“Eleştiri belki güzel bir şey değildir, ama gereklidir. Ağrıyla aynı işi görür. Çünkü ağrı da vücutta bir arıza olduğunu haber verir.” Winston Churchill

ÜÇÜZLER.. RESSAM.. KİRLİ PARDESÜ..

ÜÇÜZLER.. RESSAM.. KİRLİ PARDESÜ..
    26 Nisan 2021
    ÜÇÜZLER.. RESSAM.. KİRLİ PARDESÜ..ÜÇÜZLER.. RESSAM.. KİRLİ PARDESÜ..ÜÇÜZLER.. RESSAM.. KİRLİ PARDESÜ..ÜÇÜZLER.. RESSAM.. KİRLİ PARDESÜ..ÜÇÜZLER.. RESSAM.. KİRLİ PARDESÜ..ÜÇÜZLER.. RESSAM.. KİRLİ PARDESÜ..ÜÇÜZLER.. RESSAM.. KİRLİ PARDESÜ..ÜÇÜZLER.. RESSAM.. KİRLİ PARDESÜ..

          ÜÇÜZLER.. RESSAM.. KİRLİ PARDESÜ..
          Özcan Korkut'un ''Bebek Anne'' adlı kitabını okuduğumdan beri merak ediyordum Ayşe ebeyi.. Şehrin bir kitaba konu olacak kadar güzel ebesi kim olabilir diye düşünüyordum.. Yazar 16 Ağustos1935 günü Bolu'da doğduğunu, doğumunda Bolu'nun güzelliği ile meşhur Ayşe ebesinin bulunduğunu söylüyordu..
    * * *
           Sonunda 1930'lara ait bir gazetenin manşetinde rastladım ebe hanıma.. Sayfanın bir tarafında Celal Bayar öbür tarafında İsmet Paşa.. Ve onların arasında bizimkiler.. Akpınar Mahallesi bekçisi Kamil Ağa, eşi Münevver ve kucağında üç bebekle Belediye Ebesi Ayşe Hanım.. 
    * * *
            İlk doğan çocuğa 'Gazi' ikincisine 'Mustafa' üçüncüsüne 'Kemal' adı verilmiş çocukların.. Yan yana geldiklerinde 'Gazi Mustafa Kemal' oluyor üçüzler.. Gazeteye haber oluşları da bu yüzden zaten..
    * * *
           Düşündüm de; hastalıkların kol gezdiği, birçok gıda maddesinin zor bulunabildiği, evlerde elektriğin suyun olmadığı yıllara ait bir haber bu.. Ülkenin zor yıllarına ait bir haber..
    * * *
           Fotoğrafa bakarken rahmetli Nejat Uygur geldi aklıma.. ''Eşimin sancısı tuttuğunda sahnede hizmetçiyi oynuyordu'' diyordu bir ropörtajında.. ''Eşimi su isteme numarasıyla dışarı çıkarttım.. Arkadaşlara; Hemen doğum evine götürün dedim.. Biz oyuna devam ettik.. Birinci bölümün sonuna doğru sinemanın müdürü geldi; 'Nejat abi rakı'mı isterim” dedi; ''Bir oğlun oldu..!” 
    * * *
            ''Döndüm seyirciye; 'böyle böyle oldu' dedim.. Alkışlar arasında oyuna devam ettik.. Oyun bitimine yakın ikinci müdür geldi, ''hiç gelme! dedim, ''oğlum olduğunu biliyorum.. ''Hayır hayır” dedi ''bir tane daha oldu! ''Yok, anasının a..!” demişim.. Tavan üstüme çöktü sandım..''
    * * *
            RESSAM..
            Allah eksikliğini göstermesin.. Her yazıdan sonra mutlaka bir mesaj alıyoruz okurlarımızdan.. Bu hafta mesaj atan arkadaş da Ressam Ahmet Deringöz'ü soruyor bana.. Onun Süreyya Otelinde kaldığı bir dönem vardı'' diyor, ''neden ondan hiç bahsetmiyorsunuz? Resim yaparak, vesikalık fotoğrafları kara kalemle büyüterek geçimini sağlayan biriydi.. Sigarasının biri bitmeden diğerini yakan İlginç bir kişilik.. Parmaklar, tırnaklar, dişler sapsarı.. ''
    * * *
            VALİ..
            İlginç.. Ama benim hatırladığım en sıkı sigara içicisi Gökhan Aydıner'di.. Eski Bolu valisi.. Şoförünü, komşu dükkanlara girip çıkarken görünce merak edip ne aradığını sormuştuk.. Vali bey'in unuttuğu sigarayı arıyormuş adam.. ''Yok abi' diyordu, ''yok nalet sigara! Her yerde de satılmıyor namussuz..''
    * * *
           Her yerde satılmayan 'namussuz' 'Birinci'ymiş meğer.. ''Koskoca Vali'' demiştik ''Birinci mi içer! Öğrencilik yıllarından kalma bir alışkanlıktı besbelli..  
    * * *
           Sigara deyince; 1990'lı yıllarda Larry White adlı katil idam edilecek 'Son arzun nedir? diye soruyorlar.. ''E, bi sigaranızı içeyim bari' diyor, ''sizi mi kıracam..'' Ve anında reddediliyor istek.. Gerekçe; sigaranın sağlığa zararlı olması.. Ve yerine getirilmeyen o istek 'insanlık suçu işlendi' diye konuşuluyor yıllarca.. ''İdam edildi'' diye değil ha! Sigara içirilmedi' diye..
    * * *
           KOMŞU KIZI.. 
           Valla kim ne derse desin Bolu ile ilgili ne kadar önemli ve şaşırtıcı bilgi varsa hep yabancılardan geliyor nedense.. Şehre bir şekilde yolu düşen öğretmen, asker, polis ve onların yakınlarından.. Şehri ve şehrin ahalisini onlarin gözünden görme imkanı buluyor insan.. 
    * * *
           Sait Faik'in ''İlkbahar'' adlı bir hikayesi var.. Geçen gün ona baktım biraz.. Bolu'yu Bolu'da geçen çocukluk yıllarını anlatmış yazar.. En çok da aşık olduğu komşu kızını.. Hem de ne anlatma.. Aradan 40 yıl geçmiş ama bizim kızı hala unutamamış Sait Baba.. 
    * * *
            “Odamın penceresinden ‘Karaçayır’ görünüyordu” diye başlıyor hikaye.. ''Bir sabah yer yatağında yatıyorum'' diyor, “birdenbire odanın içinden parlak bir kuş geçti.. Yatağımın üstüne oturdum.. Kuş bir daha geçti.. Sonra bunun kuş olmadığını fark ettim.. Pencereye koşup baktım ki, bahçede on altı, on yedi yaşlarında bir kız bana ayna tutuyor.. Kalakaldım.. Bir gün, iki gün, üç gün.. Sonra, bir ayna da ben geçirdim elime.. Artık her gün birbirimize ayna tutuyoruz.. Ben pencereden ona, o bahçeden bana..''
    * * *
           Kitapta annesi tarafından yakalanması da var.. Annesinin, odaya ayna tutulduğunu görünce, bahçeye, bahçedeki kıza, ayna ışığına bakıp, oğlunu odadan azarlayrak çıkarması..
    * * *
            ''O zamandan bu zamana o kadar sene geçti.. Şimdi ne zaman odamın penceresine kazara bir ışık vursa, bende bir yürek çırpıntısı olur, Karaçayırlı kızı hatırlarım.. Gözlerim dolar, elim ayağıma dolanır..'' 
    * * *
           ''Vay anasını'' dedim okurken.. ''Kimmiş lan bu kız? Kimlerdenmiş? 40 yıl geçmiş ama adam hala unutamamış kızı.. Ne varsa bu karaçayırın kızlarında.. Biraz da kıskandım galiba.. ''Ulan'' dedim ''O kadar gezdik dolaştık oralarda da kimseyi kendimize aşık edemedik.. 
    * * *
           Merak ettim.. Evi aradım satırların arasında.. Bazen, ''tamam, Çizmecioğlu Sokak burası dedim.. Bazen; ''yok yok hayrat tarafı, Garali'nin yağhanesinin olduğu yer.. ''Kız sen Bolu'nun neresindensin'' diye dolandım durdum satırların arasında..
    * * *
           Şaka maka ama, nedense çok tanıdık geldi bana bu hikaye.. Tanıdık birileri anlatılıyor gibi geldi.. Dedemin yaylı arabasını bile görür gibi oldum hikayenin sonunda.. Hacı Behçetler, Nalbantlar, Gümüşbacaklar geçti gözümün önünden.. Sürmeli Hocalar, Cebeciler, Coslar.. Ve ahşap evlerin küçük balkonlarında insanlar.. Kolunun altındaki ekmeği ucundan ucundan yiyerek giden küçük kızla güzel ablası.. 
    * * *
            Hepimiz aynı anda aşık olunca neye uğradığını şaşırmıştı ablası.. Bizim mahalleye geldiklerinde hepimiz bir şeyler yapıyorduk gözüne girmek için.. Kimi bahçeye salıncak kurdu, kimi -Tik İrfan gibi- sokağa ip gerip üzerinde yürüdü.. Benim ''Hokus Pokus'' yapıp parmağımı kaybetme numaram da ta o zamanlardan kalma.. 
    * * *
          PARDESÜ..
           ''Çok tanıdık geldi bu hikaye''dedim ya yukarda, Orhan Kemal'in ''Kirli Pardesü'' hikayesini okurken de sanki Edip Bey anlatılıyor gibi gelmişti.. Camlı Cami'nin şadırvanında pardesü yıkarken rastladığımız Edip Bey.. Elinde bir kalıp sabun, üzerinden çıkarmadığı pardesüyü yıkıyordu o gün.. Suyu döktükçe buharlar tütüyordu üzerinden.. Düşmez kalkmaz bir allah.. Bit tarihte savaş uçaklarıyla gökyüzünde vızır vızır dolaştığı anlatılmıştı Üner'in Lokalinde.. Şikago havaalanına yaptığı akla ziyan inişten bahsedilmişti..
    * * *
           Hayatta hiç bir şeyin garantisi yok.. Bazen bir kalp krizi, beyin kanaması ya da üst üste gelen bir kaç ağır depresyon yetiyor sıfırı tüketmene.. Ya bir gazete köşesindesin sonra, ya da cenazeye katılanların yakasındaki fotoğrafta.. Fotoğrafın altındaki parantezin içinde.. Şairin dediği gibi;
    *
         Adı, soyadı
         Açılır parantez
         Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
         Kapanır parantez..
    *
         Parantezin içindeki çizgi.
         Ne varsa orda.
         Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci.
         Ne varsa orda..  (Behçet Necatigil)
    * * *
          ABİDİN..
          İstanbulspor'lu Bilge Tarhan, “1971 yılıydı'' diyor.. Bir maç için Ankara’ya gelmiştik.. Soyunma odasına eski Bolusporlu Abidin girdi.. Beyin ameliyatı geçirmişti.. Jübilesi için Basri Abi’den yardım isteyecekmiş.. Onu görünce şoke olduk resmen, dağıldık.. Beş yaşında çocuk gibiydi Abidin.. Bir köşeye çekilip hüngür hüngür ağladığımı hatırlarım..'' 
    * * *
          ATIŞ SERBEST..
          Tam kapatırken geldi benimki.. ''Madem Ebelerden filan bahsettin'' dedi ''yazının sonunda bir dörtlük de benden olsun'' ''Tamam'' dedim,''olsun.. Seni mi karacam..! Zaten bir sonraki yazımızda, bir tarihte Bolu'da herkesin aklına geleni söyleyebileceği bir yer olduğundan bahsedeceğiz.. Kimsenin söylediklerinden sorumlu tutulmadığı bir yer olduğundan.. İngilizlerin Hyde Park'ı gibi.. Tek şart; hangi konuda konuşacağını, kimlere kükreyeceğini, kimlere -tabir caizse- bağırıp çağırıp dümdüz gideceğini dilekçe vererek bildiriyorsun.. O kadar..
    *
          DÖRTLÜK
          Hayat budur iç iç kudur 
          Giy kefeni ser malını.. 
          Gör ebenin vietnamını.
    *
          Hay allah..! Neyse.. Hoşça kalın.. Kendinize iyi bakın, maskesiz dolaşmayın, aşı bulursanız hemen aşlanın..
          Erdoğan Mühürcüoğlu (26. 04. 2021)
     

    • Dilara Şenay28 Nisan 2021 . 18:54

      Evet babacığım HİKMET ŞENAY o masada siyah beyaz hırkalı gencin yanındaki delikanlı . Canım babacığım gözümün nuru, canım anneciğimle özleminiz bir kor gibi büyümekte....

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak