bolununsesi
Çekin, gönderin, yayınlayalım

Olsun be aldırma Yaradan yardır... Sanmaki zalimin ettiği kârdır... Mazlumun ahı indirir şâhı... HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR... (Yunus Emre)

  • 23468 FETHULLAH İTİRAFÇISI İstanbul Türk 17.07.2009 21:54:59

    F-Tipi örgütlenmenin belgesi

    Geçenlerde Fethullah Gülen’in en yakınlarından, Cemaat’in önemli ismi Hüseyin Gülerce ekrana çıkmış ve ’Biz siyasette yokuz, hani neredeyiz, belgesi nerede’ diye konuşuyordu. Erbil’de düzenlenen Kuzey Irak’ı tasarlama toplantısının, Abant Platformları’nın, Ergenekon operasyonlarının nedense hep Cemaat’le çatışan isimleri hedef alması yeterli belge değil demek ki.

    Olsun, varsın...

    Ama dün gazetelerde yer alan küçük bir haber Cemaat’in nasıl siyasetin tam içinde yer aldığının belgesi adeta...

    Küçük bir haber olarak geçiştirilmiş, ama dünün en önemli gelişmelerinden biriydi.

    Milliyet ’Utah’lı hoca Polis Akademisi Başkanı’ diye vermiş haberi; anlayana ’yorum’ başlıkta gizli.

    Zühtü Arslan, Polis Akademisi’nin ilk sivil rektörü olarak atandı. Kamuoyu, adını AKP’nin ’sivil anayasa’ taslağından hatırlıyor.

    Milliyet’in Utah vurgusu önemli. Utah, Gülen Cemaati’nin Amerika’da en iyi örgütlendiği eyaletlerin başında geliyor. Türkiye’den pek çok Cemaat ilintili polisin yolu da Utah’tan geçiyor.

    Yakın zamanda Türkiye’ye döndürülen ve polis bünyesinde aktif görev verilmeyen Emrullah Uslu bunların en ünlüleri. Utah Üniversitesi’nde doktora yapıyordu. Emniyet kökenli isimlerin yazdığı sucveceza.com’un yazarlarından Fatih Balcı, Zaman gazetesinde yazan Şaban Kardaş da Utah Üniversitesi öğrencilerinden.

    Artık Cemaat’le bir bağı olmadığı söylenen ama eskinin sıkı Cemaat’çisi Hakan Yavuz da Utah Üniversitesi’nde öğretim üyesi.

    Cemaat ve Utah Üniversitesi ilişkisini daha evvel şöyle özetlemiştim:

    ’Utah Üniversitesi, Cemaat’in etkin olduğu yerlerden biri. Cemaat burada okumaları için öğrencilerine burs sağlıyor, onlarla beraber etkinlikler düzenliyor, paneller organize ediliyor. Cemaat’in Utah’ta organize ettiği panellerde konuşan öğrenciler sık sık Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni eleştiriyor, yabancılara karşı Türkiye’yi kötülüyor. Türkiye’nin demokratik olmadığını, inanç özgürlüğü bulunmadığı vurgulanıyor. Bunun sorumlusunun da Türk Ordusu olduğunun altı çiziliyor.’

    Polis Akademisi’nin yeni rektörü Zühtü Arslan da ne tesadüf ki Utah’taki Atlas Ekonomik Araştırmalar Vakfı için çalışmalar yaptı. Arslan’ın 2004’te ’Dinlerarası İlişkiler: Seküler ve Demokratik bir Sistemde Barış İçinde Birarada Varoluş Anlayışı’ projesi Gülen Cemaati tarafından sahiplenildi, büyük ilgi gördü.

    Arslan’ın makalelerinin Zaman gazetesinde yayımlandığını da ekleyelim.

    Yine hatırlatmak gerekiyor ki Arslan’ın bir yazısından dolayı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ şikayetçi olmuş, TESEV için kaleme aldığı ’Türkiye’de güvenlik sektörü’ makalesi yüzünden Arslan ve dört öğretim üyesi hakkında soruşturma açılmıştı.

    Bakalım, Emniyet içindeki F-Tipi örgütlenme iddiaları Utah’lı hocanın yetiştireceği yeni polis-şakirtlerle nasıl bir hal alacak.

  • 23467 Emin Keleş Mudurnu TR 17.07.2009 21:53:02

    Cemaat’te panik sinyalleri

    Bildiğimiz, bugüne kadar bize öğretilmeye ve kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan imaja göre Fethullah Gülen söylemlerinde hoşgörülü, barış ve kardeşlikten yana. Ama bakıyoruz, başta ’Gatakulli’ olmak üzere son zamanlardaki çıkışlarına, çok sert bir hava estiriyor. Barış ve kardeşliğin aksine, toplumsal kamplaşmaya katkıda bulunan bir hava estiriyor.

    Dahası, sessiz ve derinden büyüyen, kendisinden de çok fazla bahsettirmeyen Cemaat her zamandakinden daha fazla vitrinde. Özellikle Ergenekon sürecinde yaşanan dezenformasyonda, sahte belgelerin merkezlerinde bir şekilde konunun dönüp dolaşıp devlet içindeki F-Tipi örgütlenmeye gitmesi dikkat çekiyor.

    Aleni bazı operasyonlar da kamuoyunun bir bölümünde Cemaat’le ilgili soru işaretlerinin oluşmasına sebep oluyor.

    Cemaat’çi eğitim modeline karşı çıkan Türkan Saylan’a uygulanan zulmün nasıl tepki topladığı ortada. Aynı şekilde laik bir üniversite kurmak için yola çıkan Mehmet Haberal’ın gözaltı, Bedrettin Dalan’ın aranması da başka tepki çeken ve Cemaat’le ilintilendirilen olaylar oldu.

    Doğal olarak Cemaat’e karşı da bir tepki oluşmaya, sesler yükselmeye başladı.

    Bu tepki mi Hocaefendi’nin söylemlerini sertleştirdi acaba?

    Dikkat edin, bu sert söylemin yansımalarını Ergenekon soruşturmasında son zamanlarda çok sık görmeye başladık. Devletin kurumları adeta bir satranç oynuyor, birbirine düşürülüyor ve bu oyunda F-Tipi örgütlenmenin adı çok sık duyuluyor.

    Dursun Çiçek’in tutuklanması ve tahliyesi bir milattır. Türkiye’yi tasarlama girişimcilerine karşılık hukukun üstünlüğünün teyididir.

    Bu kuşkusuz birilerinin hoşuna gitmez, birilerini kızdırır. Bu tahliyeye yönelik öfkeli söylemler Cemaat’e yakın yayın organlarında var.

    Doğrusu, Hocaefendi’nin sertleşen sözleriyle birleştiğinde ancak bir panik anlamlı kılıyor bu manzarayı.

    Cemaat, eski gücüne ve etkisine sahip olmadığını, ciddi bir dirençle karşılaştığını görüp panikliyor belki de. Ergenekon davasının siyasileşmesi sürecinin kendisinden bağımsız algılanamayacağını fark edip öfke söylemine başvuruyor olabilir.

    Bakalım, bu süreç daha nelere gebe.

  • 23464 Erhan GÖKSEL Ankara Türkiye 17.07.2009 21:43:33

    TÜRKİYE İKİYE NASIL BÖLÜNÜR?

    ABD için bugünkü dünyada en büyük siyasi problem, Kuzey Irak başta olmak üzere Ortadoğu’da yeni bir harita oluşturulmasıdır. Daha doğrusu Ortadoğu’nun “yeniden-dizayn edilmesi”yle, İsrail’in güvenliğini sağlamaktır. Bu proje Clinton dönenimde başlayan, Bush döneminde devam eden ve hiç değişmeyen bir siyaset anlayışının devamıdır. Bu bölge yapılandırılırken 1 Mart tezkeresi ile Türkiye eski önemini yitirmiş, Türkler değil, bölgedeki Kürt nüfus Amerika için en önemli partner haline gelmiştir.

    ABD’nin bastırmasıyla olsa gerek; kısa bir süre önce bir tez ortaya atıldı. Ayrıca ABD’li önemli bir “Think-Tank” (düşünce) Kuruluşunun raporu da, 2012’de Musul’un Türkiye’ye bağlanabileceğini söyledi. Hemen arkasından geçen hafta, bu sefer bizzat Barzani’nin yakın çevresinden “Kuzey Irak Kürt Yönetimi”nin, Kerkük’ün Kürt yönetimine katılması, Kuzey Irak Kürtleri’nin de Musul Vilayeti ile beraber Türkiye’ye katılması türünden söylemler dışardan Türkiye’ye taşındı..

    Kuzey Irak’ın (Musul-Kerkük) Türkiye’ye katılması baştan beri Turgut Özal’ın fikriydi. Benim kendisiyle çalıştığım 1990’lı yıllarda bu onun en büyük rüyasıydı. Ancak o zaman Türkiye gerçekten masadaydı ve uluslararası politikayı da kısmen yönetiyordu. Ne yazık ki, o dönemde askerler buna cesaret edemediler ve masadan kalktılar. Özal yalnız kaldı ve Türki’ye ilk Irak Harekatını uzaktan izledi; sonuçta da bugünkü Kuzey Irak Kürt Devleti’nin tohumları atıldı. Bugün ise durum çok farklı. Bugün Türkiye ile ilgili aklınıza gelebilecek her türlü siyasal mücadele ve ülke içerisindeki çatışmalar “Uluslararası Siyaset”in, “Uluslararası Güçler”in mücadelesinden dolayı ortaya çıkıyor. Ülke içindeki ulusal güçlerle onlara karşı olanların mücadelesi değil bugün yaşadıklarımız. Özal dönemi ile bugünün farkı işte budur.

    BÖLÜNMENİN ÖNÜ AÇILIR

    Bugün Uluslararası Güçler’ce ortaya atılan bu önemli tez; yani, Kuzey Irak ve Musul’un bize katılması tezi, bize çok sıcak görünüyor. Çok sempatik geliyor. Musul’un Türkiye’ye katılmasının bir tek anlamı vardır. O da; Lozan’ın ortadan kalkmasıdır. Zaten Lozan Amerika Birleşik Devletleri tarafından imzalanmamıştır ve kabul edilmemiştir. Bu konu bizim ders kitaplarımızda hiç bahsolunmaz. Bizim Necip Türk medyasının da bilmediği için hiç bahsetmediği bir konudur bu. ABD ,Lozan’ı ve Türkiye’nin varlığının siyasi tescilini asla tanımamıştır.

    Eğer biz Musul’u alırsak, bir anlamda üniter yapımızı değiştirmiş oluruz. Özetle; biz Lozan’ı lağvettiğimiz zaman, yarın Musul ve Kerkük dahil Kuzey Irak, Türkiye’ye katılırsa, fiilen Lozan ortadan kalkmış olur ve Lozan kalktıktan sonra da, belki bir 10 yıl içerisinde bizdeki Kürt bölgelerini de içine alacak şekilde bir parçalanmanın da önü açılır. Yani, Türkiye Cumhuriyeti’nin Misak-ı Milli sınırlarında herhangi bir değişikliğin olması demek, Lozan’ın geçersiz kalması demektir. Lozan geçersiz olursa, ilk etapta bu bir büyüme gibi görünse de, daha sonraki süreçte Türkiye’nin farklı federasyonlara ve sınırlara bölünmesinin, bu konudaki siyasi dayatmaların da önü açılmış olur.

    Bugün Türkiye’nin bölünmesini engelleyen en önemli şey Lozan’dır. Lozan, Türkiye’nin varlığı ve bütünlüğünün yegane teminatıdır ve Amerika dışında, bütün devletlerin, uluslararası platformda “siyaseten mutabakatla” kabul edilmiş bir anlaşmadır. İlk anda bize çok sıcak gelen bu Kuzey Irak “ilhakı”, aslında Türkiye’nin parçalanmasının pratik ve en etkili yoludur. Böyle bir gelişme ile Türkiye büyük bir tehlikenin içine girmiş olur.

    TÜRKİYE LOZAN’I KENDİ ELİYLE LAĞVEDERSE; YOK OLUP GİDER

    Türk Milleti ve Necip Türk Medyası, maalesef gerçekleri iyice anlayamaz hale geldi. Bundan 2 ay önce Nisan ayında ABD Başkanı Obama geldi,. Biz onu, bir Demokrasi havarisi edasıyla izledik. Meclis’de bir konuşma yaptı. Açıkça Başbakan ve Milletvekillerinin gözü önünde, Türk siyasetine ABD’nin buyruklarına adeta dikte etti. Ermeni meselesi ile ilgili açıkça “Ermeni Soykırımı” dedi. “Patrikhaneyi açacaksınız” dedi. “Ermenistan sınır kapısını açacaksınız, Kıbrıs Rum kesimi’ne limanlarınızı açacaksanız” türünden sözler söyledi. Koskoca Türkiye önünde bunları adeta dikte etti; medya ve milletvekillerimiz de bu konuşmayı ayakta alkışladı.

    TÜRKİYE’DEKİ SİYASİ MÜCADELE ULUSLARARASI GÜÇLERİN PLANLARIDIR

    Şurası iyi anlaşılmalıdır: bu ülke içindeki siyasi mücadele, artık “Ulusal Siyaset”in mücadelesi olmaktan çıktı, dışarıdaki güçlerin, yani “Uluslararası Güç Merkezleri”nin Türkiye üzerindeki planlarının, hesaplaşmalarının mücadelesi oldu.

    Kısacası Türkiye bugün, Turgut Özal’ın moda tabiriyle bir “Transformasyon”un öncesindedir. Hatırlarsanız bundan 15 gün önce “Ekim ayında dünyada ikinci büyük bir ekonomik kriz dalgası geliyor ve bu kriz Türkiye’ye yansıyacak” demiştim. Türkiye iktisadi bir buhrana doğru hızla sürükleniyor. Uluslararası Güçler’in Türkiye üzerine mücadelesine; bir de ekonomik buhran eklendiğinde, gelecek transformasyon (dönüşüm), Türkiye’deki bütün siyaseti, AKP, MHP, CHP dahil mevcut siyaseti silip süpürecektir.

    ABD, TÜRKİYE’NİN ZAYIFLAMASINI İSTİYOR VE YENİ MUHATAP ARIYOR

    Amerika’nın Türkiye’ye bakışını iyi okumak gerekir. Son zamanlarda şunu görmeye başladım; Amerikalılar, Türkiye’de yeni bir muhatap arıyorlar ve bugünkü siyasi çıkmazın üstüne iktisadi buhran da eklendiğinde, çok kolaylıkla Türkiye’de bir muhatap bulacaklardır. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın.

    Sürekli konuşuyoruz; “Tencere sürekli fıkırdıyor, henüz kaynamadı”. Yok Musul meselesi, yok anayasa değişikliği, yok Ergenekon, yok asker-sivil yargı meselesi..., bütün bu konularda konuşulanların hepsi aslında tali, izafi sorunlardır; yani ikincil meselelerdir. Türkiye’nin birinci meselesi iktisadi meseledir. Yani Türkiye’nin “varlık” meselesidir. Ne yazık ki, hiç kimse asıl mesele ile ilgili değil.

    “TRANSFORMASYON” ÖNCESİ DAİMA EKONOMİK KRİZ OLUR

    Her buhran, arkasından bir “Transformasyon”u da (dönüşümü) beraberinde getirir. Bir “Dönüşüm”ün olabilmesi için öncesinde bir buhran yaratılması gerekir. 1958’de develüasyon oldu, 1960’ta da devrim (darbe) oldu. Unutmayalım;1980’de de devalüasyon oldu, bunu da askeri darbe izledi.

    ABD’nin uluslararası siyasette son 60 yıldır, yani II. Büyük Savaş’tan beri uyguladığı “stratejik” ve “diplomatik” bir yol vardır; “ABD Müesses Nizam”ı için genel kural şudur: Uluslararası mücadelede en önemli müttefikinizi, en önemli partnerinizi, onun elinin en zayıf olduğu anda yakalamanız gerekir. Amerikan Diplomasisi, yani Dış Siyaseti bu teorinin üzerine kuruludur. Çünkü karşınızda müttefik olarak partneriniz olan kişinin elini zayıflatırsanız, onunla istediğiniz şartlarda ortaklık yaparsınız; yani özetle onu yönetirsiniz.

    Önümüzdeki yakın dönemde yaşayacağımız, iktisadi krize eklenmiş, hemen onun arkasından gelecek bir siyasi krizde, ABD “yeni bir rejimin” önünü açacaktır. Bu rejimden kastım kesinlikle “darbe” değil.

    Evet, ABD’nin geçmişte Türkiye’deki en büyük partneri Ordu olmuştur. Ancak bugün TSK’nın çok zayıf bir noktaya düşürülmüş olması da, ABD’nin düzenlemeye çalıştığı yeni “Transformasyon” için hiç de raslantı değildir.

    EN BÜYÜK PARTİNİN YÜZDE 20 OY ALDIĞI, KOALİSYONLARLA YÖNETİLEN BİR ÜLKE, ABD İÇİN EN KOLAY YÖNETİLECEK ÜLKEDİR

    Ekim-Kasım’da Amerika’da ve Küresel Kapitalist Dünya’da başlayacak ikinci iktisadi krizin Türkiye’ye yansıması ilk dalgadan daha büyük olacak diye iddia ediyorum. Çünkü, AKP Hükümeti durumun farkında bile değil; adeta birileri İş Dünyasının, Medyanın ve Hükümetin de gözünü bağlayıp, manüple ediyorlar diye düşünüyorum. Kasım ve Aralık’ta bu kriz Türkiye’ye yansıdığı zaman, örneğin; önümüzdeki Haziran’da, yani 6 ay sonrasında Türkiye’de bir seçim olsa, AKP dahil hiçbir partinin yüzde 20 alamayacağını görebiliriz. 4 partinin yüzde 20 ile seçim kazandığı ve iktidara ortak olduğu bir koalisyon, bir “Süper Güç” için en çok istenen durumdur. Böyle bir koalisyon ABD tarafından çok kolay yönetilecek “güçsüz” bir koalisyondur. Böyle koalisyonla yönetilen bir ülkade ayrıca, siyaset dışı “Güçler” de yeniden güçlenir ve Hükümet üzerinde bir baskı gücü olarak devreye girer.

    Bu nedenle Türkiye için malesef önümüzdeki dönemin son derece sıkıntılı geçeceğini düşünüyorum. ABD’nin Türkiye’deki güç merkezlerine güclerini kaybettirerek, ülkenin en zayıf düşürüldüğü noktada, Türkiye için planladığı “transformasyon”u dayatabileceğini söyleyebilirim.

    Tüm bunlar, Ortadoğu’da haritaların yeniden çizilebilmesi için, ABD’nin başlıca düşmanı olan “İran – Hizbullah – Taliban” üçgeni ile “Centcom” denilen Çin’den Türkiye’ye kadar uzanan bu bölgedeki tüm ABD karşıtı akımlar ve ayrıca Çin’in müttefiklerini zayıflatmak adına yapılıyor.

    Bütün bu coğrafyada yakın gelecekte dönüştürülecek (transformasyon) müttefik olan Türkiye’ye; ABD tarafından bir dominant rol biçiliyor.

    Altını çizerek söylüyorum, ABD’nin, Ortadoğu’da Türkiye’ye atfettiği birinci öncelik, Kuzey Irak’ta kurulacak bir “Kürt Devleti”ne, Türkiye’nin asla gölge etmemesi görevidir. Amerika için Türkiye’ye atfedilen ikinci önemli rol ise, soğuk savaş dönemindeki “müttefiki Türkiye” gibi; her dediğini yapacak yeni bir rejimin önünü açmak olacaktır

  • 23463 Yalçın Aksay Ankara Türkiye 17.07.2009 21:40:21

    Fethullahçı örgüt

    Türkiye’nin normalleşmesinin önündeki en büyük engel; normal olmayan grupların devleti yönetmeye kalkmasıdır. Bu grupların başında da Fethullahçı örgüt geliyor.

    Hatırlayınız; Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 14 Nisan’da İstanbul Harp Akademileri’nde basın mensuplarına kapsamlı bir açıklama yapmıştı. Türkiye’yi ve dünyayı yorumlayan o akademik konuşmasında Sayın Genelkurmay Başkanı; açıkça Fethullah Gülen çevresinde oluşan örgütü (cemaati) hedef almıştı.

    Ticaretten basına, her tezgahta bezi olan ve bütün gücünü de siyasileri yönlendirmekten alan bu örgüt; TSK’nın bu tavrına karşı nihayet cevap verdi: Geçen günü; Fethullahçıların beslediği casus gazetesi Taraf’ta oyun dışa vuruldu: Güya; Genelkurmay Harakat Dairesi’nde bir plan hazırlanmış. Bu plana göre hükümetin ve Gülen grubunun faaliyetlerine son verilecek imiş. Bunun için komplolar düzenlenmesi de kararlaştırılmış. Bu plan hem de 29 Nisan’da yapılmış.

    İşin inanılması güç yönü de şu: Bu belge, Ergenekon davasından tutuklu Serdar Öztürk’ün ofisinde ele geçirilmiş. Öztürk’ün avukatı Hasan Gürbüz ise şöyle demiş: ’Önümüzdeki günlerde görevli subayların hatta generallerin gözaltına alınmasına altyapı oluşturmak için cemaatçi yapılanma, belgeleri müvekkilimin bürosuna koydu.’

    Görüldüğü üzere; bir aptal bile böyle sıkı soruşturma ve dinlemenin yapıldığı şu ortamda böyle komplo belgelerini ofisinde bulundurmaz. Bulundurur ise; bu durum; o kişinin de TSK’ya karşı komploda kullanılan bir ajan olduğunu gösterir.

    HÜKÜMETİ YANLARINA ÇEKMEK AMACI

    Gördüğünüz gibi; Genelkurmay Başkanı onları hedef alınca Fethullahçı örgüt, Genelkurmay Başkanlığı’nı zan altında bırakacak bir operasyon yapıyor. Bunu yaparken de Ak Parti hükümetini yanlarına çekecek bir senaryo yazıyorlar. Güya hedef hükümettir de bu arada hükümetin koruyucusu olan Fethullahçı örgüt ortadan kaldırılmak istenmektedir.

    Bunlar; kendilerini hükümet ile eş düzeyde görecek kadar işi azıtmış bulunuyorlar. Darbe planları yapılıyormuş gibi senaryolar oluşturup hükümet üzerinde baskı kuruyorlar. Böylece de garimeşru yapılarını hükümetin meşru varlığı ile eş hale getirmeye çabalıyorlar. Bunun için de televizyonlardaki,gazetelerdeki adamlarını kullanıp hükümeti etkilemeye çabalıyorlar.

    Halbuki Genelkurmay Başkanı Sayın Başbuğ; bizzat açıkladı: TSK içinde antidemokratik unsurlar barınamaz; barınmasına izin verilemez.

    Elbette ki hükümeti antidemokratik yollardan devirmek hevesinde olan bir yapılanma var ise; bunu hoş görmek de mümkün değildir.

    İSTİHBARATÇI FETHULLAH GÜLEN

    Bu son olayı doğru algılayabilmek için Fethullah Gülen’in ABD-İsrail gizli örgütleri ile bağlantısı olduğunu ihtimalini bilmekte yarar vardır. Fethullah Gülen’in istihbarat örgütleri ile ilişkisini 2007 yılında dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek dolaylı olarak dile getirmişti.

    2 Nisan 2007 tarihinde Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan; Sayın Çiçek’le yaptığı bir konuşmayı aktarmıştı. Bakan Çiçek; ’Bu cemaat de çok olmaya başladı... El attığı bütün işlerden biz zararlı çıktık’ demiş ve eklemişti: ’Fethullah Hoca istihbarat işlerine meraklıdır. Ama onun merakı yüzünden olan bize oluyor.’

    İşte; sıradan vatandaşın bir din adamı sandığı Fethullah Gülen böyle bir insandır.

    Fethullahçı örgüt tipindeki yapılar; siyaset üzerinde baskı yaratarak ve sanal çatışma üreterek ayakta kalırlar. Biliyoruz ki örgüt; gazeteleri, televizyonları; üniversiteleri şiddetle etkiliyor. Örgütün beslediği sahte solcular da (Başta Altan kardeşler ve kurye Hasan Cemal olmak üzere) tantana kopardılar.

    Benim iddiama göre bu son olay, ordu ile hükümeti çatıştırmak üzere düzenlenmiş bir komplodur. Eğer dediğim çıkarsa; Başbakan Erdoğan birçok konuda örgüt tarafından tuzağa düşürülmüş olduğunu düşünmek zorunda kalacaktır.

  • 23462 Nevzat Yılmaz Gerede Bolu 17.07.2009 21:36:56

    Orduya karşı silahsız savaş

    Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un açıklamaların özeti şudur: Türkiye’de belli odaklar; Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı değişik yönlerden psikilojik bir saldırı yürütmektedir.

    Bu saldırının gereği olarak piyasaya sahte belgeler sürülmektedir. Amaç, TSK’nin görevini yapamaz hale getirilmesidir. Bu açıdan bakınca; darbe tartışmalarının altında; aslında Türkiye’nin savunma gücünü zayıflatmak isteyen bir zihniyetin yattığını görebiliyoruz.

    Önce bir gerçeği hatırlayalım: TSK; sadece dış saldırılara karşı görev yapan bir kurum değildir. TSK’ya anayasa ve yasalar; Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerini korumak ve kollamak görevini de vermiştir. Yani; TSK; Türkiye Cumhuriyeti’nin iç eylemlerle yıkılmaya kalkışılması karşısında bunu engellemekle de görevlendirilmiştir. Nasıl ki terör yoluyla rejimi değiştirmeye veya yıkmaya kalkışanlarla mücadele etmek; yasama ve yürütmenin işiyse; aynı zamanda TSK’nın da işidir.

    Türkiye’de rejimi silah kullanmadan da değiştirmeye kalkışanlarla mücadele etmek görevi; TSK’nin görev sınırları içine girmektedir. Elbette ki bu görevini yürütürken hükümetin ve Meclis’in denetiminde ve yasalarla sınırlı olmak şartıyla...

    Türkiye’de son yirmi yılda iç tehditi oluşturan iki önemli odaklanma ortaya çıktı: Birisi; cumhuriyet rejimi yerine şeriatçı bir rejim getirmeye çabalayan teokrasi yandaşlarının hareketidir. Bunlar kutsal din duygusunu istismar ederek alt katmanlar arasında hızla örgütlendiler.

    Diğer tehlike ise bölücü terör eylemleridir.

    TSK; yasal sınırlar içinde bu tehditleri ortadan kaldırmak için mücadele yürütmüştür; yürütecektir de...

    İşte; TSK’nın anayasadan, yasalardan aldığı bu görevi yapması; son yıllarda darbe girişimi gibi gösterilerek püskürtülmek isteniyor.

    Bunun için de bazı televizyon kanalları ile bazı gazeteler kullanılıyor...

    ORDUYA SALDIRANLAR KİMLER?

    - Türkiye Cumhuriyeti’nin yerine bir din devleti kurmak isteyenler var. Bunlar; çöküp gitmiş Osmanlı Devleti’ni yeni dünya için modelmiş gibi göstermeye uğraşıyorlar. Yeni Osmanlıcılar diyebileceğimiz bu zihniyettekiler; cumhuriyet rejiminin yerine dinsel ağırlığı olan bir devlet istiyorlar. Bugün bakan olan Prof. Ömer Dinçer; 1994 yılındaki bir makalesinde; artık cumhuriyetin laik, çağcıl özelliklerinin modası geçtiğini ve bunun yerine İslami yapıda bir devlet kurulması gerektiğini yazmıştı.

    - Kendilerine liberal demokrat diyen ve uluslararası sermaye ile ilişkileri bulunan patronlarca beslenen bazı aydınlar da bu cumhuriyetin yerine ikinci bir cumhuriyet kurulması gerektiğini; Prof. Ömer Dinçer’in üslubuyla dile getirdiler; getiriyorlar.

    - Bölücü Kürtçüler de aynı yaklaşımı ileri sürüp federasyondan söz ediyorlar.

    Bu üç ayrı güç; Türkiye Cumhuriyeti’ni değiştirmek için:

    - Cumhuriyetin kuruluş ideolojisine

    - Bu ideolojinini yaratıcısı ve sembolü Kemal Atatürk’e

    - Bu ideolojinin koruyusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saldırıyorlar...

    Türkiye’nin AB’ye sokulması sürecinde bu saldırı daha da şiddetlendi. AB yöneticileri; Türkiye’nin AB’ye girişinin önünde Kemalist ideolojinin engel olduğunu açıkladılar. Bunlar; hazırlattıkları Türkiye raporlarında sürekli olarak ’Türk ordusunun toplum içindeki saygınlığı kırılmalı; ordunun etkisi azaltılmalıdır!’ diye taleplerde bulundular.

    Türk Silahlı Kuvvetleri ile mücadele edenlerin içine; arkasına ABD’yi ve sermaye gruplarını da alarak büyüyen Fethullahçı örgüt de girdi. Bunların bugün Türkiye’de gazeteleri, televizyonları kontrol ettiğini herkes biliyor. Hatta bunlar; ABD ve İsrail’in de desteği ile Taraf isimli bir gazete kurdular ve buraya; TSK’yı yıpratacak sahte belgeler sızdırarak saldırılarını artırdılar. Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un dün değersiz bir kağıt parçası dediği son sahte belge de savcılardan önce buraya verildi... Yani, demokrasi mücadelesi veriyormuş gibi gözüken bu odak; tam bir sivil casus örgütü gibi çalışmakta ama hükümet bunlardan hiç kuşkulanmamaktadır...

    Ayrıca şunu da belirtelim ki İnternet’in kalbi ABD’dir ve bu hattı kullanan her kişinin, her birimin içine dışarıdan sızmak mümkündür... ABD’de Utah’ta çekirdek kadro kuran Amerikan İslamcısı Fethullahçıların bu işte parmakları olabileceğini daha önceden yazmıştım. Hükümet; bu sahte belgelerle korkutulmakta; ordu ile çatışması kışkırtılmaktadır... Başbakan Erdoğan’ın artık daha makul biçimde düşünme zamanı gelmiştir.

    TSK’yı hedef alan bu uluslararası örgüt ortaya çıkartılmadan; ülkemizde darbe ve demokrasi tartışmalarının sonu gelmeyecektir.

  • 23461 Cumhur Bolu Türkiya 17.07.2009 21:33:49

    AKP’nin altına gizlenen odaklar

    Cumhuriyetle savaşanlar; AKP hükümetinin arkasına saklanarak kendilerine yeni alanlar kazandılar.

    Bu tespitimin AKP’lileri kızdırmaması gerek... Ben; AKP; Türkiye Cumhuriyeti ile mücadele ediyor; demiyorum... Bu konuda çekincelerim olmakla birlikte; sorun AKP’yi aşıyor.

    Tespitimizi yeniden açarsak: Cumhuriyet rejimi ile en başından beri sorunu olan odaklar; kendilerini AKP şemsiyesi altında gizliyorlar ve buradan güç ve meşruiyet alarak savaşı sürdürüyorlar. AKP kurmaylarının bu gerçeği artık görme zamanları gelmiştir.

    O ODAKLAR HANGİLERİDİR?

    1.odak: Türkiye Cumhuriyeti haçlı emperyalizmine (büyük tefeci sermayeye) karşı verilen savaşla kuruldu. Cumhuriyeti kuran kadronun lideri Mustafa Kemal olduğundan; emperyalizm karşıtı güçlere Kemalist; bunların ideolojisine de Kemalizm denildi. Kemalizm; ezilen halkların haçlı emperyalizme direniş sembolü haline geldi. Türklerin Avrupa ve Anadolu’dan Asya içlerine sürülmesi eylemini de Kemalizm engelledi. Bu yüzden Batılılar; Kemalizmle hesaplaşmayı daha Lozan Antlaşması sırasında bile Lord Curzon’un ağzından dile getirdiler. Bugün de Avrupa Birliği’ne giriş için Türkiye’den Kemalizm ile mücadele etmesi istenmektedir.

    İşte batılı sermayenin Türkiye’deki acentaları; bu mücadelede Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında değil karşısında konuşlandılar. Bunların eline geçen basın yayın organları da cumhuriyetle hesaplaşmayı; demokrasi mücadelesi göstererek yürütüyor. Daha 1990’ların başında ’Bu cumhuriyet ömrünü tamamladı, 2. Cumhuriyet kurulmalı!’ diye yazanlar (Mehmet Altan ve benzerleri) batılı sermayenin basına yerleştirdiği bu tür sivil ajanlardır.

    Kendilerine liberal demokrat diyen bu kişiler; Türkiye’de devlete karşı savaşlarını; AKP’nin yanında durarak götürüyorlar. Parti de bu durumdan faydalanıp kendisine yeni alanlar açtığından al gülüm ver gülüm devam ediyor.

    2. odak: Osmanlı Devlet sistemini bugün için yeniden gündeme getiren ve sistemi din üzerinde şekillendirmeye çalışan ekiptir. Bunların teorisyenlerinden Ömer Dinçer (Şu an bakan konumundadır) 1994’te cumhuriyet rejimi yerine İslami bir yapının gelmesini isteyen makale yazmıştı. Geleneksel tarikat yapısının yerine siyasi cemaatler oluşturma (Fethullahçılık örneğinde olduğu üzere) amacındaki bu çizginin AKP içinde etkisi oldukça fazladır.

    3.odak: Bölücü Kürtçülük: Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlerin devlet olma hakkını gasp ettiğini iddia etmekteler. Kürt devleti kurma amaçlarını da demokrasi mücadelesi gibi gösteriyorlar.

    Böylece; Kürtçüler; siyasal dinciler, batının sivil ajanı liberaller; aynı amaç çevresinde birleşmektedirler. Bunlar; kendilerine AKP’yi koruma kalkanı yapmış bulunuyorlar. Böyle olunca da AKP; cumhuriyetle mücadele eden bir parti gibi görünmektedir.

    Bu üç odağın yanına; azınlıkların Rum kanadını da koymak gerekiyor. Fener Rum Patrikliği; İstanbul’un Bizans Devleti’nin başkenti olduğu hayali içindedir ve burayı Türkiye Cumhuriyeti’nin bir parçası gibi kabul etmeyi hazmedememektedir. Bu ekümeniklik iddiası ve papaz okulunun İstanbul’da açılması inadı; buradan kaynaklanır.

    Son zamanlarda ordu ile hükümet arasında yaşanan gerilim de işte bu odakların AKP içindeki etkisinden kaynaklanıyor.

    Hükümetin kendisini bu odaklara dayayarak meşrulaştırma gayretine girmesi de son derece yanlıştır. Çünkü; bu 4 odak; bu milletin rakibi veya düşmanı durumundadır. AKP; millet düşmanları ile arasına set çekmezse; tarihe karışan partiler listesine girmekten kurtulamaz.

  • 23460 Murat Bolu Türkiye 17.07.2009 21:29:35

    Soytarı siviller

    Onları tanımazsınız. Lakin; hükümet yandaşı gazetelerde ikide bir haberleri çıkar. Bunlar, kendilerine ’Genç Siviller’ adını veren birkaç gericidir.

    Güya sivil hareketi yaymak amacıyla çalışırlar. Lakin yaptıkları; sivil hayatı bitirecek işlerden ibarettir.

    İktidar ne isterse onu yapan bir grubun sivil olması mümkün müdür?

    Nasıl askeri darbe sivilliğin karşıtı ise; iktidarın tahakkümü de sivilliğin karşıtıdır. İktidarın borazanlığını yapanların sivil olması da mümkün değildir.

    Türkiye işte böyle bir çürüme yaşıyor.

    Fethullahçı örgüt; işe diyalog ve hoşgörü gibi saygın değerleri kullanarak başladı. Bunlar, giderek demokrasi, hukuk gibi bütün kutsalları kuşattılar. Kendi amaçlarına ulaşacak kaldırım taşı haline getirdiler bu değerleri. İşte Genç Siviller denilen iş de bu Fethullahçı örgütün bir dalı...

    Ne zaman ki yargı hükümetin işine gelmeyen bir karar verse bu soytarı siviller ortaya çıkıp poz veriyorlar...

    Gericiliğin üstüne sivillik elbisesi giydiren bu numaracıları iyi ki benden başka önemseyen çıkmadı...

  • 23459 RIZA ZELYUT İstanbul Türkiye 17.07.2009 21:27:21

    Eğitimi çökerten Hüseyin Çelik’tir

    Bir ülkeyi yükselten de batıran da o ülkedeki eğitim sistemidir.

    Osmanlı Devleti; bir zamanlar dünyaya hükmeder hale geldi ise; başlangıçta eğitime verdiği önem vardır...

    Peki ne zaman çöküşe geçti o imparatorluk?

    Bence; 1548 yılında...

    O tarihte; İstanbul’daki huzursuzlukları bahane eden bazı din adamları; padişah Kanuni Sultan Süleyman’a ’Bu olayların sebebi din işlerini ikinci plana atmamızdır!’ dediler. Çözüm olarak da o dönemin üniversiteleri olan medreselerden akli bilimleri (olgucu/pozitif bilimler) attılar. Matematik, fen, tıb, astronomi, coğrafya gibi derslerin yerini nakli ilimler aldı ve fıkıh, kelam, hadis vb... dersler, üniversitelerimizin temel dersleri oldular.

    Peşinden ulema (dönemin alimleri) beşik ulemasına çevrildi ve doğuştan profösörlük gibi bir dogmatik yol bile icat edildi.

    Okullardan aklı ve deneyi atan Osmanlı gerilerken; bunun tam aksine bir yola giren (Yani kilisenin dogmalarına karşı çıkıp deney ve aklı kılavuz edinen) Batı hızla ilerledi ve biz Türkleri geçtiler.

    Geçenlerde bir haberde gördük ki ilahiyat fakültelerinde sosyoloji, psikoloji, mantık gibi derslerin okutulmasına karşı çıkılmış; bunların yerine Kanuni zamanında olduğu üzere nakli ilimler (takrara dayalı, aklı ikinci plana atan geleneksel din bilgileri) istenmiş...

    Anladınız değil mi... Geldiğimiz nokta; din adına devleti ağır ağır batırma noktasıdır...

    BÜYÜK SINAV GÖSTERDİ

    Okullarımızın hızla medreseye çevrildiğini; yapılan sınavlarda elde edilen sonuçlar ortaya koyuyor. Öğrencilerimiz deney, araştırma, laboratuvar şartlarında yetiştirilmiyor. Milyonlarca gernç, ülkemizi yarın yönetecek olan beyinler ezberciliğe itekleniyor. Bunların 30 bininin üniversite giriş sınavında bir soru bile çözemeyecek durumda bulunması eğitim sistemimizin tıkandığını gösteriyor. Düşünün ki yüz sorudan beşini cevaplayan bile başarılılar grubuna alınıyor ama yine de bu başarıya ulaşamayan on binlerce lise mezunumuz var.

    Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik okulları; din eğitimi almış; gerçek öğretmenlik formasyonu bulunmayan kişilerin ellerine ve tekeline teslim etti. Partizanlık; eğitimin önüne geçirildi. Öğrencilere modern yöntemlerle yaklaşmak yerine, onlara kılık kıyafet serbestliği vererek göz boyayan bu anlayış sonucunda; karşımıza işsiz güçsüz, bilgisiz, aynı zamanda gelenek-görenek bilgisi de bulunmayan iki arada bir derede gençlik yığınları çıkıyor.

    Düşünün ki bu öğrencilerin üçte biri; dünyayı ve olayları doğru anlamak için fen bilimlerine ihtiyaç olmadığına ve din bilgisinin yeteceğine inanıyor...

    Çocuklarımızın bu yargısı ile Kanuni Süleyman zamanındaki tutucu alimlerin tavrı birbirine ne de çok benziyor.

    Bir kitap bile okumayan; bilgisayarla oyalanmayı modernlik sanan; cep telefonuna tapan; bütün milli değerlerini ayaklar altına alan bir gençlik yetiştirip bunu modernlik sanan bir bakanın ürünü bu manzara... Hüseyin Çelik; okulları medreseye çeviren sistemi 7 yıl boyunca bir ağ gibi işledi. Eseriyle istediği kadar övünebilir...

    Yeni bakan Nimet Çubukçu’nun işi gerçekten zor. Öğrencilerin kıyafetleri ile uğraşmayı bırakıp öğretmen yetiştiren okullar kurmayı düşünmesini öncelikle öneriyorum. Ayrıca sanatla, bilimle ilgilenmeyi teşvik eden bir müfredat geliştirilmelidir. Test kitaplarının yanına sanat-edebiyat kitaplarını da koyan bir öğrenci kitlesi yaratabilirsek, eğitimde başarıyı yakalamış oluruz.

    Sayın Nimet Çubukçu. Lise öğrencilerine mutlaka milli heyecanlar ve hedefler vermelisiniz. O tür idealleri olmayan öğrenciler; okumayı da ülkeye yararlı olmayı da pek ciddiye almazlar. Eski Bakan; okullarda bu tür hedefleri, heyecanları yok eden bir yönetim kadrosu kurdu. Sorunu sadece öğrenci ile sınırlayıp yöneticileri görmezden gelmek; eğitimin bu çürümüşlüğünü sürdürmek demektir.

    Bakalım Sayın Çubukçu, Hüseyin Çelik’in yıktıklarını onarabilecek mi?

  • 23458 HABERCİ Bolu BOLU 17.07.2009 21:07:40

    UYKUDALAR...

    İşsizlik, zam ve fındık ile AKP medyası!

    Totaliter rejimlerde medya Pravda hüviyetlidir. Medya yönetime sürekli şakşak yapar. Kazara yanlış bir şey yazan olursa yazanın o gün bileti kesilir. Türkiye’deki AKP medyasının pardon Pravdalarının durumu budur. Delil mi?... Bırakın geriye gitmeyi dünkü AKP’li mevkutelere bakın. İşsizlik sosyal barışı tehdit eder oranda yükseliyor, tek bir yorum ve eleştiri yok. Benzin zammı can yakıyor, yine öyle. Keza fındık üreticisi idam sehpasına çıkarıldı, gören ve yazan yok... Yazılanlar ise aylardır hep aynı şeyler, Ergenekon ve darbe mugalataları... Komik olan bu Pravda görevlilerinin kendilerini demokrasi ile ambalajlamalarıdır. Yahu, sizin şahsi iradeniz var mı ki demokrasi kahramanlığını oynuyorsunuz? Arada bir nadiren aykırı ses çıkaran oldu mu, Ahmet Taşgetiren misali ya hemen kovuluyor ya da Fehmi Koru misali parti kongrelerinde hedefe oturtuluyor... Yalan mı?...

  • 23457 SEBAHATTİN ÖNKİBAR - YENİÇAĞ G Ankara Türkiye 17.07.2009 21:06:37

    TEŞVİK Mİ GÖRDÜ...

    Valinin söylediğini general tersinden söylese neler olurdu?

    Adam siyasi değil vali, yani siyaset üstü ve devleti temsil ediyor. Hal bu iken siyasetçilerin bile söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri söylüyor. Peki kim midir bu isim? Bolu Valisi Halil Akpınar’dır. Halil Bey kısa bir süre önce Abant toplantılarında, “Darbecileri yargılayıp hapse atalım” demiş ve kamuoyundan tepki almıştı. Aynı vali şimdi bakın neler söylüyor: “MGK, Askeri Yargıtay kaldırılsın. Genelkurmay MSB’ye bağlansın” Evet bunu söyleyen AKP döneminin valisi... Belli ki Vali Bey’in Abant’ta söylediği sözler sonrasında değil ikaz almak, teşvik görmüş olacak ki arkasından böyle sözleri edebiliyor... AKP’nin ülkeyi getirdiği yere bakar mısınız? Böyle valiler ancak parti devleti modelinin hükümran olduğu Milli Şef döneminde görülürdü... Benzer siyasi bir ifadeyi bir general yapsa kıyamet koparılmaz mıydı?

    17.07.09

  • 23456 ali sungur bolu türkiye 17.07.2009 19:38:14

    Bunlar ne biçim muhalefet, Yener Bey yanlış mı söylüyor ki parti olarak yanında durmuyorsunuz. Bu bolusporun sorunu değil ki bu usulsüz yapıldığı idda edilen kızılay binasının sorunu hadi Necip bey le yener bey arasında durmayın ama bu binanın yapılışı şartlara uygun değilse muhalefet etsenize. Haksızlıkları ortaya çıkarsanıza.

  • 23455 Gerçek Bolu Türkiye 17.07.2009 19:09:31

    Beyler. Tıp fakültemizin ismini doğru olarak yazın. Tıp Fakültesi Araştırma ve uygulama MERKEZİ. Neden mi değişti? İtfaiye teşkilatından gelme şahsın atanabilmesi için. Bununla ilgili Sn. Vekilimiz Fatih Metin beyin şalterleri atıyormu acaba. Bununla ilgili Bolu Etik Kurul Başkanı! vali yardımcımız Sn.Cemal Yıldızer’den açıklama bekliyoruz. Sn. Valimizden, vekillerimizden, Belediye başkanımızdan, özellikle Vakıf mütevelli heyetinden. HODRİ MEYDAN.

  • 23454 Bolu’lu Bolu Türkiye 17.07.2009 19:03:35

    Sn. Valimizin demokrat konuşmaları idealist görünümü, yaptığı keyfi harcamaları ile pek örtüşmüyor. Ne dersiniz. Millet krizle mücadele ederken 4x4 ler ne oluyor ve ithal araçlar neyin nesi?

  • 23453 boş hekimlik bolu Türkiye 17.07.2009 17:54:41

    Gün olur oraya öyle bir başhekim gelir ki, Bolunun da Bolulunun da hakkını verir. Az kaldı!

  • 23452 Murtaza Belen Bolu Türkiye 17.07.2009 17:30:10

    Günlerdir Bolu Valisiyle ilgili haberleri okuyoruz. Valilik makamı ilde devleti temsil etmektedir ve her kesime eşit mesafede olmak zorundadır. Valilik makamında bulunanların böyle siyasi içerikli görüşleri beyan etmeleri, belli bir kesimin görüşünü dile getirmeleri ve siyasi yönü belli toplantılara katılmaları doğru değil. Vali bey dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda da düşüncelerini açıklasa memnun oluruz.

  • 23451 serpil özyaman bolu türkiye 16.07.2009 19:46:49

    Vatandaşın sesi başlığı ile yazılmış olan yazıya itafen yazıyorum. Beypiliç şirketinin eğitime yatırım yapması güzel tabiki ama keşke Bolu’ya yapsa bu yatırımları daha da çok sevinirdik. Sayın milletvekinin bu tarz konuşması elbette çok yanlış ama AKP milletvekilleri ve başkanının konuşma tarzı bu "ananınıda al git" diyen bir başbakanın milletvekilinin böyle konuşması normaldir bence Saygılarımla...

  • 23450 serpil özyamana destek bolu tr 16.07.2009 19:05:57

    Gölcüğe pikniğe gelen insanlardan alınan paranın karşılığını hizmet olarak verin. Tuvaletler leş gibi. Çöp kutularının etrafı yine öyle. O hoparlörler hemen kapatılmalı. O anonslar yapılırken, İnsanlar kıs kıs gülüyor. Bir Bolulu olarak açıkcası yerin dibine geçtim. Türkçe özürlü, konuşma özürlü gereksiz kişileri oturtmuşlar anons yaptırıyorlar. Bıraksınlar anonsu temizlik yapsınlar çevreyi güzelleştirsinler. Ya da anonsa "daş düşebülü, ayı çıkabülü, gar yağabülü" yü de eklesinler.

  • 23449 Boşhekimlik Bolu TC 16.07.2009 15:49:34

    İzzet Baysal Tıp Fakültesi Uygulama Hastanesinde Başhekimlik dikiş tutmuyor. A.K. Göreve gelir gelmez önceki dönemin başhekimi diye, Prof.Dr.Şahap Kükner’e baskı yaparak istifa ettirdi. O zamandan beri üç yılda dördüncü istafa. Beşinci başhekimin kim olacağı merak konusu. Söylentilere göre A.K. hem itfaiyeci hastane müdürü ile uyum içinde çalışmasi için hem de yönetim görevi vermek için, Fen -Edebiyat Fakültesi Fizik bölümünden bir profesörü Başhekim atayacakmış.Fizik Bölümü ile Hastanenin Fizik Tedavi Bölümünün isim benzerliği dolayısıyla atamanın ETİK olarak da çok uygun olacağı düşünülüyormuş!

  • 23448 Vatandaşın Sitemi Bolu Türkiye 16.07.2009 21:39:12

    Bolu Milletvekili Fatih Metin, Beypiliç tarafından, Beypazarı’na Ankara Üniversitesi bünyesinde yapılacak fakülte projesini eleştirerek; “Bu benim üzerinde hassasiyetle durduğum bir mesele, benim bu konuda şalterim atıyor” demiş. Bir kere bu üslup milletin vekiline yakışmıyor. Beypiliç iyi bir iş yapıyor, eğitime katkıda bulunuyor... Beypazarı bu ülkenin ilçesi değil mi? Adamlar istediği yere istediğini yapamaz mı? Asıl sizlere sormalı; Bolu için sizler ne yapıyorsunuz? Toplantı, kongre, Abant’ı şuna mı verelim, buna mı verelim? Lütfen artık sizler de Bolu için gerçekten yapılması gerekenleri yapın. Sizin üslubunuzla yazarsam; yakında vatandaşın da şalterleri atacak...

  • 23447 Üniversite Bulu TURKİYE 16.07.2009 21:31:05

    Üniversite Magazini diye birinci sınıf kağıda basılı ve yaklaşık olarak 3 yada 4 bin tane aylık basılan bir dergi var. Bu dergi bu kadar çok basılıyor ve posta ile vs tüm resmi dairelere ve kurumlara gönderiliyor.

    Sormak istediğim bunu kim basıyor, parayı kim alıyor.

    Bu dergi neden bu kadar çok basılıyor

    Neden gerekli gereksiz kurumlara yerlere gönderiliyor

    Parayı kim veriyor, bu arada kimler kazanıyor.

  • 23446 aibu3 bolu türkiye 16.07.2009 21:27:19

    Birisi Uygur türklerini savunan bir yazı yamış. Güya üniversitedeki sıkıntılar anlatılırken Uygur türkleri konu edilmiş. Kardeşim siz kimsiniz Uygur Türklerini savunmak kim. Nerelere kaldık nerelere düştük. Senin tek derdin nemalandığın üniversite yönetimini savunmak. Ama ne yaplım güneşte balçıkla sıvanmıyor ki.

  • 23445 Bizim Ülke Bizim Bolu Bolu Türkiye 16.07.2009 21:25:06

    Bolu Milli Eğitim Müdürü yaptığı açıklamada uzun uzun SBS sınavında 15. sırada olmamızın başarısına değinmiş ve hadef ilk on diye söylemiş. Tabiki bu durum bizler için memnuniyet verici. Ancak çocuklarımızın geleceğini tayin eden üniversite giriş sınavlarındaki başarısızlığa her neden fazla değinmeden, sözlerinin sonunda sadece sayısal rakamları vermiş. Sayın Müdürüm esas değinmeniz gerek konu üniversite sınavları olmalıdır. Çünkü hayata atılıp iş bulması gerekenler üniversite mezunlarıdır. Eğer siz üniversite sınavlarında başarılı olamassanız, sbs başarısından hiç söz etmeyiniz. Ve sizlerin öncelikli görevide yıllardır vekaletle yürütülen okul ve kurum yöneticiliklerine asaleten atamalar yapmanızdır. Kolay gelsin sayın Müdürüm.

  • 23442 tıp fakültesi bolu Türkiye 16.07.2009 21:22:48

    Başhekim istifa etti. Daha doğrusu atama kriterlerine uymadığı için ataması bırakmak zorunda kaldı. Bu yönetimin atadığı kişilerin pek çoğunun minimum şartları yerine getirmediğini biliyoruz. Düzmece jurilerin kararları da bu kadar oluyor. Bolu için hayırlı bir gelişme oldu. Oraya daha layık birisi gelir.

  • 23440 ibuu zonguldak türkiye 16.07.2009 18:53:39

    Adem Celen’in yazılarını bekliyoruzzz...

  • 23439 Mehmet Çağ Bolu Türkiye 16.07.2009 18:43:49

    Vali bey yine ulusal basında ilginç açıklamalarıyla yer almış. Efendim, Milli Güvenlik Kurulu kaldırılsın, jandarma lağvedilsin gibi açıklamalar... Bu kurumlar ülkelerin ihtiyaçları doğrultusunda kurulmuştur. Türkiye’nin çevresi risklerle dolu. Başımızda yıllardır terör belası var. Bu kuruluşların kaldırılması kimlere fayda sağlar? Sanırım herkes önce kendi asli işlerini düzgün bir şekilde yapmalı... Eğer daha cazip geliyorsa da siyasete atılmalı. Siyasetciler gibi konuşmak bir valiye uygun değil diye düşünüyorum.

  • 23438 Mustafa Cop BOLU TÜRKİYE 16.07.2009 17:35:11

    “BOLU” dan “Üniversite”ye giriş…

    “BAŞARI” lı mı!..

    “hüsran”yine “hüsran” mı !..

    Hüsran…”Beklenilen bir şeyin elde edilememesinden duyulan büyük acı”…”MİLLİ EĞİTİM” de hüsran yaşanıyor mu…”Plaka” yı tutturabildik mi…

    BOLU……Hedef…Tutmadı…Tutturulamadı mı…Soruyoruz…Başarılı olan “ÖĞRENCİLER” mi…”Sistem” mi…”MİLLİ EĞİTİM” mi…

    Sendikalar…Başkanlar…”TÜRKİYE” çapında eleştiriyorlar…Sorguluyorlar…Okuyoruz…

    “İZZET BAYSAL” Kenti “BOLU” da da “hüsran”mı… “ÖSS”…Üniversiteye giriş…Grafikler…Sonuçlar… 2009 ÖSSS’de 81 il arasında sayısalda 33, eşit ağırlıkta 49, sözelde 57’inci sırada yer almışız… Başardık mı...” ÇUVALLADIK” mı…

    …BOLU da aslında başarılıymışız…”meslek liseleri”…memleket meseleleri…Değil mi…şu mektepler olmasa… ne güzel …Değil mi...

    geçerli sayılan adayların puan ortalamasına göre,”eşit ağırlık” da “AYDIN”,”sayısal” da “KARAMAN”,”sözel” de “AYDIN”…”BİRİNCİ” ler…Bu sonuçlardan ders çıkarması gerekenler… Kimler…”osym” nezdinde “düzce” ile birlikte “itiraz” da edilmiş… hesaplama böyle giderse…seneyede yine aynıyız mı…vay hocam vay…”ümitsiz”miyiz...”ümit” biz miyiz…”eğitimci”siniz…”idareci” mi…mi…mi..miii…

    Biz ”sezer” iz…”sezmek” ise ; “bir belirti,ipucu olmadığı halde,olmuş veya olacak bir şeyi anlamak hissetmek”dir…Evet…”Sezar” ın hakkı “Sezar”a…”mı…mı…mıı…

    Hayırlı işler…bol şanslar…hepimize…hepinize…ekibinize…BOLUmuza…

    Allah bizleri de ilimizden, “Cennet BOLU” dan ayırmasın…Allah,”bürokrasi” ile

    “muhabbet” imizi de arttırsın…

    Amin…

    SAYGILARIMLA.

  • 23434 arifemre BOLU türkiye 15.07.2009 10:27:03

    Bir kaç meseleye dair...

    ’’yarası olan gocunurmuş’’...

    basında bir haftadır Boluspor, Bolu belediyesi ve kızılay ile ilgili çıkan haberleri okumuş bulunuyoruz...

    allaattin yılmazında YAŞANMIŞ bir vakaa yüzünden nasıl hırslandığını, olayın muhatabına nasıl saldırdığını gördük...atalarımız yine doğru söylemiş..demekki.;

    ’’YARASI OLAN GOCUNUYOR’’’....

    Sayın Tahsin Akduma’nın yerel bir gazetede ’’kendime öğüt’’ başlıklı yazısında, kendisine cephe alan insanları, affetmesi konusunda, yine kendi kendine telkinde bulunuyor...

    Sayın Akduman, affetmek ALLAHA mahsustur.. Sen yalnızca insanlara karşı hoşgörülü davranabilirsin, affedemessin...Hatırlatayım dedim...

    alaattin yılmaz yeni zabıta müdürü mahmutla birlikte yine harikalar yaratıyor... şimdide pazar günleri işyeri çalıştırma ruhsatı olmayan esnafa cezalar yazarak yine esnafımızı perişan etme yolunda büyük adımlar atmış bulunuyor... sanırım allattin yılmaz belediyenin 110 trilyonluk borcunu, hiç destek vermediği, hergün bitirmek için değişik uygulamalar yaptığı, bolu esnafından çıkararak kapatmayı düşünüyor...

    esnafımız hala uykuda, oda başkanları hala ceplerini doldurma telaşında...

    gazan mübarek olsun başkan sana yakışıyor bunlar...

    Ekim ayında büyük bir krizin ülkemizi saracağı yine dillendirilmeye başladı... bence esnaf, tüccar, tacir ve vatandaşlarımızın, krizle ilgili şimdiden önlem almaları kendi selametleri açısından uygun olacağı kanaatindeyim...

    Bolu’ya neler oluyor Bolu’da neler oluyor, ben bir Bolulu olarak, bir Bolu çocuğu olarak anlamıyorum, bu kadar çirkinliğin yaşandığı başka bir il de olduğunu düşünmüyorum...Bu çirkinliklerin Bolumuza yakışmadığı ve makam mevki sahibi insanların süratle bir araya gelerek istişare yaparak çözüm üretmeleri gerektiğine inanıyorum...

    ALLAH sonumuzu hayır eylesin...

    SELAMETLE....

  • 23433 Bizim Ülke Bizim Bolu Bolu Türkiye 15.07.2009 21:05:34

    DTP Milletvekili Emine Ayna dokunulmazlık zırhının arkasına sığınarak kin, nefret ve bölücülük dolu konuşmalarına devam ediyor. Ama gelin görünki devletin üst kademesinden bir Allah’ın kulu çıkıpta sen ne diyorsun diyemiyor. Sanırım adli makamlar bu konuşmalarla ilgili soruşturma başlatıyor, dosyayı Türkiye Büyük Millet Meclisine göderiyor. Ama gelin görünki T.B.M.M bu dokunulmazlık dosyalarını görüşemiyor bile. Zira T.B.M.M ’de dokunulmazlığının kaldırılması istenen 300’den fazla milletvekili var ve bunlarında büyük çoğunluğu sayın Başbakan başta olmak üzere iktidar milletvekilleri. Böyle devlet anlayışı olmaz ve olmamalıda. Benim ülkemin topraklarını bölmek isteyen her kim olursa olsun vatan hainidir ve cezasıda malumdur. Bu arada bir garip olanda, AKP hakkındaki kapatma davasını çabucak görüp karara bağlayan Anayasa Mahkemesi, her nedense DTP hakkındaki davayı karara bağlayamadı. Biz Devletimizin en üst kurumlarına güvenmeyeceğizde kime güveneceğiz.....

  • 23423 Piknik mi Kır Düğünü mü Bolu Türkiye 15.07.2009 17:48:46

    Maalesef Bolulu Bürokratlara verilen Aladağlar pikniğinde gördüklerimiz gerçekmiş. Neler oluyor kuzum Bolu Belediyesine. Bu resmiyet bu abartılı organizasyonlar da nereden çıktı. Piknik değil de sanki bir KIR DÜĞÜNÜ. Sosyal Tesisin merdiven trabzanları bile lila şifonlarla kaplanmış. Gülsek mi ağlasak mı halimize. İnsana Selamsız Bandosunu anımsatıyor. Aslında çok sıradan gözükse de durum vahimdir. Konuya bir şekilde Dikkat çekmek, benzeri şeylerin bir daha tekrarlanmaması adına yararlıdır. İlgililer umarım dikkate alır.

  • 23422 Cumhur Bandakçıoğlu Istanbul Türkiye 15.07.2009 17:43:26

    İşçi Kardeş detayı güzel yakalamış.. İşin maddi yanı bir tarafa..Bolu Belediyesi Estetik Kurulu oluşturulsun diyoruz. Ama Bolu Belediyesi evelere şenlik bir zevkle idare ediliyor. Estetitik kim onlar kim.. Aladağ da Piknik organize ediyorlar sanki Termal Otel de Düğün yapıyorlar.. Sandalyeler beyaz örtüler ve lila kuşaklarla süsleniyor.. Pikniğe bak pikniğe.. Umutsuz Vaka...

Sayfalar:

| Aktaş Mh. Taşhancılar Cad. No: 10 - BoluTel: 0374 212 88 66Faks: kamuran@bolununsesi.comEmail: kamuran@bolununsesi.com |