine fillerden hareket edersek, tepişen fillerin ayakları altında kalarak ezilen çimenler. Umarım zihniyetler biraz olsun değişme eğilimine girer de bu cefakâr ve çilekeş halk biraz olsun rahata erer. Bu anlamda genç nesle biraz olsun güvenmek gerekli. Eski kuşaklar pek beğenmese de farklı bir ferasete sahip bence gençler. 
         Saygı ve selamlarımla iyi haftalar diliyorum değerli okurlar.
     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak