Basın Konseyi dışında, hiçbir gasteci cemiyetine üye değiliz

Tarihte unutulmayacak yazılar; "Mahşerde Evren'den alacaklıyım" 

Tarihte unutulmayacak yazılar; "Mahşerde Evren'den alacaklıyım" 
    17 Mayıs 2024

    "Mahşerde Evren'den alacaklıyım" Boluspor'un gerçek efsane kulüp başkanlarından Yener ...

         "Mahşerde Evren'den alacaklıyım"    

          Boluspor'un gerçek efsane kulüp başkanlarından Yener Bandakcıoğlu, son zamanların en çok okunan gazete köşe yazarı olarak kabul edilen Hürrüyet gazetesi yazarı Yılmaz Özdil'e konu oldu. Özdil pazar günkü yazısında Boluspor'un 1981 yılında hakettiği Türkiye Kupası'nın nasıl gasp edilerek Ankaragücü'ne hediye edildiğini yazdı. 

       Özdil, Yener Bandakcıoğlu hakkında; "1981'de, Boluspor'un attığı buz gibi golün iptal edilmesi üzerine Türkiye Kupası'nı kazanmıştı Ankaragücü... Gazeteciliğin yanı sıra baro başkanlığı da yapan, sıkı CHP'li, dönemin Boluspor Başkanı Yener Bandakçıoğlu, "Futbol Federasyonu ve hakem, darbeci Evren'in buyruğunu yerine getirdi, bu dünyada olmasa bile, mahşerde Evren'den alacaklıyım" demişti. Şeklinde 30 yıl önce yaşananları gündeme getirdi.

         Özdil Gazetemizi arayarak bilgi aldı

        Yılmaz Özdil 20 Eylül Cumartesi günü internet gazetemizin arşivindeki Yener Bandakçıoğlu'nun köşe yazısında kaleme aldığı aşağıdaki yazısını teyit ettirmek için 20 Eylül Cumartesi günü gazetemizi aradı. 

         Gazetemiz eski yazarı Yener Bandakçğıoğlu'nun 08.08.2005 tarihli köşe yazısı;          

         HAKİM'İN TEMYİZİ VAR - HAKEM'İN TEMYİZİ YOK
    Yener Bandakçıoğlu

    (SAYIN KENAN EVREN'DEN RUZ-I MAHŞERDE ALACAKLIYIM)

        Geçen hafta lig maçlarının başlaması nedeniyle Türkiye Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu tarafından Abant'ta düzenlenen Hakem Semineri nedeniyle gerek eski Boluspor Kulubü Başkanı olarak gerekse Merkez Hakem Kurulunun değerli başkanı Ufuk Özerten ve Gazanfer Doğu hocalarımızla olan yakınlığım sonucu hakemlik müessesesi hakkında bir şeyler karalamıştım. Yazımın sonunu 2005-2006 futbol sezonunun Türk Hakem camiasına, takımlarımıza ve futbol severlere hayırlı ve uğurlu olması temenilerimle noktalamıştım. O yazımda verdiğim mesajlardan biri de şöyleydi: (- Bütün bir sezon binlerce kişinin adeta bir tarikata bağlanmışçasına gönül verdikleri, yere göğe sığdıramadıkları takımların kaderi 90 dakikalık bir zaman süreci içerisinde o maça atanan hakemin çalacağa düdüğe göre şekillenmektedir. Daha açıkçası bir hakem eğer isterse bir takımın bir yıllık kaderi ile rahatça oynayabilmektedir.)

        Abant seminerinin hayli başarılı olduğunu ve bilhassa Merkez Hakem Kurulu Başkanımız Ufuk Özerten kardeşimin cesur ve çarpıcı açıklamalarının bilhassa ulusal basınımızda devamlı yer aldığını memnuniyetle takip ettik. Bütün bunlar 2005-2006 futbol sezonunda hakem hatalarının asgariye ineceği hakkındaki ümitlerimizi kuvvetlendirdi. Tüm bunlara rağmen hakemlerimizin de nihayet bir insan olduklarını, şu veya bu nedenlerle tesir altında kalabileceklerini geçmişte yaşadığımız çok acı misallere göre de söylemek mecburiyetindeyiz. Bu girişten sonra gelelim yazımızın asıl konusuna.

        Geçen hafta ne demiştik: bir hakem bir takımın tam bir yıllık emeği ile çok rahat bir biçimde oynayabilir. İşte sizlere bir numaralı sorumlusu olduğum Boluspor'un şanlı tarihinden nesiller boyu unutulmaması gereken iki misal. Bunları geçmiş yazılarımda sırası geldiğinde okurlarıma ve efkar-ı umumiyeye birkaç kez duyurmuştum. Ancak her zaman yazdığım gibi zaman çok süratli bir biçimde geçiyor. Yıllar yılları kovalıyor. Genç hemşerilerimin ve okurlarımın 20-25 yıllık bu öyküleri bilmesi ve hatırlaması da mümkün değil. Bizimkisi bir beyin jimlastiği.

       1978-1979 Futbol sezonu. Sezonun son maçlarından biri. İstanbul'da Fenerbahçe ile oynuyoruz Boluspor maçtan bir puan aldığı taktirde kümede kalacak. Boluspor bunu başaracak güçte. Ancak bir dezavantajı var. Fenerbahçe o yıl şampiyonluğa oynuyor. Onun Boluspor'a vereceği bir ya da iki puan Fenerbahçe'nin şampiyonluğu kaptırması demek. Boluspor maçın başından sonuna kadar oynadığı futbolla Fenerbahçe seyircisinin yüreğini ağzına getiriyor. Maçın sonlarına doğru meşhur futbolcumuz Aydın orta sahadan koşarak Fenerbahçe kalesine doğru akıyor ve şimdi adını unuttuğum bir futbolcumun 18 üzerine yaptığı ortayı nefis bir kafayla Fener filelerine çakıyor. Maçın orta hakemi Nihat Özbirgül bu nefis golü verip santraya doğru yürümeye başlıyor. Ancak sevincimiz kursağımızda kalıyor. Zira Fenerbahçe kalesi tarafındaki şimdi ismini anımsayamadığım kafası Yul Burner misali kel olan yan hakem bayrağını indirmiyor. Golü veren Nihat Özbirgül santradan yan hakemin yanına geliyor ve bir iki fiskostan sonra Boluspor'un golünü iptal ediyor. Maçın son dakikalarında bir korner atışında sırtı kalemize dönük olan Fenerbahçe santraforu Ömer'in kafasına tesadüfen değen top şandel alıyor ve filelerimizle kucaklaşıyor. Maçın sonucu FB:1- Boluspor:0. Bu sonuçla Boluspor küme düşüyor ve Fenerbahçe şampiyon oluyor. O yıl benim başkanlığımın ilk yılı. 1970-1978 yılları arasında sürekli olarak ifa ettiğim Genel sekreterlik görevimden ayrılışımdan iki -üç ay sonra yeniden ele aldığım Boluspor da birinci ligden ilk düşüşümüz. Ama Yüce Allah'a binlerce şükürler olsun ki 79-80 sezonunda hiç beklemeden yeniden birinci lige çıkıyoruz. O yılın çok önemli bir başka cephesi daha var. Boluspor'un golünü iptal edip küme düşmemizi sağlayan sayın Nihat Özbirgül sezon sonunda (- Boluspor'u küme düşürdüm. Vicdanım rahat değil.) deyip hakemliği bırakıyor.

       Boluspor tarihindeki en büyük hakem olayı 1981-1982 sezonundaki Türkiye Kupası şampiyonluğunu kaybettiğimiz Boluspor - Ankaragücü maçında yaşanmıştır. Bu maçın öyküsünüde birkaç kez yazmıştım. Her şey zamanın kudretli ismi Sayın Kenan Evren'in bir beyanatıyla başlamıştı. Sayın Evren hiç durduk yerde, sebebi nedendir bilinmez bir gün (-Başkent Ankara'nın bir takımı mutlaka 1. ligte oynamalıdır.) buyurdular. Buyruk, zamanın Futbol Federasyonunca Yüce Allah'tan indirilmiş bir Farz gibi algılandı ve göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir sürede yönetmelik değişikliği yapıldı: ( - Türkiye kupasını kazanan takım birinci lige terfi eder.) Türkiye kupasında hangi Ankara takımı var. Ankaragücü. Kader ağlarını örmeye başlamıştı. Ne yapılıp ne edilip Ankaragücü'nün kupayı Boluspor'un elinden alması ve birinci lige çıkması gerekiyordu. Boluspor'un o günkü formuyla Ankaragücü'nü elemesi kadar tabii bir şey yoktu. Ankara'daki maçta şakır şakır yağmur altında maçı 2-1 kaybettik. 19 Mayıs Stadı'nın yağmur sularıyla dolu zemini Boluspor'un en az üç, dört gölünü önledi. Ertesi hafta Bolu şehir stadı tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Maç akşamı DSİ Gölköy tesislerinde verdiğimiz moral yemeğinde yaptığım duygusal konuşmada da değindiğim gibi Boluspor'un 100 yılda yakalayacağı bir fırsatla karşı karşıyaydık. Ankaragücü'nü yenecek ve Türkiye Kupasını, Dünya durduğu sürece belkide ilk defa Bolu'ya getirecektik. Bu öylesine bir başarı olacaktı ki küçük Bolu için Dünya'nın yerinden oynamasıyla eş değerliydi. Zaten bu başarının bir daha tekrarlanmıyacağını bildiğimden o akşamki tarihi konuşmamı şöyle noktalamıştım: (- Çocuklar, şimdi herkesin huzurunda vasiyetimi yapıyorum. Eğer yarın kupayı alırsak benim mezar taşıma burada Türkiye Kupasını kazanan Boluspor'un Başkanı Yener Bandakçıoğlu yatıyor ) yazılacak.

       Futbolcularım maçın büyük stres ve atmosferine karşın Ankaragücü'nü sahadan sildiler. Beklediğimiz gol maçın 84. dakikasında geldi. Sol açığımız Minas tam 35 metreden mermi gibi bir şutla Ankaragücü kalecisi Adil'in topu dahi göremediği bir pozisyonda Ankaragücü kalesini deldi. Binlerce Boluspor taraftarı gök gürültüsüne benzeyen tezahüratla golümüzü kutlamaya başlamıştı. Ancak bu sevinciniz çok kısa sürdü. Maçın hakemi Sadık Deda golü vermemişti. Zamanın Futbol Federasyonu ve zamanın meşhur hakemi Sadık Deda, zamanın güçlü ve kudretli ihtilal lideri Kenan Evren'in buyruğunu tam itaatkarlıkla yerine getirmişlerdi. O gece görevlerini yerine getirmiş olmanın mutluluğuyla derin bir uyku çekip çekmediklerini elbetteki bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey, küçük Anadolu şehri Bolu'nun büyük takımı Boluspor'un dünya durdukça göreceği en büyük zaferden mahrum olmasıdır. Bende, bu büyük takımın Başkanı olarak en büyük onurumu kaybettim. O itibarla yazımın ikinci başlığında haklıyım. Bu dünyada olmadı ama yarın Ruz-ı Mahşerde, Sayın Kenan Evren'den alacaklıyım dediğimde doğru düşünüyorum.

         Evet sevgili okurlarım. Bir hakem isterse bir şehrin ve bir takımın kaderi ile çok rahatlıkla oynayabilir. Biz yinede hakemlerimize başarılı bir sezon dileğiyle yazımızı noktalayalım.

     

          Yılmaz Özdil'in 21 Eylül tarihli yazısı

    'Her dönemin şampiyonu gazeteciler'in puan tablosu ne olacak?


    Referandumda evet çıktı; başta Kenan Evren, 12 Eylülcü tayfasına "sorumsuzluk zırhı" giydiren Anayasa'nın 15'inci maddesi ortadan kalktı. Haliyle suç duyurusu yağıyor... Yargılanması istenen kişilerden biri, AKP'nin Savunma Bakanı iyi mi!

    *
    Valiydi çünkü Ankara'da.
    *
    Bakın, Ankara deyince aklıma geldi... Madem, başta Kenan Evren, 12 Eylül uygulamalarının tamamına yargı yolu açıldı, Ankaragücü'nün hukuki durumu ne olacak?
    *
    Malum, bi albayı spor bakanı, bi albayı beden terbiyesi genel müdürü yapmıştı Evren... Onlar da illa Evren istiyor diye, durumdan vazife çıkarıp, ikinci ligdeki Ankaragücü'nü birinci lige çıkarmıştı.
    *
    (Evren tarafından darbe marifetiyle birinci lige çıkarılan Ankaragücü'nün bugünkü başkanının, AKP'li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı'nın oğlu olması da, kaderin cilvesi sanırım!)
    *
    "Türkiye Kupası'nı kazanan takım ikinci ligde bile olsa, birinci lige çıkar... Türkiye Kupası'nı kazanan takım küme düşse bile, kümede kalır" şeklindeydi, Evren'in icat ettirdiği yönetmelik... Ankaragücü böyle çıktı.
    Sonra?
    Ankaragücü'yle sınırlı kalmadı...
    Bursaspor 1986'da küme düştü.
    Ancak Türkiye Kupası'nı kazandı.
    Hadi bakalım, Bursa da ligde kaldı.
    *
    Kapı açılmıştı...
    Darbeci Kenan Evren yapar da, darbe hükümetinin başbakan yardımcısı Turgut Özal yapmaz mı? 1987'de Diyarbakır, Antalya, Bursa ve Kocaeli küme düştü, Özal devreye girdi, başlamış olan ligleri durdurdu, Bursa ve Kocaeli yeniden birinci lige alındı!
    *
    16 takımlı ligden üç takım düşsün, dört gelsin, bu sezon dört düşsün, üç çıksın, hadi bu sefer iki düşsün, dört gelsin filan derken, ligin altı üstüne geldi, 18'e bağlanması yıllar aldı.
    *
    Taaa 1981'de, Boluspor'un attığı buz gibi golün iptal edilmesi üzerine Türkiye Kupası'nı kazanmıştı Ankaragücü... Gazeteciliğin yanı sıra baro başkanlığı da yapan, sıkı CHP'li, dönemin Boluspor Başkanı Yener Bandakçıoğlu, "Futbol Federasyonu ve hakem, darbeci Evren'in buyruğunu yerine getirdi, bu dünyada olmasa bile, mahşerde Evren'den alacaklıyım" demişti.
    *
    30 sene, yüzlerce takım, binlerce maç, onlarca şampiyonluk, tirilyonlarca gelir...
    O günden beri, tartışmalıdır.
    *
    Elbette çok severim Ankaragücü'nü, Bursa'yı, Kocaeli'ni... Pazar günü azıcık spor yapalım da, beyin kıvrımlarımıza oksijen gitsin diye yazıyorum bu satırları...
    Nedir 15'inci maddenin sınırları?
    *
    Futbolumuzda darbenin izleri vardır da, hayatımızın gerisinde yok mudur?
    *
    Söz konusu maddeyi kaldıranların, açık açık tarif etmesi gerekiyor bunu..
    Kimleri kapsar?
    *
    Çünkü soracağız:
    İnsanlar işkenceler altında inim inim inlerken, Kenan Evren şakşakçılığı yapan, evinde ağırlayıp parti veren, ahalinin darbecileri sevmesi için ballandıra ballandıra yazılar döşenen, köşe olan ve bugün utanmadan demokrat ayaklarına yatan gazeteciler dahil midir mesela?

     

    • Büyük Boluspor17 Mayıs 2024 . 20:49

      O günlerin Bolusporu bügüne nazaran çok daha kısıtlı imkanlara sahipti. Şehir Türkiye’nin en küçük şehirlerindendi. İyi yöneticiler, iyi futbolcular vardı. Disiplin vardı. O günleri tekrar yaşamak hayal ötesi. Yener Bandakçıoğlu bu işi Türkiye ‘de Süleyman Seba ile maddi imkanları olmadan başarabilmiş nadir başkanlardandır. Boluspor markası o günlerde oluşmuştur. Bu kulübe sahip çıkan ve mücadele veren ayakta tutmaya çalışan başta Savaş başkan olmak üzere gerçek Boluspor sevdalılarına teşekkürler.
    • Cemil17 Mayıs 2024 . 12:25

      Alacak verecek meselesi öte tarafa, mahşere kaldıktan sonra pek çoklarının yatacak yeri yok. Ama o teselli vermiyor ki! Önemli olan o adaletin bu tarafta da çalıştığını görmek. Sıkıntı bu tarafta; Herkesin yaptığı yanına kalıyor! Burada kazanan hep kötülük!

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

    GÜNÜN SÖZÜ

    Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

    SON YORUMLAR
    Sağlık İlaç Gıda Takviyesi Siyah Sarımsak