Gazetemiz sadece ve sadece Türkiye Basın Konseyi'ne üyedir

HAMAL İSTANBUL 

HAMAL İSTANBUL 
    27 Aralık 2019

             HAMAL İSTANBUL 

             Sayın okuyucular, DOĞAL İstanbul Boğazı’ndan ayrı olarak ikinci YAPAY bir boğazın açılması fikri (proje demiyorum FİKRİ diyorum) taaaa padişah Kanuni Sultan Süleyman zamanından bu yana-merhum Ecevit de dahil-bir çok kişi tarafından ortaya atılmış ise de  eyleme geçirilmeden tarihi arşivlerde yerini almıştır.  

            Bilindiği gibi hukukta- anayasamızda da yerini alan- evrensel bir kural vardır; Hiç kimse düşüncelerinden (FİKRİNDEN) ötürü kınanamaz-cezalandırılamaz. (Anayasa madde 25.Her ne sebeple olursa olsun…. kimse düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz suçlanamaz).Ancak hukukun koruması altında olan FİKİR, eyleme geçirildiğinde kınamanın, suçlamanın öznesi olabilir. İşte bu gün gelinen noktada koparılan GÜRÜLTÜNÜN nedeni  o FİKRİN, Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın  eyleme geçirilmesine yönelik  gayretleridir.(Bayanlar-baylar savulun ” Kanal İstanbul fikri”  eyleme geçmiş geliyor!) 

              Koparılan gürültünün iki tarafı var, bir taraf Kanal İstanbul fikrini destekliyor, diğer taraf itiraz ediyor.  

              İşte acizane bendeniz de konuyu vatan meselesi olarak gördüğümden-  bir vatandaş olarak- gürültünün itiraz tarafında yerimi aldım ve ulusal basında ortaya konulan sakıncalara katılmakla birlikte bu sakıncalara ilaveten kendimce gördüğüm sakıncaları siz sayın okuyucularla paylaşmak istiyorum; 

           1)Bilmem kaç yıl öncesi idi, İstanbul’a yağan aşırı yağmurlar nedeniyle dere yataklarına yapılan evlerin çok zarar görmesi karşısında Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan” doğa er-geç intikamını alır” demişlerdi. Aldı mı? Aldı. 

           Peki başka örneği var mı? var . Sayın okuyucular; Sizlerin de hatırlayacağı gibi Gölcük’de , deniz doldurularak kazanılan zeminlere  binalar yapılmıştı. Doğa, unutulmaz Gölcük depreminde  intikamını aldı(denizi geri aldı) ve yüzlerce kişi can verdi.     

            Bu nedenle ,kafasında bir-iki  saç teli olan adam berberde tıraş olurken berber başlamış saçları taramaya, her tarayışta bir saç döküldüğünü gören adam “bırak öyle kalsın” dediği gibi ben de tehlikeyi gördüğüm için “bırakın  öyle kalsın” dedikten sonra gelelim  diğer itirazlarıma; 

              2)Yazımın başlığı HAMAL İSTANBUL.Neden bu başlığı yeğledim;Tüm iktidarlar döneminde söylenen şudur;İstanbul’a göç durdurulsun,Anadolu’dan İstanbul’a göç eden vatandaşlar,  memleketlerine dönmeleri için teşvik edilsin.Pekiiiii bu Kanal İstanbul gerçekleştirildiğinde İstanbul bu ilave  göçü taşıyabilecek mi? Sanmıyorum.Bu HAMAL bu yükü taşıyamaaaaaaz.Taşıyamaz Allah taşıyamaz. Kanal güzergahında  bulunan taşınmazların Araplar da dahil olmak üzere herkese  satıldığı  söyleniyor. Onların ileride oralara yerleşeceklerini de düşündüğümüzde-hayali bile insanın uykusunu kaçırır- İstanbul bu yükü  asla taşıyamaz. Alın size nur topu gibi bir KAOS. 

             3)Sayın okuyucular, bizler yarım asır önce hukuk fakültesinde okurken  “uygar ülkelerde idam cezasının kaldırılmasının gerekçesi olarak” Dreyfus olayının örnek gösterildiğini anlatmışlardı; Dreyfus idama mahkum ediliyor,infaz edildikten sonra suçsuz olduğu  anlaşılıyor.Telafisi olmayan bir HATA ile karşılaşıldığı için idam cezası yasalardan çıkarılıyor.Ben bu örneği niye verdim; Bu kanal yapıldıktan sonra  itirazların tamamı olmasa bile bir ikisinin haklılığı ortaya çıkarsa telafisi olmayan bir HATA söz konusu olacağından bu fikirden  vazgeçilmesi gerekir diye düşünüyorum. Çalışmalar titizlikle yürütülüyor, hata olmaz diyenler olabilir, ama milli piyango bileti satanların  “ya çıkarsa” dedikleri gibi  ya “telafisi olmayan  bir hata” olursa.İşte o zaman yandı keten helvası. 

     Keza bu proje kamu oyuna “ÇILGIN PROJE” olarak lanse edildi. Bu kelime, Nasrettin Hocanın yoğurt çalma olayında  “ya tutarsa” dediği gibi” ya başarılı olursa” anlamını taşımaktadır. Beyler bu kumar masasında rulet oynamaya benzemez. Allah muhafaza asrın felaketi olur.NOKTA. 

             4) Genel eleştirilerin yanında  Kanal İstanbul projesini ABD istiyor diyenleri de görüyorum. Ben bu düşünceye de katılamıyorum. Zira bilindiği gibi Montrö Sözleşmesi Çanakkale ve İstanbul Boğazları ile ilgilidir. Bu sözleşme barış zamanında ve savaş zamanında ayrı ayrı olmak üzere  TC.nin hakları yanında mükellefiyetler de getirmiştir.Peki İstanbul Boğazı ile ilgili mükellefiyetlerin, İstanbul Boğazı’nı Kanal İstanbul ile  bay-pas ederek ortadan kaldırıldığını düşünelim,  Çanakkale Boğazı ile ilgili mükellefiyetler ne olacak?Yerinde duracak. Eeeee o zaman  hem TC ve hem de  ABD yönünden Kanal İstanbul beyhude yapılmış olmuyor mu? Cümle biraz karışık oldu,şunu demek istiyorum,Montrö anlaşması gereği Çanakkale boğazından geçirilmeyen bir geminin-özellikle savaş gemisinin-Kanal İstanbul’dan Karadeniz’e geçebileceği düşünülebilir mi?Tabii ki hayır.  

              Açıklamaya çalıştığım bu nedenlerle, çılgınlık olarak nitelenen bu sevdadan vazgeçilmesi vatanın selameti bakımından yerinde olur diye düşünüyorum. 

              Sayın okuyucular bu konu ile -dolaylı da olsa- ilgisi nedeniyle şu hususları da sizlerle paylaşmak istiyorum; 

             Benim dedem yani babamın babası(birinci kuşak dedem) bu vatan için Çanakkale’de şehit olmuştur.Bu gün uğruna canını verdiği,büyük Şairin “şüheda(şehitler) fışkıracak toprağı sıksan şüheda” dediği  kanal güzergahındaki vatan toprakları HARAÇ-MEZAT satılmaktadır.Hem de kimlere;Birinci Dünya Savaşı’nda Türk askerini arkadan vuran Araplara.Ha bu arada,” ne olmuş, Hansa da Coni’ye de satıyoruz” diyenler var.Doğal olarak  cevap hakkım doğduğu için bunu söyleyenlere  cevabım şudur; 

          AKP döneminden önceki mevzuatlarda (yazı uzadı detayına girmiyorum) mütekabiliyet(karşılıklılık) esası vardı bir, kısıtlamalar vardı iki. 

             Mütekabiliyet nedir?Hangi ülke benim vatandaşıma emlak satmıyorsa biz de o ülkenin vatandaşına satmıyoruz demektir. Biz Türkler ABD den olsun,çoğu AB ülkelerinden olsun emlak alabiliyoruz, bu nedenle Coni’ye de Hans’a da satıyoruz  ama, Araplar biz Türklere  mülk satmadıkları halde biz onlara  parsel parsel satıyoruz. Bu tablo beni ziyadesi ile üzüyor, sizleri üzmüyor mu acaba?Not/Medyaya bakıyorum da kanal güzergahından  arazi alanlar eleştiriliyor.Ben bu eleştirilere katılamıyorum.Nedenine gelince;Bu ileriye yönelik yatırım demektir.Yukarıda mütekabiliyeti izah ederken bir nebze değindiğim gibi burada alanın değil satanın eleştirilmesi gerekir diye düşünüyorum.).  

             Kısıtlamalara gelince; Bir yabancı ancak şu kadar arazi alabilir,şuralarda alabilir, şuralarda alamaz gibi kısıtlamalar vardı  o kısıtlamaların da büyük bir kısmı kaldırıldı.bu ne demektir: Alın beyler alın istediğiniz yerden istediğiniz kadar alın. 

            Yazımı bitirdim ama bu kez kendi kendime konuşuyorum- çıldırdım mı ne-yahu bu kadar da karamsar yazı olmaz ki diye söyleniyorum,arkasından da  “ama hepsi de doğru” diyorum. 

               Hoşça kalın. 

                                                              İLHAMİ CANDEMİR     

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak