BolununSesi, ne belediyeden, ne de devletten 1 krş. almadan, tenezzül bile etmeden yaşayan TEK gazetedir

Ya evde yoksan..

Ya evde yoksan..
    5 Eylül 2026

    YA EVDE YOKSAN.. Şapkamı, gözlüğümü düzelttim, ceketimin düğmesini yokladım, ...

    Ya evde yoksan..Ya evde yoksan..Ya evde yoksan..Ya evde yoksan..Ya evde yoksan..Ya evde yoksan..

          YA EVDE YOKSAN..

          Şapkamı, gözlüğümü düzelttim, ceketimin düğmesini yokladım, girdim içeri.. Baktım İlkokul arkadaşım makamında.. İnsan yedisinde neyse yetmişinde de o.. Odada İlk dikkatimi çeken masanın üzerindeki yarısı yenmiş elma ile kabak çekirdeği külahı..

    * * *

          Son yazım hakkında konuştuk.. 'Haklısın' dedim 'Sadık'ı atlamışım.. Nezihi Başçavuş'u da daha önce yazdık diye yazmadım.. 'Olmaz ki!” Diyor. 'Deliler kategorisinde piramidin en tepesindeki kişi bunlar.. Üçüncü Hasan, dördüncü Ömer.. 'Hasan'ı yazarken Melek Hanım'ın küçük oğlunu da yazmalıydın.. Onun Kanada'da profesör olduğunu..”

    * * *

           Sadık'ın ölüm haberini Ayhan Altunç Abi'den duymuş İlkokul arkadaşım.. Ayhan Altunç bir gün 'Burası Bolu Belediyesi İlan neşriyat bürosu' diye başladığı anonsunu Sadık'ın vefat haberiyle bitirmiş.. 'Eş, dost ve akrabalarına teessürle duyurulur' demiş kapatırken..

    * * *

          Toraman'ın Meyhanesi'nden gelen 'sesinde şarkısı aşkın, figan olup gidiyor' şarkısı.. Koca Kamil'in Kahvesinin civarı, Bakkal Recai'den yumurta pazarına, oradan da Mustafa Başaran Hoca'nın evine uzanan sokaklar.. Elinde ispirto şişesi, omzunda sazı ile Sadık.. Düğmeler kopuk paçalar sökük, orasında burasında çengelli iğneler..

    * * *

            Zaman zaman büyük suya balığa giderken rastlardık ona.. Kah bir mezarlığın kuytu bir köşesinde, kah Fırka'da bir çam ağacının altında.. Kış aylarında ise biraz daha muhafazalı yerlerde.. Çoğunlukla da kasaplar içinde İsmail Ağa'nın fırınında.. 'Sıva ustasıydı Sadık' diyor arkadaşım.. 'Çok güzel çamur sıva yapardı rahmetli. Emine isminde bir kadınla evliydi.. Örencik Köyü'ndeydi evleri..

    * * *

           'Beni biliyorsun Erdoğan' diyor.. Hiç bir acı eşin kaybındaki kadar ağır olmuyor.. Ne olduysa eşinin vefatından sonra oldu.. Eve köye sığamadı Sadık.. Boylu poslu, kapı gibi adam günden güne çöktü.. Sonra İspirto.. Elden ayaktan düşürüp çalışamaz duruma getirdi onu.. 'N'apsın Sadık? Kambur felek felek olsa, benim 5 yaşındaki çocuğumu Çığırtkanlar'da ağlatmazdı..! 'Boş ver' dedim 'geçen sefer de dedin.. Günaha girme.. Tövbe de..'

    * * *

           Çıktık.. Arka sokakta oturan Cemal Safi'nin evinin önünden geçtik.. 'Şairin Yeri' idi eskiden orası.. Yıkmış, yerine 'Ya evde yoksan' Apartmanı yapmışlar.. Cemal Safi'nin meşhur şiiri 'Ya evde yoksan' O kadar denk düştü ki bu şiir Sadık ile ilgili konuştuklarımıza..

    *

          Ya yolu kaybettim ya ben kayboldum

           Ne olur bir yerden karşıma çıksan

           Tepeden tırnağa sırsıklam oldum

            İçim ürperiyor; ya evde yoksan.

    *

           Elbisem gündelik pabucum delik

          Haberin olsa da sobayı yaksan

          Yağmur iliğime geçti üstelik

          İçim ürperiyor, ya evde yoksan..

    *

          Ne kadar üşüdüm nasıl acıktım

          İlk önce sıcacık banyoya soksan

          Sanırsın şu anda denizden çıktım

           İçim ürperiyor, ya evde yoksan...

    *

          Yanlış mı aklımda kalmış acaba

          Muhabbet sokağı numara doksan

          Boşa mı gidecek bu kadar çaba

          İçim ürperiyor, ya evde yoksan..

    * * *

           DALGINLIK..

            Ben de, bu dalgınlığımın sebebi ne diye düşünüyordum.. Ohoo; daha ne dalgınlıklar varmış meğer.. Arabanın çakmağıyla sigara yaktıktan sonra üfleyip camdan atan adam vardı geçen sefer yazdığımız..

    * * *

           Sonra Sanat okulunda Muzaffer Hoca'nın öğrenci zannettiği, çocuğu 'kravat nerde lan! diye dövmesi.. Çocuk 'Hocam bi dakka' dedikçe basmıştı tokadı Muzaffer Hoca.. Ertesi gün Aşçıbaşının 'Bizim çırak korkudan işe gelemiyor' demesiyle ortaya çıkmıştı skandal..

    * * *

           İlaçlarını içirmeyi unuttularsa kendine zarar vermeye başlayan birinden de bahsetmiştik.. Hastalık alevlendi mi, kendi kendine konuşur, hayal görür, kulağına sesler gelir.. Büyük Cami'ye gider.. Cemaatin arasında topukları çıkmış çoraplarla, yatar kalkar.. Yüzünde, kolunda kedi tırmalamış gibi yaralar..

    * * *

           Bir de babaanne var evde.. Her şeyin kırığını alan.. Kırık pirinç, kırık yumurta.. Bakkal Ases'e; 'Kırık peyniri bana ayırsan Hüseyin Efendi' diyen.. Pirincin, peynirin yanı sıra kalbi de kırık.. Kapının önünde yatan hurda kamyon ve onun sahibi, oğlu.. Bazı geceler uyanıp bahçede, karanlıkta sigara içen adam.. Anasının 'Ağla ağla! açılırsın İhsan!” dediği.. 'Ağla ağla açılırsın İhsan..!”

    * * *

            Eğer Hikaye, mikaye gibi şeyler yazıyorsanız, konu ile alakası olmayan her şeyi çıkartın yazınızdan' diyordu Çehov.. Eğer yazının bir yerinde 'duvarda bir tüfek asılıydı” demişseniz, öylece bırakamazsınız.. Hikayenin bir yerinde o silah mutlaka patlamalıdır, patlamayacaksa, duvarda asılı olmamalı..'

    * * *

           'Sanat merkezinin önünde antika bir top vardı' diye başlamıştım aslında.. ve içinde acaip cafcaflı cümleler kurduğum acayip bir yazı olacaktı yazıya.. Sonra Çehov'un o sözleri geldi aklıma; ya topu patlatacam, ya da o bölümü çıkartacam yazının içinden.. Çıkarttım tabii.. Aslında bir tarihte Tarsus'da ilan ettiğimiz şampiyonluğu top atışları ile kutlamamız var.. Belki oradan girebilirdim konuya.. Berber Fadıl abinin başı çektiği şenlikleri anlatarak.. Vaz geçtim..

    * * *

           Çolak Tahir'in 'Ferah Oteli'nden çıkan, omzu heybeli amcalardan bahsedecektim yine.. Paşa Efendinin havuzlu kıraathanesinde nargile fokurdatan efendileri anlatarak süsleyecektim yazıyı. Hacı Dehri'nin hanı, Kerim Keskin'in 'Karadeniz', Ahmet Özdemir'in 'Abant' Oteli'ni anlatacaktım.. Sonra Mahfele geçecektim..

    * * *

           Ben en çok Mahfeli severdim.. Çıkıp gitsem'' derdim.. Bir çay söylesem kendime.. Tükenmez kalemle masanın kenarına adımı yazsam.. Neler neler görmüştür kim bilir o üzerine isimler yazılmış, kalpler çizilmiş tahta masalar.. Ağaçlara asılı hoparlörlerden ne şarkılar dinlenmiştir kim bilir..

    * * *

           1930'lu yılların ortalarında yolu Bolu'ya düşen Orhan Veli bile bahsediyor oradan.. Mahfel'de oturup bir çay söylemiş kendine; 'Hükümat önünden geçtim' diyor; 'Oturdum bir kahve içtim..”

    *

          Şehirliden vilayete ilam verilmiş,

          Belediye meydanına radyo kurulmuş;

           Verdiğimiz haberlerin özeti.. Falan filan;

           Bir teneke benzin aldık karaborsadan..

    *

           Nurullah Ataç'ın Orhan Veli'ye taktığı bir lakap var onu hatırladım.. Yüzündeki sivilceleri, uzun boyu ve hafif kamburundan dolayı Orhan Veli'ye 'Solucan' lakabını takmış Nurullah Ataç.. 'Şakuli Solucan!' demiş (Dikey solucan).. Bunlar deli ya..!

    * * *

            Ben onu bunu bilmem; lakap dediğin güzel bi şey olacak.. Bakıyorum da; kavgada bile söylenmeyecek lakaplar var.. Geçen gün de saydık bazılarını.. Gerçi gücenenler oldu ama; yiğit lakabıyla anılır demişler... İsmail abi de bi alem; Hem 'boş ver, yazma! diyor, hem de 'Koca Götler'i yazdın mı?” diye soruyor.. 'Ne demişler'i yazdın mı..? Arap Abdullahlar'ı, Şalavanlılar'ı, Çökekler'i, Tulumbacılar'ı, Cebi delikler'i, Kara Şükrüler'i ! Yaz bunları..! Kepek yemezler, Kefal Mehmet, Altı Aylıklar, Cebi Delikler, Mıgır Mahmut, Gutipler.. Bunları da yaz..! Sonra Kara cehennem.. Ölü Baba, Ayı Nazifler, Zabunlar, Faun Ali, Onbaşılar, Tüccarlar.. Yetti mi?” 'Yetti abi sağol..” 'Cavlak Hakkı'yı da yaz, Alimülazımlardan olur kendisi.. Turisinayı da yaz.. Üç harfli Afer ile Cevat'ı yazma.. Yazarsan da beni dedi deme..!”

    * * *

           Az önce eski fotoğrafları karıştırırken kendi fotoğrafımla karşılaştım.. Ayakta naylon ayakkabılar, saçlar alaburus, kollar bacaklar çıltı.. Çizgili pijamalı baba, cantıklı pideli pazar kahvaltıları, pazar yıkanmaları, kış vakti salonda kurutulmaya çalışılan çamaşırlar..

    * * *

           Gülümseten fotoğraflar.. Gülümseten fotoğraflar ama; bir yandan da hüzünleniyor insan.. Bir fotoğrafa bakıyor ve: "aaa bu fotoğrafı panayırda çektirmiştik' diyorsun. 'Bak, burası da İtfaiye bahçesinin önü.. Bir anda zillerin, kampanaların çalmaya başladığı gece çekilmiş.. Herkesin bir tarafa koşuşturduğu, itfaiyecilerin cilalı bir direkten kayarak araçlarına indikleri..

    * * *

            'Nurlar içinde yat Serap' dediğim bir başka fotoğraf önümde.. Ömür'ün kolunda Özden, Erkan'ın yanında İsmail Yar, onun yanında Taner.. En solda 'at kuyruğu saçlı' kız da yok artık.. Ortadaki çocuk, Reha da yok.. Süha da yok, Mehmet de yok.. Geçen sefer de bakmıştık bu fotoğraflara.. Mehmet için en son Trabzon'da Vali Yardımcısıydı demiştim..!

    * * *

           Ve deprem nedeniyle gittiğim Bolu'da çektiğim bir başka fotoğraf.. Hayrat fotoğrafı... Kapısında Ali Kınık'ın 'Ali, Ayşe'yi seviyor' şiirindeki gibi bir de yazı olan.. 'Ulan' demiştim o fotoğrafı çekerken 'Delilikse delilik..! 'Papatya Erguvanı seviyor' un altına; 'Erdoğan da seni seviyor' yazmıştım aceleyle.. 'Oh bee..! demiştim sonra.. 35 küsur sene sonra da olsa, ''oh bee..!

    *

          Adımızı yan yana

         Ağaçlara kazmışlar

         Mahalle allı morlu

          Duvarlara yazmışlar

          Çocuklar bile biliyor

           Ali, Ayşe'yi seviyor (Ali Kınık..)

    *

           Hoşça kalın..

           05.09.2026

           Erdoğan Mühürcüoğlu..

    • gerekli7 Eylül 2026 . 11:16

      Sayın Erdoğan Bey.Cevabınız beni hem sevindirdi,ardındanda ziyadesiyle üzdü.Size ve ailenize geçmiş olsun.Tez zamanda sağlığınıza kavuşmanız dileklerimle acil şifalar dilerim.Saygılarımla...
    • Mehmet Kain6 Eylül 2026 . 23:27

      Kalemine sağlık,selamlarımla.
    • Erdoğan muhurcuoğlu6 Eylül 2026 . 22:51

      "gerekli" rumuzlu dostum, çok teşekkür ederim yorumunuz için ama bir tarihte yazıların kitap haline getirilmesi onerisi yaptığınızı onerinize cevap verme gereği bile duyulmadıginı soyluyorsunuz.. Gördügüm her yorumu cevaplamaya çalışıyorum inanın.. Son günlerde ailece bir takım sağlık sorunları yaşıyoruz, belki bu yüzden atlamış olabilirim.. Ozür dilerim.. Selamlar..
    • Ali Veli6 Eylül 2026 . 22:13

      Suskun, p.ç galiba 3 harfli lakaplar. Özellikle Cevat ismiyle birleşmiş hali kulağımda yer etmiş. Erdoğan abi teşekkürler bu güzel yazı için.
    • ERDOĞAN MÜHÜRCÜOĞLU6 Eylül 2026 . 16:28

      Aman allahım nasıl güzel bir yorum bu.. Komplekse giriyorum vallahi.. Kim yapıyor bu güzel yorumları? Editöre sorsam asla söylemez biliyorum.. Çok teşekkürler bu arada..
    • gerekli6 Eylül 2026 . 15:09

      Yazılarını bir solukta okuduğum sayın yazarın yazılarını kitaplaştırması gerektiği ile ilgili bir yorumda bulunmuştum bir zamanlar.Ama cevap verme dahi gereğinde bulunulmamıştı.Yine sözümdeyim.Bir dönem,bir yer,insanıyla,sokağıyla daha güzel anlatılamaz.Bolu nun yakın zaman tarihi,belgeseli ortaya çıkar kitaplaştırılırsa bu yazılar.Saygılarla...
    • Suskun6 Eylül 2026 . 12:45

      Şakûli Solucan ha!Orhan Veli gibi bir derbeder durur mu!O da yazdığı"Nurullah Ata-Trink Galata-Soğan Salata"tekerlemesiyle ahalinin ağzına sakız etmiştir onu.Ataç bunu hazmedemeyip bi daha konuşmamıştır Orhan Veli ile.Açıkçası bu Nurullah Ataç da sürekli ona buna salça olan,fevri,aksi biraz da ayarsız,dayaklık bi tipmiş anlaşılan.Hatta Oktay Rıfat ve Melih Cevdet,sabretmişler sabretmişler en sonunda dayanamayıp“Eeh..ulan yetti be,sen bizim hakkımızda nasıl böyle yazarsın”deyip bi kuytuda sıkıştırıp,bildiğin tekme tokat epey bi ıslatmışlar bunu.Hangimiz akıllıyız ki?Doğa kanunlarına göre akıllı olanlar bizim dışımızdaki canlılar.Deliren tek tür biziz.[Ölü Baba mı?Abi bu nasıl lakap ya!İnsan böyle bir lakabı nasıl hak etmiş olabilir diye önünde dikilirken Kara Cehennem’in üzerine düşen gölgeyi takip ederek başımı geriye atıp gözlerimi açtığımda “Ölü Baba”heykelinin heybeti karşısında öylece donakaldım.“Ölü Baba”ha! Lakap!..Allah Allaahh! Gogol’un“Ölü Canlar”ı kadar vurucu,hatta daha çarpıcı ve somut.Babaların ölülerinin canlılarını fersah fersah geçmesinden midir nedir!Sonuçta hepimiz bir gün Ölü Baba olup, Ölü Babalarımızın yanına gideceğiz][Bu Afer ve Cevat’ın üç harfli lakapları ne ola ki! Ayı desek o Nazifinki imiş.Hımm..yazılamadığına göre ya odur, ya öbürü:)Başka ihtimal yok][Ha..bu arada;yazı tamamlanmamış.Top patlamamış:) SAYGI ve selam ile

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    Erpiliç

    GÜNÜN SÖZÜ

    Dün, dünle beraber gitti cancağızım; bugün yeni şeyler söylemek ( yapmak ) lazım.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi